Öncelikle belirtmeliyim ki, satırlarımı boşanmalara ve ayrılıklara özendirmeyi engellemek amacıyla yazsam da bir gerçek var ki; ayrılmış, ilişkisini yıllarca oldurmaya çalışıp sonunda başarısız olmuş, üstüne bir de ilişkiyi ayakta tutan taraf erkekmiş gibi suçlamalara maruz kalmış birçok kadının sesi olmam gerektiğini düşünüyorum. Birçok erkekten tepki görebilme pahasına bunu kelimelere dökmem gerektiğine inandım.
Keşke günün şartları, eskilerin evlilikleri kadar hoşgörülü ya da görmezden gelinen çilelerle bu dünyadan göçene kadar göz yumulabilen bir yapıda olsaydı. Fakat günümüz şartları, ekonomisi ve kadının güçlenmesi, erkeğe olan mecburiyeti azalttı. Üzerine bir de sosyal medya cesaret verdi.
Son günlerde sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan bir söylem var…
“Boşanmış kadın daha güzel, daha mutlu, daha özgür.”
Fotoğrafların altına yazılan bu cümleler, kimi zaman bir başarı hikâyesi gibi sunuluyor.
Peki gerçekten boşanmak kadını güzelleştiriyor ve mutlu ediyor mu? Yoksa biz, yıllarca kendisini geri plana atan kadınların ayrılıktan sonra yeniden kendilerine dönmelerini mi “mutluluk” olarak görüyoruz?
Benim fikrim tamamen kadının “Ben” diyebilmeye başlaması.
Aslında meselenin cevabı bu kadar basit değil.
***
Bir kadının boşandıktan sonra daha bakımlı görünmesi, daha fazla gülümsemesi veya sosyal hayata daha çok katılması, boşanmanın tek başına mutluluk getirdiği anlamına gelmez.
Bazen kadın, evlilik boyunca kendisinden vazgeçmiştir. Eşinin, ailesinin, çocuklarının veya toplumun beklentileri arasında kendi isteklerini ikinci plana atmıştır. Ayrılık sonrasında ise ilk kez “Ben ne istiyorum?” sorusunu sormaya başlar.
Maalesef bizim toplumumuzda erkek algısı çoğu zaman “Ben mutlu olursam, mutlu ederim” şeklinde olduğu için kadının mutluluğu sonralara kalıyor ya da hiç ona sıra gelmiyor. Ta ki kadın “Ben de varım” diyene kadar...
İşte sosyal medyada gördüğümüz değişimin önemli bir kısmı burada ortaya çıkıyor.
Kadın yeniden kendisine zaman ayırıyor, çalışmaya başlıyor, arkadaşlarıyla görüşüyor, giyimine özen gösteriyor, seyahat ediyor, yeni bir hayat kuruyor. Dışarıdan bakıldığında “Boşandı, güzelleşti” deniliyor.
Oysa belki de kadın güzelleşmedi; kendisi olmaya yeniden başladı.
Ancak sosyal medyanın gösterdiği tablo, gerçeğin yalnızca bir bölümüdür.
Çünkü boşanma sonrasında her kadın özgürleşmiş, ekonomik olarak güçlü ve hayatını yeniden kurmaya hazır değildir. Bazı kadınlar için boşanma, yıllarca süren yeni bir mücadele anlamına gelir.
***
Çocukların sorumluluğu, geçim sıkıntısı, iş bulma problemi, nafaka ve velayet süreçleri, eski eşle devam eden anlaşmazlıklar ve aile baskısı bu süreci ağırlaştırabilir.
En ağırı ise “Ben boşandım, istediğimi yaşarım” diyen erkeklerin, eski eşlerine “Sen kadınsın, annesin” baskısı yapmasıdır. Üstelik toplumun kadına biçtiği roller, boşanma sonrasında bir anda ortadan kalkmıyor.
Boşanmış bir erkek çoğu zaman “Hayatını yeniden kuruyor” diye değerlendirilirken, boşanmış kadın hakkında “Neden boşandı?”, “Çocukları ne olacak?”, “Tek başına nasıl yaşayacak?”, “Hayatında biri var mı?” gibi sorular daha fazla sorulabiliyor.
Kadının attığı her adımın sorgulanması, ayrılık sonrasında zaten zor olan psikolojik süreci daha da ağırlaştırıyor.
Bir kadın boşandığında toplumun ondan beklediği şey ne olmalı?
Sessiz kalması mı?
Kendisini suçlaması mı?
Yeniden evlenmek için acele etmesi mi?
Yoksa kendi hayatını kurmasına destek verilip saygı duyulması mı?
Asıl tartışılması gereken nokta budur.
Boşanmış kadının mutluluğunu yalnızca makyajına, kıyafetine, fotoğraflarına veya sosyal medyadaki gülümsemesine bakarak ölçmek büyük bir yanılgıdır.
Bazı kadınlar gerçekten kötü bir evlilikten çıktıktan sonra huzura kavuşabilir. Şiddetten, baskıdan, değersiz hissettirilmekten veya sürekli mutsuzluktan kurtulmak elbette insanın hayatını değiştirebilir.
Fakat başka bir kadın için boşanmak; ekonomik bağımsızlığını kaybetmek, çocuklarıyla ilgili mücadele etmek veya yeniden hayata tutunmaya çalışmak anlamına gelebilir.
Bu nedenle “Boşanmış kadın daha mutludur” demek kadar, “Boşanmış kadın mutsuzdur” demek de yanlıştır.
Doğru olan şudur:
Bir kadın, kendisini mutsuz eden bir hayatın içinde kalmaya mecbur bırakılmamalıdır.
***
Toplumun görevi kadını evliliğe mahkûm etmek değil, evliliği sona erdiğinde de hayatını sürdürebileceği güvenli ve adil koşulları oluşturmaktır.
Bunun için ekonomik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, çalışan annelerin desteklenmesi, çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, boşanma ve velayet süreçlerinin kadınları ve çocukları yıpratmayacak şekilde yürütülmesi ve özellikle psikolojik destek imkânlarının artırılması gerekiyor.
Sosyal medyada gördüğümüz gülümseyen kadınlara bakıp “Boşanmak kadını güzelleştiriyor” demek yerine belki de başka bir soru sormalıyız:
Bir kadın neden ancak evliliğinden çıktıktan sonra kendisi olabildiğini hissediyor?
Eğer bu soruya doğru cevap verebilirsek, yalnızca boşanmış kadınların değil, evlilik içinde kendisini kaybetme noktasına gelen bütün kadınların hayatına dokunabiliriz.
Çünkü mesele boşanmak ya da evlenmek değil.
Mesele, bir insanın medeni durumundan bağımsız olarak kendi hayatında değerli, özgür, güvende ve eşit hissedebilmesidir.
Ve belki de sosyal medyada gördüğümüz o “boşanmış kadın mutluluğu”, aslında boşanmanın mutluluğu değil; yıllar sonra kendisine kavuşan bir kadının sessizce söylediği şu cümledir:
“Ben yeniden kendim oldum.”
Yeni yazımda görüşmek üzere…