Hava Durumu

Mahremiyet ve gurur ayaklar altında

Yazının Giriş Tarihi: 18.09.2026 00:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.09.2026 00:07

Sevgili okurlar…

Sizlerle bugün toplumun aile kavramını ayaklar altına alan, toplumun onur ve gurur anlayışını bozan bir konudan bahsetmek istiyorum. Eskiden anne babalarımızın evlilik anlayışı “Kol kırılır, yen içinde kalır.” düşüncesindeydi. Ne kadar doğrudur, burası tartışılır; fakat fiziksel ve psikolojik şiddetlere rağmen o evlilik sorunları ailelere bile kolay kolay anlatılmazdı. Kaldı ki mahallede ya da ekranlarda gezmezdi.

Çoğunluğun yaklaşımı bu olduğu için de kimse kimseden haberdar olmuyor ve kişiler kendi sorunlarını sadece kendileri yaşıyor sanarak susarlar ve mahremiyeti korurlardı. Son yıllarda “mahremiyet vebası” olarak tanımladığım bir popülerlik türettiler.

***

Sabah saatlerinden başlayıp akşama kadar devam eden televizyon kuşaklarında, son yıllarda kadın programlarının giderek daha fazla öne çıktığını görüyoruz. Evlilikler, ayrılıklar, ihanetler, aile kavgaları, çocuklar, boşanmalar ve yıllarca aile içerisinde saklanan özel meseleler milyonların önünde konuşuluyor. Bir zamanlar aile içerisinde dahi anlatılmaktan çekinilen meseleler, bugün televizyon ekranlarında herkesin tartışmasına açılıyor.

Hatta çıtayı o kadar yükselttik ki özel alan olan karı-koca mahremiyetine kadar insanların hayatlarını öğreniyoruz artık.

En mide bulandırıcı da bu olsa gerek…

Ben merak etmiyorum kimsenin özelini. Hatta itici geliyor. Eminim birçoğunuz benimle aynı fikirde…

Burada asıl sorgulamamız gereken şey şudur!

Reyting uğruna mahremiyetin sınırlarını ne kadar zorlayacağız?

Bizim toplumumuzda aile, özel hayat ve mahremiyet kavramlarının önemli bir yeri vardır. Elbette toplum değişiyor, ilişkiler değişiyor, kadın ve erkeğin hayata bakışı değişiyor.

Ancak değişim, geçmişten gelen bütün değerlerin bir anda yok sayılması anlamına gelmemeli. Özgürlük ile sınırsız teşhir arasındaki çizgiyi kaybettiğimizde, ortaya sağlıklı bir toplumsal dönüşüm değil, mahremiyetin sıradanlaştırılması çıkar.

***

İğrençleşen bir konu ise kadının çocuklarını alarak ya da almayarak, evlilik birliği devam ederken başka bir erkek ile evini terk ederek ihaneti yetmiyormuş gibi, üzerine bir de hamile kalarak utanmadan toplum içine karışması, ekranlara utanmadan çıkabilmesi…

Bunu da normalleştirdik… Diyelim ki bu da olağan. Peki ya ekran önlerinde, istenmediği hâlde, başka erkekten hamile olduğunu söylediği hâlde hâlen sözde karısını, resmiyette evli olan karısını, evine ve kendine dönmesi için ayaklarına kapanan, yalvaran erkeğe ne demeli?

Benim midem artık bunları almıyor ve yıllardır ekran izlemiyorum mümkün oldukça. Fakat bunu toplumdan, aile yargılarını sağlıklı yürütmeye çalışan kişilerden ve çocuklarımızdan ne kadar uzak tutabiliriz, bilemiyorum.

İzlememek herkes için ne kadar mümkün?

Bugün bazı programlarda insanların en özel aile meseleleri, sanki herkesin söz hakkı varmış gibi saatlerce tartışılıyor. Bir eşin diğerine söylediği sözler, aile içerisindeki özel ilişkiler, çocukların yaşadığı problemler, ihanet iddiaları ve ayrıntılı özel hayat hikâyeleri milyonların önüne seriliyor. Daha da önemlisi, olayın içerisinde bulunan çocukların ve aile bireylerinin hayatları da bu teşhirin içerisine çekiliyor.

***

Peki, bütün bunlar gerçekten çözüm mü, yoksa reyting uğruna üretilen bir seyirlik mi?

Elbette bir evlilikte kimin haklı, kimin haksız olduğuna ekran başında karar verilemez. Kadının da erkeğin de kendi hayatıyla ilgili karar alma hakkı vardır. Fakat burada eleştirilmesi gereken, bireylerin tercihinden çok, bu tercihlerin televizyon tarafından nasıl sunulduğudur.

Bir insanın eşini ve çocuklarını bırakıp başka bir hayat kurması, ardından geri dönmesi elbette yaşanabilecek bir hayat hikâyesidir. Fakat bunu sürekli dramatik bir “affetme ve yeniden birleşme” gösterisine çevirmek, özellikle genç izleyicilere ilişkiler konusunda sağlıksız mesajlar verebilir. Sevgi, affetmek olabilir; ancak sevgi, sınırsız biçimde kendinden vazgeçmek, kişiliğini ezdirmek veya yaşanan her şeyi sorgulamadan kabul etmek değildir.

Erkeğin eşinin önünde ayaklarına kapanması üzerinden duygusal bir kahramanlık hikâyesi oluşturmak da doğru bir aile modeli değildir. Aynı şekilde kadının da sırf kadın olduğu için her davranışının sorgulanamaz hâle getirilmesi kabul edilemez. İlişkilerde cinsiyet değil, karşılıklı sorumluluk, sadakat, saygı ve özellikle çocukların yararı esas alınmalıdır.

***

Televizyon yapımcılarına da izleyicilere de büyük bir sorumluluk düşüyor. İnsanların acıları eğlenceye, mahremiyeti reytinge, aile sorunları da günlük seyirliğe dönüştürülmemeli.

Yeni nesle bırakacağımız ilişki anlayışı; “Ne yaparsan yap, sonunda nasıl olsa affedilirsin.” veya “Seviyorsan her şeyi sineye çek.” olmamalıdır.

Aileyi korumak, geçmişin bütün kurallarını sorgusuz sualsiz yaşatmak değildir. Aileyi korumak; sadakati, saygıyı, sorumluluğu ve insan onurunu korumaktır.

Ekranlar değişebilir, ilişkiler değişebilir, toplum değişebilir. Fakat insanın mahremiyeti reyting uğruna değersizleştirilmemelidir. Çünkü mahremiyet ortadan kalktığında yalnızca bir ailenin sırrı değil, toplumun özel alan anlayışı da yavaş yavaş kaybolur.

Yeni yazımda görüşmek üzere…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.