Bugün yazıma trajikomik hikayelere de yer vererek toplumun yeni vebası haline gelen itiraf sayfalarından ve buralardan zarar görmüş o kişi sayısının fazlalığıyla ilgili aldığım şikayetlerden söz etmek istiyorum.
Tüm hafta yorucu koşturmalar ve iş hayatının bunaltıcı alanından çıkıp hafta sonu kız arkadaşınız ile vakit geçirmek için bir kafeye ya da toplu alana gidip birkaç saat kendinize vakit ayırmak için evden ayrılıp kendinizi ödüllendirdiğinizi sanarak geri eve dönüyorsunuz.
Eşiniz size alan tanımak için çocuklara bakmış, siz de bunun rahatlığı ile haftaya rahat başlayabilme umuduyla baş başasınız.Ama günümüzde artık o işler bu kadar kolay bitmiyor. Son yıllarda sosyal medya üzerinde hızla yayılan ve adına “itiraf sayfası” denilen hesaplar, toplum olarak ne kadar büyük bir ahlaki ve sosyal deformasyonun içine sürüklendiğimizi gözler önüne seriyor.
Bir çok kişiden aldığım duyumlara göre bu konudaki mağduriyet sayısı almış başını gitmiş. Bir süre bu sayfaları takip ettiğimde gördüm ki içler acısı bir durum ile yaşıyoruz.
Başlangıçta masum bir eğlence, anonim bir paylaşım alanı ya da insanların içini dökebileceği bir mecra gibi görünen bu sayfalar, zamanla kişilerin özel hayatlarının pervasızca teşhir edildiği dijital meydanlara dönüştü.
Tam olarak örneklendirmem gerekirse bir paylaşımda kişi kafede bir kadını beğeniyor fakat yanına gidip tanışmaya cesaret edemediği için o güne ait kıyafet, makyaj ve fiziki özelliklerinden hatta taktığı takının detayına kadar yazarak kadının ona sosyal medya üzerinden ulaşması için paylaşım yapıyor. Bunu gören kadının eşi ayrılmaya karar veriyor.
Bir diğer örnek ise her yerde şubesi olan marketlerden biri kampanya yapmış ve turşu reyonunda bir bayan turşu tadımı yapıyor. O sırada oradan geçen bir erkek kadını beğeniyor ve itiraf sayfasına “x markette öğle saatlerinde turşu tadımı yapan bayan bana buradan ulaş” yazarak yine fiziksel ve kıyafet ayrıntısı yazarak paylaşıyor.
Yahu, turşu tadan kadına da böyle bakmazsın dedirtiyorlar…
Artık insanların yaşadığı bir ilişkiyi, yaptığı bir hatayı, aile içinde yaşadığı bir problemi ya da yalnızca kendilerine ait olması gereken bir sırrı binlerce kişinin önüne sermek son derece sıradan bir davranış hâline geldi.
Daha da vahimi, çoğu zaman bu paylaşımların içinde adı açıkça yazılmasa bile kim olduğu kolaylıkla anlaşılabilecek kişiler bulunuyor. Bir insanın hayatı, itibarı ve duyguları; birkaç beğeni, yorum, takipçi uğruna sosyal medyanın acımasız kalabalığına bırakılıyor.
Peki, ne zaman başkasının mahremiyeti bizim eğlencemiz oldu?
Bir zamanlar insanların kapalı kapılar ardında konuşmaya dahi çekindiği meseleler, bugün hiçbir utanma duygusu hissedilmeden ekranlardan paylaşılır oldu. Aile sırları, eşler arasındaki problemler, arkadaşlık ilişkileri, aldatılmalar ve kişisel hatalar artık birer “içerik malzemesi” gibi tüketiliyor.
İnsanların acıları, meraklı gözlerin eğlencesine dönüşüyor.
Üstelik bu sayfalarda yapılanların büyük bölümü, yalnızca bir anlık paylaşım olarak kalmıyor. Dijital dünyada yapılan bir teşhir, ekran görüntüleriyle çoğalıyor, başka hesaplara taşınıyor ve yıllarca kişinin karşısına çıkabilecek bir dijital iz bırakıyor.
Bir anlık öfkeyle yazılan birkaç cümle, bir insanın okul hayatını, iş yaşamını, ailesiyle olan ilişkisini ve hatta psikolojik dünyasını derinden etkileyebiliyor.
Bugün “itiraf” adı altında yapılan şeylerin bir kısmı aslında açıkça dijital zorbalıktır. İnsanlar yüz yüze söylemeye cesaret edemeyecekleri sözleri, anonim hesapların arkasına saklanarak rahatlıkla yazabiliyor.
İsmini gizleyen kişi kendisini güçlü sanırken, hedef aldığı insanın hayatında açabileceği yaraları düşünmüyor. Çünkü ekranın arkasında vicdan da çoğu zaman sessize alınıyor.
Daha da düşündürücü olan ise toplumun buna olan ilgisidir. İnsanların kendi hayatlarıyla ilgilenmek yerine başkalarının ilişkilerini, hatalarını ve sırlarını merak ettiği bir dönemden geçiyoruz. Bir başkasının düşüşünü izlemek, onun yaşadığı utancı konuşmak ve hakkında yorum yapmak sıradan bir sosyal medya alışkanlığına dönüştü.
Oysa mahremiyet, insan olmanın en temel sınırlarından biridir. Her şeyin paylaşılması özgürlük değildir. Her sırrın anlatılması cesaret değildir. Her yaşanmışlığın binlerce insanın önüne bırakılması da modernlik değildir. Bazı şeylerin yalnızca insana, ailesine ve hayatına ait olduğunu yeniden hatırlamamız gerekiyor.
Mahremiyetini kaybeden bir toplum, zamanla utanma duygusunu da kaybeder. Utanmanın olmadığı yerde ise sınırlar silinir, saygı azalır ve insan ilişkileri hızla çürümeye başlar.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız: Başkalarının hayatını konuşurken, kendi insanlığımızdan ne kadar eksiliyoruz?
Çünkü bugün başkasının sırrını eğlence diye paylaşanlar, yarın kendi hayatlarının da aynı acımasız kalabalığın önüne atılmayacağının hiçbir garantisine sahip değildir.
Yeni yazımda görüşmek dileğiyle…