Hava Durumu

Bilimde ve sağlıkta Türk imzası

Yazının Giriş Tarihi: 16.09.2026 00:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.09.2026 00:07

Bugün sizlere çağımızın korkulu rüyası olan kanserin yeni gündeminden bahsetmek istiyorum. Orta yaş ve çok öncesi nesil bilir ki kanser, çok eski yıllarda olsa bile bu kadar olası bir hastalık değildi. Artık o kadar arttı ve normalleşti ki sıradan bir baş ağrısı gibi algılama noktasına geldik; ta ki başımıza gelene kadar…

Kanser denildiğinde insanların aklına çoğu zaman korku, belirsizlik ve uzun süren tedavi süreçleri geliyor. Bazen de uzun süren tedavi sonrası, o yıpratıcı sürecin ardından, ortaya bir başarı hikâyesi çıkabiliyor.

Son günlerde aldığım duyumlar ise dehşet verici. Hasta, belirli şikâyetleri ile bir hekime gidiyor; olası tetkikler ve benzeri işlemler derken süreç, zaten ihtimal doğrultusunda bile çok fazla yıpratıcıyken, kanser teşhisi konan bir hastaya aynı branşta başka bir hekim kanser olmadığını söylüyor.

Sizce de sağlık konusu, hele ki bu kadar hassas bir noktada, bilgisi yetersiz bir hekim tarafından olasılığa atılmayacak kadar önemli değil mi?

Kesinlikle bu durumun Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ve devlet tarafından yaptırımının olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü o an yaşanan şok ve bir sonraki araştırma süreci bile düşünüldüğünde çok fazla yıpratıcı.

***

Ülkemizde maalesef gündemden düşmeyen magazin haberleri revaçta olsa da, elimizden geldiği kadar insanların hayatlarına ve psikolojik süreçlerine doğru bilgi akışında destek sağlamak gerek diye düşünüyorum.

Türkiye'de sağlık adına da eksik olan bir konudan bahsedelim. Çağımızın korkusu olan bu hastalığın hazin son ile bitmesine sebep olan zaman kavramı oluyor. Biraz önce de bahsettiğim gibi, birkaç hekim denemesi aşamasında müdahale için geç kalınmış ve kişinin yaşamına dokunulacak o kritik süreç maalesef sona ermiş oluyor. Bu konuda sağlık dalında eksik kaldığımızı ve yeterli yatırımın yapılmadığını düşünüyorum.

Oysa bilim dünyasında yıllardır sürdürülen çalışmalar, kanserin daha erken ve daha kolay tespit edilmesi konusunda umut verici gelişmeler ortaya koyuyor.

Bu alandaki dikkat çekici isimlerden biri de Türk bilim insanı Prof. Dr. Mehmet Toner. Bu bilim insanının bunu Türkiye'de değil de yurt dışında desteklenmiş olması, asıl konuşulacak eksiğimiz olsa da…

***

İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu olan Mehmet Toner, eğitim ve akademik kariyerini Amerika Birleşik Devletleri'nde sürdürerek Harvard Medical School ve Harvard-MIT Sağlık Bilimleri ve Teknolojisi programında önemli görevler üstlendi.

Biyomedikal mühendisliği alanındaki çalışmaları özellikle kanser hücrelerinin kandan ayrıştırılması ve tespit edilmesi üzerine yoğunlaştı.

Toner'in adının geniş kitleler tarafından duyulmasını sağlayan çalışmaların başında ise mikroakışkan teknolojiler ve “CTC-chip” olarak bilinen sistem geliyor. Bu teknoloji, kan dolaşımında bulunan ve tümörden koparak kana karışabilen dolaşımdaki tümör hücrelerinin yakalanmasına yardımcı oluyor. Buradaki temel amaç, çok büyük miktardaki normal hücre arasından son derece az sayıdaki kanser hücresini bulabilmek.

Kamuoyunda bu çalışma sıklıkla “100 milyar hücre arasından kanserli hücreyi 3 saniyede buluyor” şeklinde anlatılıyor. Gerçekten de Prof. Dr. Mehmet Toner'in çalışmaları için bu ifade uzun yıllardır çeşitli haber ve sosyal medya paylaşımlarında kullanılıyor. Ancak bilimsel açıdan bakıldığında, bunun bütün kanserleri üç saniyede teşhis eden bir cihaz şeklinde anlaşılması doğru değil. Çalışmanın asıl önemi, kanser hücrelerinin hızlı ve etkili biçimde yakalanması ve incelenebilmesi konusunda yeni bir teknoloji ortaya koymasıdır.

Bu gelişmenin değeri tam da burada ortaya çıkıyor. Çünkü kanserle mücadelede en önemli konulardan biri erken tanı. Hastalık ne kadar erken fark edilirse, tedavi seçenekleri ve hastanın yaşam şansı açısından o kadar önemli bir avantaj sağlanabiliyor. Dolayısıyla kanda dolaşan tümör hücrelerini tespit edebilen teknolojiler, gelecekte kişiye özel kanser takibinde önemli bir araç hâline gelebilir.

***

Üstelik bu başarı yalnızca Mehmet Toner'in kişisel başarısı olarak görülmemeli. Aynı zamanda Türkiye'den çıkıp dünyanın en önemli bilim merkezlerinde çalışma yürüten Türk bilim insanlarının neler başarabileceğinin de göstergesi.

Nitekim Nobel Kimya Ödülü sahibi Prof. Dr. Aziz Sancar da 2021 yılında Mehmet Toner'in bu çalışmasına dikkat çekerek sosyal medya hesabından paylaşım yapmıştı. Toner'in çalışmasının yeni bir buluş olmadığına ilişkin sonradan yapılan doğrulamalar bulunsa da, paylaşım kamuoyunun dikkatini bu önemli bilimsel çalışmaya çekti.

Bugün bize düşen ise sosyal medyada dolaşan “üç saniyede kanser teşhisi” gibi çarpıcı ifadeleri sorgusuz kabul etmek yerine, arkasındaki gerçek bilimi anlamak. Çünkü bilimsel başarıyı büyütmek için gerçeği değiştirmeye gerek yok.

Prof. Dr. Mehmet Toner'in çalışmaları zaten başlı başına büyük bir başarı. Bir Türk bilim insanının, dünyanın önde gelen araştırma kurumlarında kanserin daha hızlı ve hassas biçimde tespit edilmesine yönelik teknolojiler geliştirmesi, ülkemizdeki gençlere de çok önemli bir mesaj veriyor:

Bilim, doğru desteklendiğinde sınır tanımıyor.

Belki bugün üç saniyede kanser teşhisi koymuyoruz. Fakat kanseri daha erken yakalayabilmek için atılan her bilimsel adım, yarının hastaları için yeni bir umut anlamına geliyor.

Yeni yazımda görüşmek üzere…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.