Hava Durumu

Kamu liyakatsızlarla doldu

Yazının Giriş Tarihi: 21.10.2026 00:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.10.2026 00:07

Yıllarca okuyarak hatamı yaptık? Son günlerde ne çok duyar oldum “yeni kuşak okuyup ne yapacaklar ticarete atılsın vakit kaybetmeden meslek sahibi olsun” sözlerini. Bir zamanlar anne babalarımızın en büyük hayali, çocuklarının iyi bir eğitim almasıydı. Her anne- babanın hayaliydi gözbebeği çocuklarını bin bir emekle büyütüp doktor, mühendis, öğretmen olduğunu görmek. Gerekirse ceketini satar, borca girer, kendi ihtiyaçlarından vazgeçer ama evladını okutmak için elinden geleni yapardı.

Oğlumuz ne iş yapıyor?

“Beni ne doktorlar, ne mühendisler istedi”…

Biraz geriye gidersek orta yaş gurubu erkeklerin kız isteme merasimlerinin başrolüydü doktorum, mühendisim, öğretmenim derken gerilerek kendi ve ailesi ile gurur duyması…

Çünkü okumak, yoksulluktan kurtulmanın, saygın bir meslek edinmenin,toplumda yer edinip saygı görmenin ve geleceğini güvence altına almanın en önemli yollarından biri olarak görülürdü. Genç bir kızın bu vasıflarda isteyeni olması dillere destan gurur kaynağıydı. Diploma, yılların emeğinin ve fedakârlığının karşılığıydı.

Peki, bugün geldiğimiz noktada ne değişti de, “Ceketimi satar, çocuğumu okuturum” anlayışından “Acaba okutarak hata mı yaptık?” düşüncesine savrulduk? Tüm bunlar bize atanamayan öğretmen, iş bulamadığı için asgari ücrete razı olmuş kimyagerler ve psikolojisi bozuk yüzlerce üniversite mezunu verdi.

Sayısız üniversite açmak bizden neler götürdü?

Bugün üniversite mezunu olmak, ne yazık ki iyi bir işin ve ekonomik bağımsızlığın garantisi değil. Yıllarca ders çalışan, sınavlara hazırlanan,dershanelere gidip özel dersler alan, ailesinin maddi ve manevi desteğiyle üniversiteyi bitiren gençler, mezuniyet sonrasında iş bulmakta zorlanıyor.

Bir kısmının özellikle daha fazlasını istediği ya da konfor alanından çıkmak istemeyişini çıkarsak geriye kalan sayı hiçte azımsanamayacak kadar fazla. İş bulabilenlerin bir kısmı ise aldığı eğitimin karşılığını vermeyen ücretlerle hayatını sürdürmeye çalışıyor.

Bir tarafta diplomalı işsizler, diğer tarafta yetişmiş eleman arayan sektörler bulunuyor. Demek ki mesele yalnızca okumak değil, eğitimi hayatın gerçekleriyle buluşturabilmek.

Çok fazla üniversite açmak ile iş olanaklarını eşit zamanda sağlayamamak emekleri çöpe attırdı.

Üniversitelerin çoğalması, yükseköğretime erişimi kolaylaştırırken eğitim kalitesinin ve mezunların istihdam olanaklarının da sorgulanmasını gerektiriyor. Özel üniversitelerin artmasıyla birlikte asıl sorumuz şu olmalı: Gençlerimize yalnızca diploma mı veriyoruz, yoksa onları meslek sahibi olabilecekleri bir geleceğe mi hazırlıyoruz?

Burada ciddi bir orantısızlık olduğu aşikar. Üniversite sınavlarında puanların değişmesi tek başına eğitim kalitesinin düştüğünü göstermese de eğitim sisteminin niteliği, başarı ölçütleri ve gençlerin kazanımları üzerinde düşünmemiz gerektiği açık. Günümüzde sadece üniversite diploması da yeterli değil tabici, bunun yanında bugün en kötü merdiven altı bir firmaya da razı olsanız yabancı dil hatta birkaç yabancı dil bilmeniz bekleniyor.

Fakat bunca emeğin karşılığı gerçekten alınıyor mu?

Dahası…

Bugün bazı diplomasız mesleklerin, üniversite eğitimi gerektiren işlerden daha fazla kazandırabildiğini görüyoruz. İyi bir usta, başarılı bir teknisyen ya da kendi işini kurmuş bir zanaatkâr, pek çok üniversite mezunundan daha yüksek gelir elde edebiliyor. Burada yanlış olan, emeğin ve ustalığın değer kazanması değil; yıllarını eğitime veren insanların bilgi ve birikimlerinin karşılığını alamaması.

Bir mesleğin değeri yalnızca diploma ile ölçülemeyeceği gibi diplomanın da tek başına yeterlilik anlamına gelmediğini kabul etmeliyiz.Hal böyleyken ortada “ama ben üniversite mezunuyum bu kadarına razı olamamcılar” olmaya devam edecektir.

Nitelikli azınlığın niteliksiz çoğunluğa yenildiği düşüncesinden önce, niteliğin neden hak ettiği değeri göremediğini sorgulamalıyız. Liyakat, mesleki yeterlilik ve üretkenlik geri planda kaldığında eğitimli gençlerin umudu da zedelenir. Yabancı dil bilmek, teknolojiye hâkim olmak ve kendini geliştirmek elbette önemlidir; ancak bütün bunların karşılığını bulabileceği çalışma koşulları da oluşturulmalıdır.

Emek ve beceri hakkını layıkıyla kazanmalı.

Çözüm, çocuklarımızı okutmaktan vazgeçmek değildir. Üniversiteler iş dünyasının ihtiyaçlarıyla buluşturulmalı, mesleki eğitim güçlendirilmeli, gençlere uygulamalı deneyim kazandırılmalı ve işe alımlarda liyakat esas alınmalıdır.

Unutmayalım ki eğitim, yalnızca bir diploma edinmek değil, insanın kendisini ve dünyayı daha iyi anlayabilmesidir. Anne babaların sattığı ceketlerin, kıstığı ihtiyaçların ve verdiği emeklerin karşılığı, çocuklarının yalnızca mezuniyet töreninde kep atması olmamalıdır. Asıl başarı, o çocukların bilgileriyle ayakta durabildiği, emeklerinin karşılığını alabildiği ve geleceğe güvenle bakabildiği bir düzen kurabilmektir.

Belki de artık “Çocuğumu neden okuttum?” diye değil, “Çocuklarımızı okutuyoruz da onların geleceğini neden güvence altına alamıyoruz?” diye sormanın zamanı gelmiştir.

Yeni yazımda görüşmek dileğiyle…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.