Son zamanlarda gerek sosyal medya, gerek ekran aracılığı ile birkaç müzik grubunun ve de sanatçının ahlaki düzene aykırı davranışlarda bulunarak toplumun ahlaki söylem, davranış ve anlayış biçimine olumsuz örnek olabileceğine dair sitemkar reels video tarzı içerikler dolaşıyor.
Bugün bu konudaki kendi düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Öncelikle belirtmeliyim ki bu insanların popüleritesini yücelten, ortada olmayan “sanat“ adı altındaki davranışsızlığı alkışlar ve gösterdiğimiz rehabet ile yukarıya taşıyan biziz. Bugün geldiğimiz noktada eleştiriye açık oldukları konusunda hemfikirim fakat kendimizi de eleştirecek alanlarımız olduğunu düşünüyorum.
Öncelikle en popüler olanından; hatta kendini “komik” olduğunu düşünen fakat benim “bir insan bunu kendine neden yapar?” diye üzüldüğüm Fatma Soydaş’tan başlayalım.
Birkaç reels ve paylaşımını tesadüfen görmüştüm. Popüleritesini bilmeden tanımadan aklımdan geçen ilk izlenim şu olmuştu, “yazık bir kız çocuğu bunu kendine neden yapar”?
Sonrasında içindeki aile sevgisi ile onaylanmak için yıllarca uğraşmış belki de sevilme görülme anlayışının davranışa döküldüğünde karşılık bulurum diye öğrendiği bu kız ”dini bütün yaşıyorum” ve “türbanım ile ilk doğru izlenimi veririm” düşüncesi ile sosyal medya aracılığı kaidesinde kendini dini de alet ederek teşhire başlamıştı. Ardından bu kızın saçmalıklarına toplum olarak alet olduk. Beğeniler, emojiler ve daha fazlası …
Geldiği noktada bugün suçlandığı suç unsuru olan “dini unsurları kullanarak halkı yanlışa sürüklemesinden” sadece o sorumlu değil.
Yanlışı destekleyen biziz, hepimiziz…
Sonraki meşhur ve popüler grubumuz: MANİFEST…
Yıllardır bu toplumdan; sanatıyla, eserleriyle ve davranışlarıyla insanlara örnek teşkil eden çok değerli sanatçılar gelip geçti. Hemen hemen hepimizin geçmişine, bugününe ve hatta geleceğine dokunan, hafızalarımızda yer eden pek çok güzel eser bırakıldı.
Yaşlısından gencine, toplumun adabımuaşeret anlayışına ve eğlence kültürüne hitap eden sanatçıları ötekileştirip ne oldu da sözlerini dahi anlamakta zorlandığımız, anlam bütünlüğünden uzak, argo ve küfür içeren, cinselliği çocukların dahi önüne fazlasıyla koyan kişilere alkış tutar hâle geldik?
Daha da acı olanı ise bu anlayışa itiraz eden bir kesimin, toplumun “yozlaşmaya yüz tutmuş” insanları olarak ilan edilmesi…
Sahnede sanat icra ettiğini iddia eden ancak davranışları ve söylemleriyle toplumsal ahlak ve saygı konusunda ciddi soru işaretleri oluşturan birkaç genç kız…
Bir başka düşündürücü konu ise bu gençlerin aileleri ve yakınları.
Gözümüz gibi bakıp büyüttüğümüz evlatlarımızın bir gün toplumun etkisiyle yanlış davranışlara yönelmesi, ardından da yine aynı toplum tarafından linç edilmesi ve ayıplanması bir anne-baba için ne kadar acı bir durumdur?
Ancak çocuklarımızı olumsuz örneklerden uzak tutmak adına önlem almamız gerektiğini söylerken de dönüp kendimize bakmamız gerekiyor.
Bugün eleştirdiğimiz, kötü yorumlarla hedef aldığımız bu grubun konser biletleri tükenene kadar kuyruklar oluşturan da bizdik.
