Hava Durumu

Kadın cinayetleri kimin ihmali?

Yazının Giriş Tarihi: 21.08.2026 00:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.08.2026 00:06

Bugün sizlerle ülkemizin kronik sorunu haline gelmiş, görünürde birçok önlem alınmasına rağmen halen önlenemeyen kadın cinayetlerinden ve bunun önüne geçilemeyişin ihmalkarlığı kimden kaynaklanıyor bundan bahsetmek istiyorum.

Bu dramatik konudan bahsederken sadece basına ve sosyal medyaya yansıyan kısımlardan değil şahit olduğum olaylardan da yola çıkarak fikirlerimi beyan edeceğim.

Eskilerden bu yana büyüklerimizin evinde “eşinin yanında kal”, “çocuklarının başında dur”, “kocan ne derse sus”, “şiddete maruz kalsan da sesini çıkarma” diyerek susturulmuş kadın nesli ile büyüdük.

Bir döneme kadar bunlar birçoğumuzun normaliydi.Hatta bu durumda yaşamak zorunda kalsa bile boşanmayı ayıp sanan, saymasa bile imkanları el vermediği için buna ses çıkaramayan, maddi özgürlüğü ya hiç olmamış ya da kocası tarafından baş kaldıramasın diye elinden alınmış kadınlarımızla yaşamak zorunda kaldık.

***

Kadına yönelik şiddet denildiğinde çoğu zaman aklımıza yalnızca fiziksel şiddet geliyor. Oysa bir kadın için şiddetten kurtulma kararı, çoğu zaman şiddetin kendisi kadar ağır bir sürecin başlangıcıdır.

Ayrılmaya karar vermek; evini, düzenini, çocuklarını, ekonomik güvencesini ve yıllardır kurduğu hayatı yeniden şekillendirmek demektir. En önemlisi ise karşısındaki kişinin tehditlerinden korkarken bir yandan da devlet kurumlarının kapılarında kendisini anlatmaya çalışmaktır.

Ayrılmak isteyen kadının korkuları neydi?

Bir kadın “Artık ayrılmak istiyorum” dediğinde, aslında çoğu zaman hayatının en riskli dönemlerinden birine girer. Çünkü ayrılık aşamasında tehditler artabilir, takip başlayabilir, çocuklar üzerinden baskı kurulabilir, ekonomik imkânlar kısıtlanabilir. Kadın bir yandan can güvenliğini düşünürken diğer yandan “Çocuklarım ne olacak?”, “Nereye gideceğim?”, “Geçimimi nasıl sağlayacağım?” sorularıyla baş başa kalır.

Kadın devlete sığınmada zorluk çekiyor

Üstelik devletin kapısını çaldığında karşısına çıkan tablo her zaman mevzuatta yazdığı kadar kolay değildir. Geçtiğimiz günlerde bu korku ile yaşayan, üç çocuğunu (biri yedi aylık olan) evinde bırakmak zorunda kalan bir kadın ile karşılaşmıştım.

O kadar zor durumdaydı ki tüm gün ona şiddet uygulayan, hatta şiddet uyguladığı için askeriyedeki görevinden uzaklaştırılmasına rağmen bıkmadan çocuklarının gözü önünde kadına şiddet uygulayıp kadının kazancının tamamını alıp giden, eşi yüzünden bu kadın ve çocuklar buna sürekli maruz kalıyordu. Kadının uzaklaştırması vardı tabiki…

Fakat sadece uzaklaştırma kararı yetersizdi ve kadın kolluk kuvvetlerinden yardım istemesine rağmen darp raporu için ya da benzeri evrakları temin etmesi için geri gönderilmişti.

Şimdi size soruyorum, kağıt üzerindeki bu karar kadını korumada ne kadar yeterli olacaktı bu adam için?

Şimdi mevcut yasalara ve kararlara bakarsak; şiddet mağdurunun korunması için bazı tedbirlerde delil veya belge aranmayacağı açıkça belirtilmektedir. ŞÖNİM’lerde barınma, hukuki destek, psikolojik destek, geçici maddi yardım ve istihdam gibi hizmetlerin bulunduğu da bakanlığın kendi açıklamalarında yer almaktadır.

Görünürde sunulan bu kadar imkana ulaşmak neden zorlaştırılıyor?

Peki o zaman kadın neden hâlâ karakol, adliye, sosyal hizmet kurumu ile başka bir kurum arasında gidip gelmek zorunda hissediyor?

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’a sormak gerekir: Şiddetten kaçan bir kadının ilk ihtiyacı yeni bir dosya açmak değil, güvenli bir hayat kurabilmektir. Kadın her kurumda aynı hikâyeyi tekrar tekrar anlatmak zorunda kalmamalıdır.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye sormak gerekir: Karakola korku içinde gelen bir kadın, kendisini sorgulanıyormuş gibi hissetmemelidir. Kolluk görevlisinin yaklaşımı, o kadının devlete olan güvenini belirleyen en önemli noktalardan biridir. KADES, 112 ve diğer mekanizmalar önemli olmakla birlikte, uygulamanın sahadaki karşılığı da aynı derecede güçlü olmalıdır.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’e sormak gerekir: Koruma kararı isteyen bir kadının adliye koridorlarında yalnız, bilgisiz ve çaresiz bırakılmaması gerekmez mi? Hukuki süreç, kadının yeniden travmatize edildiği bir sürece dönüşmemelidir.

Bursa dahil bazı illerde elektronik izleme ve elektronik kelepçe gibi teknik takip sistemlerinin kullanılması önemli bir adımdır. Ancak sistemlerin varlığı kadar, kararların hızlı uygulanması ve kadının süreç boyunca korunması da önemlidir.

Artık kurumlar birbirine kadın gönderme anlayışından vazgeçmelidir. Kadın bir kapıdan diğerine yönlendirilmek yerine, kurumlar arasında çalışan tek bir koruma mekanizması oluşturulmalıdır.

Karakol, adliye, sağlık kuruluşu, ŞÖNİM ve sosyal hizmet birimleri kadının dosyasını birbirine bırakmamalı; kadının güvenliği birlikte sağlanmalıdır. Kurtulmak isteyen bir kadına “Şuraya da git, buraya da başvur” demek kolaydır. Zor olan, onun elinden tutup güvenli bir hayat kurana kadar yanında olmaktır.

Bu arada ülkemizde halen okuma-yazma bilmeyen kadınlar da unutmamalı. Bu tür durumlarda bu kadınlar daha fazla korunmalı.

Devletin gözden geçirmesi gereken yapıcı önlemler neler olabilir?

Bakanlıklara düşen görev yalnızca yasa çıkarmak değil, o yasanın kapıdan içeri giren kadın için gerçekten çalışmasını sağlamaktır.

Kadın devletten ayrıcalık istemiyor. Can güvenliği, adalet ve insan onuruna yakışır bir hayat istiyor.

Ve artık hiçbir kadın, kendisine şiddet uygulayan kişiden kurtulmaya çalışırken bir de devlet dairelerinin gitgelleri arasında kaybolmamalıdır.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere…

SAĞLICAKLA KALIN!

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.