Hava Durumu

İşçi miyiz, robot mu?

Yazının Giriş Tarihi: 28.10.2026 00:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.10.2026 00:06

Bugün sizlere özel sektörün yıllardır değişmeyen gerçeğinden bahsetmek istiyorum. İki gün önce gerçekleştirilen ortaöğretim KPSS sınavına ilişkin paylaşılan katılımcı sayısını gördüğümde fazlasıyla şaşırmış ve çok bulmuştum. Bu rakam çalışma hayatımızın içinde bulunduğu durumu yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor.

Sayısı 6.286.965’lere dayanmış milyonlarca insan neden devlet memuru olabilmek için yıllarca sınavlara hazırlanıyor? Neden gençler, geleceklerini bir devlet kadrosuna yerleşebilme umuduna bağlıyor? Elbette bunun tek bir sebebi yok.

Ancak özel sektördeki çalışma koşullarının bu tercihte önemli bir payı olduğu gerçeğini de görmezden gelemeyiz. Bugün birçok inançta aslında işin rahatlığının düşünülmesine nazaran devlet kapısının garanti oluşu, geleceğe dair işsiz kalma ihtimalinin daha aza indirgenmiş payı da var tabi.

Bugün birçok çalışan için özel sektör, yalnızca geçimini sağladığı bir alan değil, aynı zamanda hayatından ödün verdiği bir düzene dönüşmüş durumda.

Günde 10-12 saate varan çalışma süreleri, yetersiz molalar, asgari ücretle geçinme mücadelesi ve haftada bir günle sınırlı kalan dinlenme imkânları… İnsan, bütün bunların arasında ne zaman yaşayacak?

Sadece yaşamak değil, kaygılanmamak da istiyor insanlar.

En büyük sorunlardan biri ise yönetim adı altında görevini desteklemesi için kendine vekilen gösterilen personelin görevi tam bir güç gösterisine çevirip, aslında yönetimden bir haber olup çalışana verdiği empatisiz düzen…

Üstelik mesele yalnızca çalışma saatleri ve alınan ücret de değil. İş yerlerinde karşılaşılan mobbing, psikolojik baskı, dedikodu, kıskançlık ve fesatlık da çalışanların omuzlarına ayrı bir yük bindiriyor.

Kimi zaman yöneticilerin baskısı, kimi zaman çalışma arkadaşlarının çekişmeleri, insanın iş yerine huzurla gitmesini engelliyor. Emeğini ortaya koyan çalışan, bir yandan işini yapmaya uğraşırken diğer yandan kendisini hedef alan davranışlarla mücadele ediyor.

İşini kaybetme korkusu ise çoğu zaman insanları susmaya mecbur bırakıyor.

Peki, bütün bunların sonunda insanın kendisine ne kalıyor?

Koskocaman hakkının alınmadığı buna rağmen her gün aynı saatlerde mesaisine başlaması gereken mutsuz, hayattan umudu kalmamış, gelecek kaygısı yüzünden bu günün geçip gitmesine sevinen insan topluluğu kalıyor elimizde.

Sabah erkenden evinden çıkıyor, gününün büyük bölümünü iş yerinde geçiriyor, akşam yorgun argın evine dönüyor. Bir şeyler yiyip ertesi günün mesaisine hazırlanıyor. Ev, yaşadığı yer olmaktan çıkıp yalnızca uyumak için uğradığı bir durağa dönüşüyor.

Çocuklarıyla yeterince vakit geçiremiyor, ailesiyle sohbet edemiyor, kitap okumaya, yürüyüş yapmaya, kendisini geliştirmeye fırsat bulamıyor. Hayalleri erteleniyor, enerjisi tükeniyor, yaşam sevinci giderek azalıyor.

Uyan, çalış, yorul, uyu ve yeniden çalış! Bir süre sonra insanın hayatı bu beş kelimelik döngüye sıkışıyor. Sanki yaşamak için değil, ertesi gün yeniden çalışabilecek kadar dinlenmek için varız. Oysa insan bir makine değildir. Yorulur, üzülür, kırılır; sevdiklerine, huzura ve kendisine ait zamana ihtiyaç duyar.

İşte bu nedenle devlet memurluğu, birçok insan için yalnızca bir meslek değil, daha öngörülebilir ve güvenceli bir hayatın kapısı olarak görülüyor.

Ancak asıl mesele, herkesin memur olmak istemesi değil; özel sektörde çalışan insanların da insanca koşullarda yaşayabilmesidir.

Çözüm; çalışma sürelerinin etkin biçimde denetlenmesinden, fazla mesai ücretlerinin ödenmesinden, mobbinge karşı caydırıcı önlemler alınmasından ve çalışanların haklarını korkmadan arayabilmesinden geçiyor.

İşverenler de çalışanlarını yalnızca üretim yapan birer unsur olarak değil, hakları, duyguları ve sorumlulukları olan insanlar olarak görmelidir.

Unutmayalım ki bir ülkenin kalkınması, yalnızca ürettiği mallarla ve kazandığı parayla ölçülmez. Çalışanlarının ne kadar huzurlu olduğu da o ülkenin gerçek refahını gösterir.

İnsanlar yalnızca evlerine ekmek götürmek değil, o ekmeği kazanırken hayatlarını da yaşayabilmek istiyor. Çünkü hayat, çalışmaktan arta kalan birkaç saate sığdırılamayacak kadar kıymetlidir.

Yeni yazımda görüşmek üzere…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.