Sevgili okurlar, bu hafta yine hayatın içinde koşturarak geçti. Sabah okula gittim, öğrencilerimle ders yaptım. Öğleden sonra dershaneye geçtim. Hafta sonu yine dershanedeydim. Bir bakıyorum gün bitmiş, akşam olmuş. Eve geldiğimde bazen yorgunluktan koltuğa oturup birkaç dakika öylece kalıyorum. Sonra kendi kendime bugün de geçti ama boş geçmedi diyorum.
Ben öğretmenliği biraz da böyle seviyorum. Her gün aynı yere gidiyorum gibi görünse de her gün başka bir hikâyenin içine giriyorum. Bir öğrencimin derste söylediği bir cümle, başka bir öğrencimin çözdüğü zor bir soru, bir öğrencimin “Hocam bugün bunu anladım” demesi bütün yorgunluğumu alabiliyor. Bazen bir öğrencimin yüzündeki tebessüm, bütün günümün en güzel anı oluyor.
Geçtiğimiz günlerde Bursa'nın sokaklarında biraz dolaştım. Eylül başka güzel Bursa'da. Hava serin, zaman zaman yağmur yağıyor. Ağaçların rengi değişmeye başlıyor. Sokakta yürürken içime güzel bir huzur geliyor.
Bazen çok uzaklara gitmeye gerek olmadığını düşünüyorum. Bir çay içmek, biraz yürümek, güzel bir manzaraya bakmak, sevdiğim biriyle sohbet etmek bile ruhuma iyi geliyor.
Belki de hayatı gözümüzde fazla büyütüyoruz. Mutlu olmak için büyük şeyler bekliyoruz. Güzel bir araba, güzel bir ev, uzun bir tatil, çok para, büyük başarılar. Bunların hepsi elbette güzel. Fakat insan bazen sahip olduğu en kıymetli şeyleri fark etmeden bunların peşinde koşuyor.
Ben son zamanlarda bunu daha fazla düşünüyorum. Sağlığım yerindeyse bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu hatırlıyorum. Sabah gözümü açıp yeni bir güne başlayabiliyorsam, yürüyebiliyorsam, konuşabiliyorsam, sevdiklerimin sesini duyabiliyorsam, bir öğrencinin karşısına geçip ders anlatabiliyorsam aslında hayat bana her gün yeniden bir şeyler veriyor.
Vaktin kıymetini bilmek gerektiğine inanıyorum. Çünkü para kaybedilebilir, yeniden kazanılabilir. Bir eşya kırılır, yenisi alınabilir. Bir yere bugün gidilemez, başka zaman gidilebilir. Fakat geçen zaman geri gelmiyor.
Ben bu yüzden elimden geldiğince güzel yaşamaya çalışıyorum. Boş yere kırılmamaya, boş yere kırmamaya çalışıyorum. Saatlerimi anlamsız tartışmalarla, gereksiz insanlarla, beni aşağı çeken düşüncelerle tüketmek istemiyorum.
Telefonun ekranında saatlerce kaybolmak yerine bazen kitabın kapağını açıyorum. Bir dostumu arıyorum.Ailemle vakit geçiriyorum. Öğrencilerimle sohbet ediyorum. Bursa'nın güzel bir köşesinde yürüyüp bir çay içiyorum.
Hayat aslında böyle küçük anların toplamı değil mi? Bir sabah okula giderken duyduğum serin hava, sınıfta öğrencimin attığı kahkaha, ders arasında içtiğim çay, yağmurdan sonra Bursa'nın o güzel kokusu, akşam eve geldiğimde duyduğum tanıdık bir ses.Bunların hepsi hayat.
Ben bu hafta bunları düşündüm. Çok büyük şeyler yaşamadım belki. Dünyayı değiştirmedim. Büyük bir yolculuğa çıkmadım. Ama çalıştım, öğrencilerimle vakit geçirdim, ders anlattım, biraz Bursa'yı gezdim, yağmuru gördüm, çayımı içtim. Yoruldum ama şükrettim.
Allah'a şükürler olsun, sağlığımız yerinde. Çalışıyoruz. Öğrencilerimiz var. Gidecek yollarımız, okuyacak kitaplarımız, konuşacak dostlarımız, görecek güzel yerlerimiz var. Daha ne olsun?
Ben biraz da böyle bakmak istiyorum hayata. Her günün kıymetini bilerek. Boş geçen saatlerimizi azaltarak. Sevdiklerimize daha çok vakit ayırarak. İşimizi severek. Öğrencilerimize güzel şeyler bırakmaya çalışarak. Bursa'nın yağmurunu da güneşini de severek.
Çünkü hayat beklemiyor...
Bugün elimizde olan yarın olmayabilir. Bugün yanımızda olan insan yarın başka bir yerde olabilir. Bugün yürüdüğümüz sokaktan yarın geçemeyebiliriz.Öyleyse bugün güzel yaşayalım.
Birbirimizi üzmeden, elimizdekilerin kıymetini bilerek, zamanımızı gerçekten değerli şeylere ayırarak yaşayalım.Ben bu hafta bir kez daha şunu anladım.
Hayat, başımıza gelecek güzel şeyleri beklemekten ibaret değil.
Hayat, elimizde olan güzellikleri fark edebilmek...
Sağlıcakla kalın, haftaya görüşürüz.