Onlara, “Biz doğru olanı yapıyoruz, daha fazlasını yapmalıyız.” düşüncesini aşılayan da yine biz olduk. Ellerinden tutup çocuklarımızı o konserlere götürerek, farkında olarak ya da olmayarak bu anlayışa destek verdik.
Peki biz bugün geldiğimiz noktaya nasıl ulaştık?
Çocukluğumuzda ekranlarda, sahnelerde eğlence adı altında izlediğimiz bazı programlar vardı. O dönem belki yalnızca birer gösteri, birer eğlence olarak gördüğümüz birçok şeyin, bugün yaşadığımız toplumsal dönüşümün küçük işaretleri olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz.
Aslında yaklaşık yirmi, otuz yıl sonra ortaya çıkabilecek bu tablo öngörülebilir bir şeydi.
Peki kimi suçlamamız gerekiyor?
“Suçlanacak kimse yok.” diyemeyeceğim. Çünkü burada suçlu yalnızca bir kişi ya da bir grup değil; bir anlamda hepimiziz.
Sanatçının yalnızca yaptığı sanatla değil, kişiliği ve davranışlarıyla da topluma örnek olması gerektiği unutulmamalıydı.
Devletin de toplumu etkileyen, özellikle çocuklar ve gençler tarafından yoğun biçimde takip edilen içeriklere karşı sorumluluğunu yerine getirmesi gerekiyordu.
Belki yıllar öncesinden bugün yaşanacakları öngörebilecek yeterli kaynak ve mekanizma yoktu. Ancak yüzlerce video çekerek ve paylaşarak, konserlerde uzun kuyruklar oluşturarak, sosyal medyada çocukların ve gençlerin karşısına yoğun biçimde cinsellik ve beden teşhiri koyan içeriklerin normalleştirilmesine izin vermemeliydik.
Bugün 12-13 yaşındaki bir çocuğun güzellik ve bakım anlayışının protez tırnaklar, estetik müdahaleler ve dış görünüş üzerinden şekillenmesine neden olacak örnekleri toplumun önüne koymamalı, bunları özendirmemeliydik.
Maalesef bugün geldiğimiz noktada, bu acı gerçeğin oluşmasında hepimizin payı var.
Şimdi soruyoruz:
Suçlu kim?
Bana göre suçlu tek bir kişi değil.
Çocuğunu yetiştirirken toplumsal sorumluluğunu yeterince yerine getirmeyen aileler…
Doğruyu öğretmesine rağmen dışarıda gördüğü yanlış davranışları alkışlayan bir toplum…
Ve değişen toplumsal yapıya, özellikle çocukları ve gençleri etkileyen yeni kültürel akımlara karşı yeterince öngörülü ve etkili tepki gösteremeyen bir devlet anlayışı…
Çünkü bugün yetiştiremediğimiz, doğru yönlendiremediğimiz her çocuk yalnızca kendisine ve ailesine zarar veren bir birey olarak kalmayacak. Bir gün yaptığı yanlışlar, bizim doğru yetiştirmeye çalıştığımız çocuklarımızın hayatını da etkileyebilecek.
İşte bu yüzden bu mesele yalnızca onların meselesi değil.
Hepimizin meselesi.
Çocuklarımızı suçlamak yerine, onları hangi dünyada ve hangi değerlerle yetiştirdiğimizi sorgulamalıyız.
Sanatı savunurken ahlakı, özgürlüğü savunurken sorumluluğu, eğlenceyi savunurken de toplum üzerindeki etkisini unutmamalıyız.
Çünkü bir toplumun geleceği yalnızca sahnelerde değil, evlerde, okullarda, ekranlarda ve çocuklara verdiğimiz örneklerde şekillenir.
Daha yaşanabilir, daha sağlıklı ve daha ahlaklı bir toplumsal düzen dileğiyle…
Şimdilik hoşça kalın.