Keşke gazetelerde ve haber bültenlerinde sürekli gelişime yönelik ve eğlenceli içerikler görsek diye düşünüyorum bazen. Ama bu Türkiye için mümkün değil sanırım. Hatta bu ülkede nüfusun çoğalması istenirken yeni bir çocuk dünyaya getirmek çok mantıklı gelmiyor bana. Sebebi sadece ülkenin mali tablosu…
Dün bir haber içeriği çıktı önüme. Uzun süre içinden çıkamadım. “Biz ne ara böyle içler acısı hâle geldik?” diye düşünmeden edemedim.
Gaziantep’te yaşayan bir baba; asgari ücret ile evini tek başına geçindirmeye çalışmaktan yorgun düşmüş, emekçi abimiz, kardeşimiz. 46 yaşında, hayattan öğrenmemesi gereken o kadar çok zorluk bindirilmiş ki omuzlarına ve en acısı da devletin eksikliğini kendi yetersizliği sanarak resmî makamlardan ötenazi talep ediyor. Her gün ibadethanelerden ve dinden içerik üreten bir toplumun içinden böyle bir yaşam hikâyesi, böylesine acı bir tablo çıkabiliyorsa bir ülkede; kusura bakmasın kimse ama, bu hepimizin ayıbı.
Her yıl olduğu gibi yine birçok ebeveyn, kendi çaresizliği ile yüzleşecek; çocuğunu okula gönderirken.
Yeni eğitim-öğretim yılı başladı. Velilerin önünde yine aynı tablo var: kırtasiye, servis, kıyafet, okul ihtiyaçları derken şimdi bir de çocuklarının günlük beslenme masrafı düşündürmeye başladı. Ancak 2026-2027 eğitim yılında okul kantinlerinde açıklanan fiyatlar, artık yalnızca bir “kantin meselesi” olmaktan çıkmış durumda. Bu, doğrudan doğruya çocukların beslenme hakkını ilgilendiren ciddi bir sosyal adaletsizlik meselesidir.
Bugün açıklanan tarifelerde tost ve ayranın 130 liraya, tavuk dönerin 145 liraya, üç çeşit tabldot yemeğin 245 liraya kadar çıkması, dar gelirli ailelerin çocuklarını okula gönderirken yaşadığı ekonomik yükü açıkça ortaya koyuyor.
Bir düşünün…
Asgari ücretle geçinmeye çalışan bir aile, çocuğuna her okul günü 130-145 lira harçlık verebilir mi? İki çocuğu varsa ne yapacak? Üç çocuğu varsa? Üstelik bu rakam yalnızca bir öğün için. Çocuğun suyu, ulaşımı, kırtasiyesi ve diğer ihtiyaçları bunun dışında. (Israrcı nüfus artışı istemi ne kadar mantıklı, demeden geçemiyorum.)
Sonuç ne oluyor?
Anne-baba çocuğuna harçlık veremiyor. Çocuk okula boş ceple gidiyor. Evden beslenme koyabilen koyuyor, koyamayan ise bütün gün aç kalıyor. Bazı çocuklar, arkadaşlarının kantinden aldığı yiyeceklere bakarak teneffüs geçiriyor.
Bu tabloyu normalleştiremeyiz.
Daha da düşündürücü olan ise Meclis’te kamuoyuna yansıyan yemek fiyatlarıyla çocukların okul kantinlerindeki fiyatları arasındaki uçurumdur. Ağustos 2026'da TBMM Lokantası için yayımlanan fiyatlarda bazı temel yemeklerin çok daha düşük rakamlarda olduğu görülüyor; örneğin dana sac kavurma-pilav 66 lira, çorba 23 lira olarak aktarılıyor.
Şimdi soruyorum:
Milletvekilinin uygun fiyatla yemek yiyebilmesi kamu hizmetinin gereği ise, neden çocuğun beslenmesi aynı hassasiyetle ele alınmıyor?
Milletin vekili için uygun fiyatlı yemek mümkün olabiliyorsa, milletin çocuğu için neden mümkün olmasın?
Burada kantincileri tek başına suçlamak da doğru değildir. Onların da kira, elektrik, personel, ürün ve işletme maliyetleri var. Fakat asıl sorumluluk, çocukların temel beslenme ihtiyacını piyasanın insafına bırakmayacak bir sistem kurması gereken devlettedir.
Devlet okulundaki bir çocuk, ailesinin ekonomik durumundan dolayı aç kalmamalıdır.
Millî Eğitim Bakanlığı, yerel yönetimler ve ilgili kamu kurumları artık bu konuda seyirci kalmamalıdır. Devlet okullarında ücretsiz ve sağlıklı bir öğün uygulaması yaygınlaştırılmalı; kantinlerde çocukların erişebileceği temel ürünler için sosyal destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.
Çünkü eğitimde fırsat eşitliği yalnızca aynı sırada oturmak değildir.
Biri kantinden istediğini alırken diğerinin cebinde 5 lira olduğu için aç kalması, eğitimde eşitlik değildir.
Devletin görevi yalnızca çocuğu okul kapısından içeri sokmak değildir. O çocuğun dersini dinleyebilecek kadar sağlıklı ve tok olmasını sağlamak da sosyal devlet anlayışının gereğidir.
Bugün çocuklarımızın kantin fiyatları karşısında boynu bükülüyorsa, burada yalnızca ekonomik krizden değil, çözüm üretmeyen bir kamu politikasından söz etmeliyiz.
Çünkü çocukların açlığı, ertelenebilecek bir sorun değildir.
Bir ülkenin geleceğini yetiştiren çocuklara “Harçlığın yoksa yeme.” demek, sosyal devlet anlayışına sığmaz.
Gelecek yazımda ( umarım iç açıcı bir konu ile) görüşmek üzere…