Hava Durumu

Çocukluğu çalınmış hayatların hesabı sorulmalı

Yazının Giriş Tarihi: 15.06.2026 00:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.06.2026 00:06

“Bir toplumun vicdanını anlamak istiyorsanız, çocuklarına nasıl davrandığına bakın” diyor uzmanlar.

Çünkü çocuklar yalnızca bugünün değil, yarının da emanetidir. Onların gözlerinden eksilen umut, aslında bir ülkenin geleceğinden eksilen ışıktır. Bugün konuştuğumuz birçok toplumsal sorun, aslında yıllar önce sessizce yaralanmış çocuklukların büyümüş hâlidir. Bu yüzden çocukların yaşadığı her ihmal, her yalnızlık ve her travma sadece bireysel bir dram değil, toplumun ortak sorumluluğudur.

***

Yıllar önce Ankara'da yaşadığım dönemde oturduğum sokağın hemen yanında bir çocuk yuvası vardı. O binanın önünden her geçişimde aklımda aynı soru belirirdi…

Bir çocuğu ailesinden ayıran şey gerçekten sadece yoksulluk muydu?

O kurumda yaşayan çocukların bir kısmı anne ve babaları tarafından terk edilmişti. Bazılarının aileleri "Bakamıyoruz ama maddi ihtiyaçlarını karşılıyoruz." diyerek sorumluluğu başkalarına bırakmıştı. Kimi anne babalar ise çocuklarını anneanneye, babaanneye ya da devlet korumasına teslim edip yeni hayatlar kurmuş, yeni çocuklar sahibi olmuştu.

Oysa hiçbir çocuk bu dünyaya gelmeyi kendisi seçmedi. Hiçbiri, sevgiden mahrum bir çocukluk yaşamayı istemedi.

İşte o günlerde uzun uzun düşündüm...

Bir toplumun gerçek zenginliği ne gökdelenlerinde, ne lüks otomobillerinde ne de teknolojik gelişmişliğindedir. Gerçek zenginlik, çocuklarının yüzündeki gülümsemede saklıdır.

Çocukluk; insan hayatının en masum, en korunmaya muhtaç ve en değerli dönemidir. Aynı zamanda gelecekte mutlu ya da travmalarla yaşayan bireylerin temelinin atıldığı yıllardır.

***

Ne yazık ki bazı çocuklar oyun oynaması gereken yaşlarda çalışmak zorunda kalıyor. Kimileri eğitim hakkından mahrum bırakılıyor. Bazıları aile içi şiddetin, yoksulluğun, ihmalin ve sevgisizliğin gölgesinde büyüyor. Kimi çocuklar ise daha çocuk olamadan yetişkin sorumluluklarıyla baş başa kalıyor.

Çocukluk sadece yaşanıp geçen bir dönem değildir. İnsan karakterinin, güven duygusunun, hayallerinin ve geleceğinin inşa edildiği en önemli zamandır.

***

Bir çocuğun elinden çocukluğunu almak ne kadar acıysa, umutlarını çalmak da o kadar acıdır.

Çünkü çocukluğunu yaşayamadan büyüyen insanlar, o eksikliğin izlerini hayatları boyunca taşırlar. Yaşanamayan çocukluklar çoğu zaman nesilden nesile aktarılan görünmez yaralara dönüşür.

Bugün yetişkinlerin yaşadığı birçok bireysel ve toplumsal problemin temelinde ihmal edilmiş çocukluk hikâyeleri vardır.

Sevgi görmeden büyüyenler…

Güven duygusu gelişmeyenler…

Yanlış ilişkiler kuranlar…

Sürekli korkuyla yaşayanlar…

Bunun en önemli nedenlerinden biri de öğrenilmiş çaresizliktir.

***

İnsan, ne kadar kötü olursa olsun alıştığı hayatı güvenli sanır. Çünkü bilinmeyen, çoğu zaman bilinen kötülükten daha korkutucu gelir. Böylece insanlar acı içinde yaşamayı normalleştirir; hatta o acıyı kader sanmaya başlar.

Bu nedenle çocuklara yapılan her haksızlık yalnızca bireysel bir mağduriyet değildir. Aynı zamanda toplumsal bir kayıptır.

Bir çocuğun eğitimsiz kalması…

Şiddete maruz bırakılması…

Hayallerinden vazgeçmek zorunda bırakılması…

Bunların her biri bütün toplumun sorumluluğudur.

Adalet denildiğinde akla çoğu zaman büyük davalar, siyasi tartışmalar ya da ekonomik suçlar geliyor. Oysa en önce hesabı sorulması gerekenler, çocukluğu çalınmış hayatlardır.

Çünkü çocuklar kendilerini koruyamaz.

Haklarını savunamaz.

Yaşadıkları acıları çoğu zaman dile bile getiremezler.

Onların sesi olmak ise hepimizin görevidir.

***

Peki çözüm ne?

Elbette devlet koruma altına aldığı her çocuk için büyük bir sorumluluk üstleniyor. Ancak bunun yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Sorun ortaya çıktıktan sonra değil, oluşmadan önce önlem almak gerekiyor.

Bu nedenle uzun yıllardır savunduğum bir düşünce var.

Nasıl ki evlilik öncesinde sağlık kontrolleri yapılıyorsa, çiftlerin psikolojik değerlendirmeden de geçmesi gerektiğine inanıyorum.

Evlilik sadece iki insanın hayatını birleştirmesi değildir; aynı zamanda doğacak çocukların geleceğini de şekillendiren bir kurumdur.

Bunun da ötesinde, anne ve baba olmak yalnızca biyolojik bir yeterlilik olarak görülmemelidir. Her insan çocuk sahibi olabilir; ancak herkes iyi bir anne ya da baba olamayabilir.

Belki de artık ebeveynliğin de ruhsal yeterlilik açısından değerlendirilmesi gereken bir sorumluluk olduğunu konuşmanın zamanı…

Çünkü bir toplum çocuklarını ne kadar koruyabiliyorsa, geleceğini de o kadar güvence altına alabilir.

Çocukların güvenle büyüdüğü, eğitim alabildiği, hayal kurabildiği ve gerçek anlamda çocuk olabildiği bir dünya kurmak zorundayız.

Ve inanıyorum ki...

En çok da çocukluğu çalınmış hayatların hesabı sorulmalıdır.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle sevgiyle kalın…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.