Hava Durumu

Eğitimde bağış değil, eşitlik olmalı

Yazının Giriş Tarihi: 09.09.2026 00:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.09.2026 00:07

2026-2027 eğitim-öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala ülkemizde bitmeyen, ücret karşılığı eğitim sisteminden bahsetmek istiyorum. Bu sorunun defalarca haber gündemine taşınması ve gerekli önlemlerin alınması konusunda sayısız basın mensubu ve velinin Millî Eğitim Bakanlığı’na yazdığı dilekçeler ve yaptığı şikâyetlerle dolu olsa da alınan tek önlem, okullarda kayıt ücretinin yasaklanması oldu.

Peki, bu ne kadar yeterli oldu?

Tabii ki bu yeterli olmadı. Görevi kötüye kullanan birçok kurum yöneticisi, müdür ve eğitimci, bu konuyu kayıt ücreti değil, “okul aile birliği bağışı” adı altında gerçekleştirdi.

Özellikle bu durumu daha önce yazmamamın, okulların açılmasına çok yakın bir zamana kadar bekletmemin sebebi, inkâr yollarını kapatmak ve sunacağım önerinin çözüm olacağına inanmamdır.

“Kayıt ücreti değil, velinin rızası ile bağış alıyoruz.”

Bu cümleyi defalarca duydum ve siz de benim gibi bunun ne kadar mantık dışı olduğunu öngörüyorsunuzdur. Daha önceki tecrübeme istinaden, bir devlet okulunda okul müdürünün, “Bu okulun temizlik malzemeleri için topluyoruz.” dediğini duyduğumda şok olmuştum. O yıl, bunun olabilme ihtimalini düşünerek şaşkınlığımın karşısında geçici bir durum olduğunu düşünsem de yıllar sonra hâlâ aynı durumun farklı okullarda devam ettiğini velilerden duymaya devam ediyorum.

BUZ DAĞININ GÖRÜNMEYEN YÜZÜ

Kurumlar sadece bağış almıyor. Bugün birçok aile, ülkenin mali durumu nedeniyle belediyelerin, yardım derneklerinin ve devletin sunduğu “kırtasiye yardımı” hizmetinden faydalanmak zorunda kalıyorken devlet okullarının ciddi rakamlar tutacak kırtasiye malzemelerini okula bağışlamalarını istemesi, bu ülkenin eğitim sisteminin karşılığı olamaz.

Çanta, defter, kalem, kırtasiye malzemeleri derken okul masrafları her geçen yıl biraz daha büyüyor. Elbette bir çocuğun eğitim hayatı için gerekli ihtiyaçların karşılanması gerekiyor. Ancak burada asıl sorgulamamız gereken, bu yükün ne kadarının ailelerin omuzlarına bırakıldığıdır.

Vatandaş, kazancından gelir vergisinden KDV’ye kadar pek çok vergi ödüyor. Buna rağmen devlet okullarında eğitim gören çocukların velilerinden okul ihtiyaçları için tekrar tekrar destek beklenmesi, toplumda haklı bir soru işareti oluşturuyor. Özellikle okul aile birlikleri üzerinden “bağış” adı altında talep edilen ödemeler, kâğıt üzerinde gönüllülük esasına dayansa bile bazı veliler açısından ciddi bir baskıya dönüşebiliyor.

Bir veli, çocuğunu okutabilmek için zaten servis, yemek, ulaşım, kıyafet ve kırtasiye gibi pek çok giderle karşı karşıya. Üstelik bugün ekonomik şartlar nedeniyle belediyelerin veya çeşitli kamu kurumlarının kırtasiye desteğine ihtiyaç duyan ailelerin sayısı da az değil. Böyle bir ortamda okulların velilerden yüksek miktarda kırtasiye malzemesi veya maddi destek beklemesi, eğitimde fırsat eşitliği açısından ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir konu.

Daha da önemlisi, ekonomik farklılıklar çocukların okul hayatına doğrudan yansıyabiliyor. Bir öğrencinin markalı ve kaliteli malzemeler kullanması, diğer öğrencinin ise ailesinin bütçesi yetmediği için daha ucuz ürünlere yönelmesi, çocuklar arasında görünmez bir sınıf farkı oluşturabiliyor. Bu fark zaman zaman akran zorbalığına, dışlanmaya ve çocuğun kendisini mahcup hissetmesine kadar ilerleyebiliyor.

Bir çocuk, ailesinin ekonomik durumundan dolayı arkadaşlarının yanında neden utanmak zorunda kalsın?

Eğitim kurumları bu sorunun büyümesine izin vermemeli.

Öte yandan özel okullarda da farklı bir tartışma var. Eğitim bir hizmet sektörü olabilir; ancak çocuk hiçbir zaman “müşteri” olarak görülmemeli. Okul ile öğrenci arasındaki ilişki yalnızca ücret, paket program ve ek ödemeler üzerinden kurulursa eğitimin temel amacı zarar görür. Özel okulun da devlet okulunun da merkezinde para değil, çocuk olmalıdır.

Peki, çözüm ne?

Öncelikle devlet okullarının temel ihtiyaçları için velilerden destek bekleme ihtiyacını azaltacak güçlü ve şeffaf bir kamu finansman modeli oluşturulmalı. Okulların bakım, temizlik, kırtasiye ve eğitim materyali ihtiyaçları düzenli olarak merkezi bütçeden karşılanmalı. Okul aile birliklerinin gelir-gider hesapları da velilerin kolayca ulaşabileceği şekilde şeffaflaştırılmalı.

Kırtasiye listeleri ise okuldan okula değişen, ihtiyaçtan fazla ürün içeren listeler olmaktan çıkarılmalı. Her eğitim kademesi için gerçekten gerekli malzemeler belirlenmeli ve mümkün olduğunca standartlaştırılmalı. Devlet, toplu alım gücünü kullanarak kaliteli kırtasiye ürünlerini uygun maliyetle öğrencilerle buluşturabilir.

En önemlisi de ekonomik durumu ne olursa olsun her çocuğun aynı eğitim ortamında kendisini eşit ve değerli hissetmesi sağlanmalı.

Çünkü eğitim, bir ailenin ekonomik gücüne göre şekillenecek bir ayrıcalık değil, her çocuğun hakkıdır.

Devletin görevi yalnızca okul açmak değildir. O okulda çocuğun güvenli, nitelikli ve eşit şartlarda eğitim almasını sağlamaktır.

Velinin vergisini ödediği, çocuğunu okutmak için ayrıca mücadele ettiği bir sistemde artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Benim çözüm önerim ise birkaç gün sonra açılacak eğitim yılının son günlerinde, Millî Eğitim Bakanlığı müfettişleri, Sayıştay ve adli makamların gözetiminde gerekli banka hesaplarının kontrol edilerek kalıcı çözümler üretilmesidir.

Çocuklarımızın eğitimi için daha ne kadarını ailelerin sırtına yükleyeceğiz?

Eğitimde çözüm, daha fazla bağış istemek değil; daha güçlü kamu desteği, daha fazla şeffaflık ve gerçek anlamda fırsat eşitliği sağlamaktır.

Çünkü bir ülkenin geleceği, velinin cebinden çıkan parayla değil, çocuklarına sunduğu eğitim kalitesiyle ölçülür.

Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.