Birkaç hafta önceydi. Öğle saatleri arkadaşımla Osmangazi’den Nilüfer’e giden otobüste en arkada oturuyoruz. Yirmi kişi kadarız. Arka kapının önündeki koltukta okuldan çıkmış liseli iki genç kız oturuyor. Kraker bisküvi atıştırıyorlar. Durakta kapı açılınca kızlardan biri geri dönüp elindeki boş ambalajları kaldırıma fırlattı.
Ambalajlar kaldırımda yürüyen gri ceketli, başında eski bir kasket olan, beli hafifçe bükülmüş, yüzü çizgilerle dolu, elinde file torbası taşıyan yetmiş yaşlarında bir adamın önüne düştü. Adam yavaşça durdu. Gözlüklerinin üzerinden otobüse baktı. Yüzünde kızgınlık yoktu, yorgun ama vakur bir ifade vardı. Açık kapıya bir adım yaklaştı ve sakin bir sesle konuştu. Kızım yere düşen sadece çöp değil. Kişiliğini yere attın!
O an otobüste bir sessizlik oldu. Kimse bağırmadı kimse azarlamadı. Adamın sesi ne sertti ne yumuşak. Sadece yerini bulmuş bir söz gibiydi. Genç kızın yüzü kızardı mı hatırlamıyorum ama benim içime bir şey oturdu. Çünkü o gün anladım ki yere atılan şey sadece bir ambalaj değilmiş. İnsan bazen fark etmeden kendini yere atıyormuş.
Bakın mesele çöp değil sadece. Mesele karakter. Mesele ben kimim sorusu. Bugün sokakta yürürken kaldırıma tüküreni görüyoruz. Arabadan camı açıp pet şişeyi fırlatanı görüyoruz. Parkta çekirdek yiyip kabukları olduğu yere serenleri görüyoruz. Sonra dönüp ülke neden böyle diyoruz. Ülke dediğin yer gökten inmiyor ki. Ülke dediğin bizim avucumuzun içi.
Geçen gün okul çıkışı bir grup genç simit kâğıtlarını bahçeye bırakıp gitti. Beş dakika sonra bir başka çocuk eğilip hepsini topladı. Kimliğini yere atmayan bir çocuktu o. Sosyal medyada saatlerce ahlak dersi veren ama trafikte ambulansa yol vermeyenleri görüyoruz. Depremde yardım kolisi paylaşıp normal zamanda apartmanının önünü kirletenleri görüyoruz. Herkes vitrinde tertemiz ama arka sokakta başka.
Şimdi düşünelim. Bir insan yere çöp atarken aslında ne yapıyor. Ben umursamıyorum diyor. Benim ardımdan gelen düşünsün diyor. Bu sokak benim değil diyor. Oysa o sokak senin evinin devamı. O kaldırım senin çocuğunun yarın yürüyeceği yer. Çöpe bakışın aslında hayata bakışın.
Kimlik kartımız cebimizde duruyor ama asıl kimliğimiz davranışlarımızda. Çevre bilinci dediğimiz şey lüks değil görgü meselesi. Medeniyet dediğimiz şey yüksek binalar değil yere eğilip bir kâğıdı alabilmek. Avrupa temiz biz kirliyiz muhabbeti yapmak kolay. Zor olan kimliğini yere düşürmemek.
Bakın çarşıda esnaf sabah dükkânının önünü süpürüyor. Akşam biri gelip izmariti tam o temiz yere atıyor. Bu sadece temizlik değil saygı meselesi. Okulda öğrenci sıranın altına çöp sıkıştırıyor. Sonra öğretmen disiplin zayıf diyor. Evde anne çocuğa yerlere atma diyor ama misafirlikte peçeteyi koltuğun arasına sıkıştırıyor. Çocuk görüyor ve öğreniyor. Kimlik böyle böyle aşınıyor.
O gün otobüsteki o amca aslında bir millete ders verdi. Bağırmadan çağırmadan. Kimliğini düşürdün dedi ve sustu. Çünkü bazen en ağır tokat sessiz cümledir. Ben o günden beri yerlere atılan çöplere başka gözle bakıyorum. Yere atanın kimliği diyorum içimden. Bir toplumun aynası yere bakınca görülür.
Bugün elimizde telefonlarla dünyaya ahlak dağıtıyoruz. Ama yere eğilip bir çöp almaya üşeniyoruz. İşte mesele burada. Büyük laflar değil küçük hareketler belirliyor bizi. Çevre kampanyası paylaşmak güzel ama asıl kampanya cebindeki kâğıdı çantana koymak. Belediyeyi suçlamak kolay ama ilk adım kendi elin.
Belki de yeniden kimliğimizi cebimizden çıkarıp bakmamız gerekiyor. Adımız yazıyor olabilir ama karakterimiz yazmıyor. Onu her gün biz yazıyoruz. Sokakta, okulda, trafikte, evde. Yere attığımız her şeyle biraz siliyor ya da yere eğilip aldığımız her şeyle biraz parlatıyoruz.
Gel şu şehirle barışalım. Bu ülkeyi sevmek nutukla değil davranışla olur. Çocuğumuza bırakacağımız en büyük miras temiz bir vicdan ve temiz bir sokak olsun. Kimliğimizi yere düşürmeyelim. Çünkü bir gün biri arkamızdan seslenmeden biz kendimiz fark edelim. Yere baktığımızda çöp değil karakter görelim. Başımızı kaldırdığımızda içimiz rahat olsun.
O gün o otobüste anladım ki mesele çöp değil, mesele insanın kendine duyduğu saygı. Kimse görmüyor sanıyoruz ama aslında en çok kendimiz görüyoruz yaptıklarımızı. Yere attığımız her şey biraz da içimizden eksiltiyor bizi. Eğilip aldığımız her şey ise çoğaltıyor.
Bu şehir bizim. Bu sokaklar bizim. Çocuklarımızın yarın yürüyeceği yollar bugün bizim elimizde. Gelin kimliğimizi cebimizde değil davranışlarımızda taşıyalım. Yere bakınca utanç değil sorumluluk görelim.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere. Hayırlı Ramazanlar dilerim.