Sevgili okurlar, bugün sizinle ağır meselelerden, karmaşık teorilerden ya da bitmek bilmeyen tartışmalardan söz etmeyeceğim. Gelin şöyle karşılıklı oturmuşuz da çaylarımızı yudumlarken dertleşiyormuşuz gibi konuşalım. Çünkü insan bazen dünyanın gürültüsünden yoruluyor. Haberleri açıyorsun, bir kavga. Sosyal medyaya giriyorsun, bir öfke seli. Sokakta yürüyorsun, herkes gergin. Sonra ister istemez insanın içinden şu cümle geçiyor. Bu dünya nereye gidiyor?
İşte tam burada aklıma Kobi Yamada’nın ‘İyilik Bankası’ kitabı geliyor. Küçücük bir kitap ama içine koskoca bir hakikat sığdırmış. İyilik dediğin şey büyük sahnelerde yapılan kahramanlık değildir. Bazen sadece bir kapıyı tutmaktır. Bazen bir çocuğun başını okşamaktır. Bazen de kırgın birine sessizce halini hatırını sormaktır.
Bir öğretmen olarak bunu sınıfta her gün görüyorum. Bazen derse moralsiz gelen bir öğrenci oluyor. Arkadaşı ona kalem uzatıyor. O küçücük hareket çocuğun bütün gününü değiştiriyor. Bazen teneffüste yalnız kalan bir öğrenciye biri gidip yanına oturuyor. O çocuk kendini yeniden değerli hissediyor. Bazen de sınıfta hata yapan bir arkadaşına gülmek yerine destek olan öğrenciler çıkıyor. İşte o an anlıyorum ki iyilik sadece bireyi değil, ortamı da değiştiriyor.
Bugün çocukların bazıları öfkeye çok çabuk teslim oluyor. Sabırsızlık arttı. Saygısızlık sıradanlaştı. Trafikte korna ile konuşanlar, otobüste yaşlıya yer vermeyenler, sınıfta arkadaşını küçümseyenler çoğaldı. Bunun temelinde çoğu zaman sevgi eksikliği ve nezaket yoksulluğu var. İnsan küçük yaşta iyiliği öğrenmezse, büyüdüğünde sertliği normal sanıyor.
Oysa iyilik öğrenilen bir davranıştır. Nasıl ki matematik çalışarak gelişir, nasıl ki dil tekrar ederek güzelleşir, iyilik de yapıldıkça çoğalır. Sınıfta öğrencilerime bazen şunu söylerim. Bugün birbirinize not değil, değer kazandırın. Çünkü iyi bir sınıfı sadece başarılı öğrenciler değil, birbirine iyi davranan öğrenciler oluşturur.
Şunu da unutma dostum. İyilik sadece karşı taraf için değildir. Asıl kazanan çoğu zaman sensin. Birine yardım ettiğinde senin içindeki yük hafifler. Birini dinlediğinde kendi kalbin yumuşar. Özür dilediğinde küçülmezsin, büyürsün. Teşekkür ettiğinde eksilmezsin, çoğalırsın.
Geçen gün bir öğrencim teneffüste yere düşen silgiyi arkadaşına verdi. Basit bir hareket gibi göründü. Ama sınıfta başka çocuklar da bunu gördü. Sonra biri başka birine defterini taşıdı. Bir diğeri arkadaşına yer verdi. Küçük bir iyilik sınıfın havasını değiştirdi. Çünkü iyilik bulaşıcıdır.
Şimdi sana bir teklifim var. Bugün gizli bir kahraman ol. Kimse bilmeden bir iyilik yap. Evde annene yardım et. İş yerinde bir arkadaşına destek ol. Sokakta birine tebessüm et. Sınıfta dışlanan çocuğun yanına otur. Kimse alkışlamasın, kimse görmesin. Ama sen kalbindeki değişimi fark et.
Dünya büyük laflarla değil, küçük davranışlarla güzelleşir. Herkes bir başkasının değişmesini bekliyor. Oysa mesele başkasında değil, sende başlıyor. Sen yumuşarsan çevren yumuşar. Sen saygı gösterirsen saygı yayılır. Sen iyilik yaparsan kötülüğün sesi biraz daha kısılır.
Sevgili okurlar, bugün eve giderken kendinize şu soruyu sorun. Ben bugün ‘iyilik bankası’na ne yatırdım?
İnanın bana, bu hesabın getirisi çok yüksek. Hem dünyaya kazandırıyor hem insana.
Sevgili okurlar, hayat sandığımız kadar uzun değil. Kırmaya, öfkeye, kibire ayıracak vaktimiz yok. Ama bir gönül almaya, bir çocuğu sevindirmeye, bir insanın yükünü hafifletmeye her zaman vaktimiz var. Belki dünyayı tek başımıza değiştiremeyiz ama bir insanın gününü değiştirebiliriz. Bazen bir insanın günü değişince, kaderi de değişir. Hadi bugün iyiliği ertelemeyelim. Çünkü yarın hatırlanacak olan, ne kadar konuştuğumuz değil; kimin kalbine dokunduğumuzdur.