Hava Durumu

Eğitim süresini kısaltıp işsiz sayısını artırmak

Yazının Giriş Tarihi: 22.07.2026 00:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.07.2026 00:05

Bildiğimiz üzere bir süre önce Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in gerek sosyal medya, gerek başında gençlerin iş hayatına geç atıldığı gerekçesiyle 12 yıllık zorunlu eğitimin kaldırılabileceği ve üniversiteye başlama yaşının 15’e kadar düşürülebileceği yönündeki açıklamaları, eğitim sisteminin geleceğine ilişkin önemli tartışmaları beraberinde getirdi.

İlk bakışta ekonomik gerekçelerle mantıklı görülebilecek bu düşünce, aslında eğitimin temel amacını göz ardı eden bir yaklaşımı da içinde barındırıyor.

Birçoğumuz yüzleştiğimiz gerçekleri öne sürmekte zorlanan toplum olarak bu konuda neden sesimiz çıkmıyor?

Eğitimi; doğru söz ile söylersek eğitim adı altında ki eğitimsizliğimizi maddi koşullara bağlı baltalandığını düşünüyorum.

Bir toplumun eğitim algısı sadece okuldan ibaret olamaz. Kişi kendini her anlamda eğitmelidir. Fakat toplum olarak “biz” olabilme algımızı her zaman eğitime, kariyere ve ne kadar çok para kazanırsak o kadar saygınız yanılgısına bağladık.

Finlandiya’da eğitim, öğrencinin ilgi ve yeteneklerini keşfetmeye odaklanırken; Almanya’da gençler temel eğitimin ardından işletmelerle birlikte yürütülen ikili meslek eğitim hem okul eğitimi modeli sayesinde hem çalışıp gelir elde eder hem de meslek sahibi oluyorlar.

Eğitim sadece insanları işe hazırlayan bir süreç değildir. Eğitim; bireyin düşünme becerisini geliştiren, kişiliğini oluşturan, toplumsal değerleri kazandıran ve geleceğe hazırlayan uzun soluklu bir gelişim yolculuğudur. Bir öğrencinin okulda geçirdiği yılları yalnızca “iş hayatına geç başlama” olarak değerlendirmek, eğitimi ekonomik bir maliyet hesabına indirgemek anlamına gelir.

Bugün dünyanın gelişmiş ülkelerine bakıldığında eğitim sürelerini kısaltmak yerine, öğrencilerin daha donanımlı yetişmesini sağlayacak yeni modeller geliştirildiği görülmektedir. Yapay zekâ, dijital dönüşüm ve teknoloji çağında bilgiye ulaşmak kolaylaşırken, önemli olan bilgiyi yorumlayabilen, sorgulayan ve üretebilen bireyler yetiştirmektir. Bunun yolu ise eğitimin süresini azaltmak değil, niteliğini artırmaktır.

Üniversite yaşının 15’e düşürülmesi ise ayrı bir tartışma konusudur. On beş yaşındaki bir genç, fiziksel olarak büyüse bile psikolojik, sosyal ve duygusal gelişimini henüz tamamlamamıştır. Üniversite yalnızca ders görülen bir kurum değildir; aynı zamanda bireyin bağımsız yaşamayı öğrendiği, farklı fikirlerle tanıştığı ve kişisel gelişimini sürdürdüğü önemli bir yaşam alanıdır. Ergenlik dönemindeki bir çocuğun bu sorumluluğu sağlıklı biçimde taşıması kolay değildir.

Öte yandan gençlerin iş hayatına geç başlamasının tek nedeni eğitim süresi değildir. Türkiye’de üniversite mezunu binlerce genç iş bulamamaktadır.

Var olan işsizlik problemini çözmeden yeni işsizler kapıda…

Pek çok işveren deneyim talep etmekte, gençler ise deneyim kazanacak fırsat bulamamaktadır. Sorun eğitim süresinden çok, eğitim ile istihdam arasındaki bağın yeterince güçlü kurulamamasıdır.

Mesleki eğitimin güçlendirilmesi elbette önemlidir. İsteyen öğrenciler erken yaşta mesleki alanlara yönlendirilebilir, staj olanakları artırılabilir ve iş dünyasıyla okul arasındaki iş birlikleri geliştirilebilir. Ancak bu seçenekler öğrencilerin özgür tercihiyle şekillenmelidir.

Tüm eğitim sistemini yalnızca ekonomik kaygılarla yeniden düzenlemek, uzun vadede daha büyük sorunlara yol açabilir.

Eğitimde asıl konuşulması gereken konu, öğrencilerin neden okula isteksiz gittiği, neden ezbere dayalı sistemden kurtulamadığı ve neden uluslararası başarı sıralamalarında istenilen seviyeye ulaşılamadığı olmalıdır. Öğrencilerin okulda geçirdiği yılı azaltmak, bu temel sorunların hiçbirini tek başına çözmez.

Bir ülkenin en büyük sermayesi doğal kaynakları değil, yetişmiş insan gücüdür. İnsan yetiştirmek sabır ister, zaman ister ve güçlü bir eğitim sistemi gerektirir. Bugün birkaç yıl kazanmak adına eğitimin süresini azaltmak, yarın nitelikli insan kaynağında ciddi eksikliklere neden olabilir.

Gençlerin daha erken yaşta üretime katılması elbette önemlidir. Ancak bunun yolu eğitimden fedakârlık etmek değildir. Daha kaliteli eğitim, daha güçlü mesleki yönlendirme, daha etkili staj programları ve mezuniyet sonrası istihdamı destekleyen politikalar çok daha kalıcı çözümler sunacaktır.

Eğitim bir masraf değil, geleceğe yapılan en değerli yatırımdır. Bu nedenle eğitim sisteminde yapılacak her değişiklik kısa vadeli ekonomik hesaplarla değil; çocukların gelişimi, toplumun ihtiyaçları ve ülkenin uzun vadeli hedefleri dikkate alınarak planlanmalıdır. Çünkü bugün okuldan eksiltilen her yıl, yarının bilgi toplumundan eksilen bir adım olabilir.

Bir toplumu ebediyen ayakta tutmayı hedef edinmiş bir devlet, bir bakan, bir toplum önceliği maddiyat adı altında eğitimi köreltmek yerine, amaç gerçekten topluma üreten bireyler katmak ise eğitimlerini alırlarken de gerek iş olanağı gerek maddi olanak sağlayacak olgular vererek tutmalıdır.

Eğitimsiz gençlerle bu devleti ayakta tutamayız!

Yeniden görüşmek üzere.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.