Bu haftaki sohbet edeceğimiz yazımız biraz geniş, biraz da içimize dokunan cinsten. Çünkü konu öyle dışarıda değil, direkt bizim içimizde.
Bak şimdi sana çok tanıdık bir sahne anlatayım. Sabah uyanıyorsun, eline telefonu alıyorsun, daha gözünü tam açmadan bir bakmışsın herkes senden daha mutlu, daha başarılı, daha zengin, daha düzenli. Birinin çocuğu harika, öbürü spor yapmış, diğeri para kazanmış, biri gezmiş. Sen daha çayı koymadan kendini eksik hissetmeye başlıyorsun. Gün daha başlamadan moral sıfır.
***
İşte kıyas tam burada başlıyor ve insanın içine sinsice giriyor.
Kıyas dediğin şey aslında beynin sana oynadığı bir oyun. Psikolojide bunun adı sosyal karşılaştırma. İnsan kendini anlamak için başkasına bakar ama mesele şu, sen kendini ölçmüyorsun, kendini eziyorsun. Çünkü kimse hayatının tamamını paylaşmıyor. Sen başkasının vitriniyle kendi mutfağını kıyaslıyorsun.
En büyük sıkıntı da burada başlıyor. Çünkü kıyas seni geliştirmez, seni küçültür.
İçten içe kemirir. Bir süre sonra şunu demeye başlarsın, ben neden onun gibi değilim?
İşte o an özgüvenin çatırdamaya başlar.
***
Günlük hayattan düşün. Sınıfta bir öğrenci var, sürekli bir başkasıyla kıyaslanıyor. Bak Ahmet senden iyi, bak Ayşe senden hızlı, bak Mehmet senden başarılı. Bu çocuk ne yapar biliyor musun, ya tamamen içine kapanır ya da hırçınlaşır. Çünkü artık kendisi olmak yetmiyordur, başkası olmak zorundadır.
Aynı şey yetişkinlerde de var. Adam işe gidiyor, çalışıyor ama gözü sürekli başkasının maaşında. Kadın evini çekip çeviriyor ama sosyal medyada gördüğü hayatlara bakıp kendini yetersiz hissediyor. Gençler zaten ayrı bir dünya. Herkes birbiriyle yarış halinde ama kimse mutlu değil.
***
Tarihe bakıyorsun, en büyük yıkımların altında bile kıyas var. Kardeş kardeşi çekememiş, komutan komutanı hazmedememiş, devletler birbirinin gücüne bakıp hırs yapmış. Kıyas çoğu zaman huzuru değil, savaşı getirmiş.
Dini açıdan bakınca da mesele çok net. İnsana verilen en büyük şeylerden biri kendine razı olmak. Şükür dediğin şey tam olarak bu. Senin olanı görmen. Ama kıyas ne yapıyor, seni sürekli olmayana odaklıyor. Elindekini değersiz hissettiriyor. Bu da insanın iç huzurunu alıp götürüyor.
Psikolojik olarak en tehlikeli tarafı şu. Kıyas bağımlılık yapar. Bir kere başladın mı bırakamazsın. Sürekli kendini ölçersin. Sürekli eksik bulursun. Çünkü hep senden daha iyi biri olacak.
Bu yarışın sonu yok. Kazananı da yok.
Bir de şu var, kıyas seni tembelleştirir. Garip ama gerçek. Çünkü sürekli başkasına bakan insan kendi yolunu kaybeder. Ne yapacağını şaşırır. Kendi hedeflerini unutursun. Kendi hikayeni yazmayı bırakırsın, başkasının hikayesine bakarak yaşarsın.
***
Halbuki herkesin başlangıç noktası farklı. Şartlar farklı. Zamanı farklı. Senin yürüdüğün yol başkasınınkiyle aynı değil ki. Aynı terazide tartmaya çalışmak zaten en baştan hata.
Bak net söyleyeyim. Kıyasın olduğu yerde huzur olmaz. Kıyasın olduğu yerde özgüven büyümez. Kıyasın olduğu yerde gerçek başarı da gelmez. Çünkü sen kendin için değil, başkası için yaşamaya başlarsın.
***
Peki ne yapacağız?
Çok basit ama zor bir şey. Kendinle yarışacaksın. Dün neydin, bugün ne oldun. Mesele bu. Bir adım bile ilerlediysen tamamdır. Küçük de olsa geliştiysen doğru yoldasın.
Şunu da unutma. Senin hayatın başkasının özetiyle ölçülmez. Herkes kendi yükünü taşıyor. Herkesin görünmeyen derdi var. Sen sadece görünen kısma bakıp kendini ezme.
Son olarak şunu söyleyeyim. Kıyas insanın kalbine sessizce giren bir hırsız gibidir. Neşeni çalar, huzurunu çalar, kendine olan saygını çalar. Fark etmezsen içini boşaltır gider.
Kendin ol. Kendi yolunda yürü. Yavaş git ama sana ait olsun. Çünkü en büyük kayıp başkası gibi olmaya çalışırken kendini kaybetmektir.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.