Çalışan kesim, üretimin en önemli gücünü oluşturmasına rağmen her yıl maaş bordrolarında artan vergi kesintileriyle karşı karşıya kalıyor.
Enflasyonun yüksek seyrettiği, (gerçek enflasyonun halka yansıtılmadığını düşünenlerden olarak) temel ihtiyaçların her geçen gün pahalandığı bir dönemde ücretlilerin maaşlarından yapılan gelir vergisi kesintileri, kamuoyunda en çok tartışılan konuların başında geliyor. Özellikle yılın ilerleyen aylarında yılın yarısına bile gelmeden vergi diliminin yükselmesi nedeniyle aynı işi yapan bir çalışanın eline geçen maaşın azalması, “Daha fazla çalıştığım halde neden daha az kazanıyorum?” sorusunu gündeme getiriyor.
2026 Gelir Vergisi Oranları (Ücret Geliri)
İlk dilim: %15, İkinci dilim: %20, Üçüncü dilim: %27, Dördüncü dilim: %35, Beşinci dilim: %40
Bu oranlar, ücret geliri belirli matrahları aştıkça kademeli olarak uygulanmaktadır. Yani çalışanın tüm maaşı bir anda üst orandan vergilendirilmez; yalnızca ilgili dilime giren kısmı daha yüksek orandan vergilendirilir. Ancak sonuçta yıl ilerledikçe çalışanın net ücreti düşebilmektedir.
Sorunun temelinde yalnızca vergi oranları değil, ücretlinin vergi yükünü taşıma biçimi yatmaktadır. Maaşlı çalışan vergisini daha maaşı hesabına yatmadan öder. Vergi kaçırma ihtimali bulunmaz; çünkü kesinti doğrudan işveren tarafından yapılır. Buna karşın kayıt dışı gelir elde eden birçok kişi aynı denetim mekanizmasıyla karşılaşmayabilir. Bu durum, vergisini eksiksiz ödeyen ücretliler açısından adalet duygusunu zedelemektedir.
Bugün bir fabrika işçisi, hem gelir vergisi hem de sosyal güvenlik primleri, işsizlik sigortası ve diğer yasal kesintiler nedeniyle brüt ücreti ile cebine giren net ücret arasında ciddi bir fark yaşamaktadır. Üstelik yüksek enflasyon nedeniyle maaşlara yapılan zamlar kısa süre içinde vergi dilimi nedeniyle eriyebilmektedir. Çalışan bir yandan hayat pahalılığıyla mücadele ederken diğer yandan yıl ortasında daha yüksek vergi ödemek zorunda kalmaktadır.
Elbette vergi, kamu hizmetlerinin finansmanı için vazgeçilmezdir. Eğitim, sağlık, güvenlik ve altyapı yatırımlarının sürdürülebilmesi vergi gelirleri sayesinde mümkündür. Ancak vergi sisteminin temel ilkelerinden biri de adalet olmalıdır. Aynı ekonomik koşullarda yaşamayan bireylerden benzer yükümlülük beklemek, sosyal devlet anlayışıyla her zaman örtüşmeyebilir.
Özellikle yalnızca maaşıyla geçinen milyonlarca çalışan için vergi dilimlerinin enflasyona göre daha sık güncellenmesi, ücret artışlarının sadece vergi nedeniyle erimemesi ve düşük ile orta gelir grubunun korunmasına yönelik yeni düzenlemelerin yapılması gerektiği yönünde güçlü talepler bulunmaktadır.
Çalışanlar, “Vergi vermeyelim” demiyor. Vergilerimizin karşılığını bile tam anlamıyla bulamıyoruz. Beklenen; vergi yükünün toplumun tüm kesimlerine daha dengeli dağıtılması, kayıt dışılıkla daha etkin mücadele edilmesi ve emeğiyle geçinen insanların alım gücünü koruyacak bir sistemin oluşturulmasıdır.
Unutulmamalıdır ki bir ülkenin kalkınmasının temelinde üretim vardır, üretimin temelinde ise emek bulunur. Emeğin karşılığını alan, geleceğe güvenle bakabilen çalışanlar yalnızca kendi refahlarını değil, ülke ekonomisinin de büyümesini sağlar.
Vergi sisteminin amacı gelir toplamak kadar toplumsal adaleti sağlamak da olmalıdır.
Vergisini zamanında ve eksiksiz ödeyen ücretlinin, yıl sonunda maaşının eridiğini hissetmediği; emeğin daha fazla değer gördüğü bir düzen, hem çalışanların motivasyonunu artıracak hem de vergiye olan gönüllü uyumu güçlendirecektir. Adil bir vergi sistemi, güçlü bir ekonominin ve güçlü bir toplumun en önemli yapı taşlarından biridir.
Halktan alınan verginin amacı yine halka geri döndürülecek olan hizmet olmalı, fakat ülkemizde birçok kişi sıra bulamadığı için devletin hastanesi yerine özel kurumlardan hizmet almak zorunda kalıyor. Okul çağında çocuğu olan her ebeveyn devlet okullarının yetersizliğinden dolayı yine özel okullara koşmak zorunda kalıyor.
Bunca emeğin karşılığı her ay maaştan eksilen meblağlar olamamalı.
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere…