Dünya yeniden şekillenirken Türk devletlerinin dayanışması yalnızca ortak tarihimizin gereği değil, ekonomik geleceğimizi güçlendirmenin de önemli bir şartı.
Dünya hiç olmadığı kadar hareketli ve belirsiz bir dönemden geçiyor.
Bir tarafta savaşlar, diğer tarafta ekonomik rekabet… Enerji kaynakları, ticaret yolları, teknoloji yarışı ve değişen siyasi dengeler… Ülkeler kendi çıkarlarını korumak, ekonomik güçlerini artırmak ve geleceklerini güvence altına almak için yeni ittifaklar kuruyor.
Böyle bir dünyada tek başına güçlü kalabilmek giderek zorlaşıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk dünyasına ilişkin açıklamasında kullandığı şu ifade bu açıdan oldukça anlamlı:
“Türk dünyasının aile fotoğrafında ayrılığa gayrılığa, ihtilafa yer yoktur.”
Bu cümleyi yalnızca siyasi veya kültürel bir birlik çağrısı olarak değerlendirmemek gerekiyor. Çünkü bugün Türk dünyasının önündeki en önemli fırsatlardan biri, ortak tarih ve kültür bağlarını ekonomik bir güce dönüştürebilmek.
Artık birbirimize yatırım yapmalıyız
Türkiye'nin Türk cumhuriyetleriyle ekonomik ilişkileri artık yalnızca ticaret anlaşmalarından ibaret değil. Üretim tesisleri, enerji yatırımları, altyapı projeleri ve ortak girişimler giderek daha fazla önem kazanıyor.
Özbekistan bunun somut örneklerinden biri.
Ticaret Bakanlığı'nın açıkladığı verilere göre Türkiye'nin son beş yılda Özbekistan'daki yatırımlarının toplam hacmi 8,2 milyar dolara ulaştı. Ülkede 2 bin 200'den fazla Türk sermayeli şirket faaliyet gösteriyor. Türk müteahhitleri bugüne kadar Özbekistan'da 325 projede yaklaşık 9,5 milyar dolarlık iş üstlendi. Üretimden enerjiye, tarımdan lojistiğe kadar geniş bir alanda Türk şirketlerinin varlığı bulunuyor.
Kazakistan'da da benzer bir ekonomik ilişki gelişiyor.
Türk müteahhitlerinin bugüne kadar Kazakistan'da üstlendiği proje sayısı 541'i, toplam proje bedeli ise 30 milyar doları aşmış durumda. Üstelik 2026 yılında Türk şirketi YDA Group ile Kazakistan'ın Samruk-Kazyna kuruluşu arasında, toplam 1.385 yatak kapasiteli iki şehir hastanesi için 600 milyon dolarlık finansman anlaşmasına varıldı. Bu projeler, iş birliğinin yalnızca ticaretle sınırlı kalmadığını gösteriyor.
Azerbaycan ile ilişkilerimiz de bu ekonomik bütünleşmenin önemli bir parçası. Türkiye, Azerbaycan ve Özbekistan arasında ulaştırma, altyapı, lojistik ve ticaret alanlarında geliştirilen üçlü iş birliği mekanizmaları, ortak hareket etme iradesinin somut örnekleri arasında.
Bunlar küçümsenecek rakamlar değil. Ancak asıl hedef, bu ilişkileri birkaç büyük projeyle sınırlı bırakmadan kalıcı bir üretim ve yatırım ağına dönüştürmek olmalı.
Orta Koridor: Türk dünyasının ekonomik omurgası
Bence üzerinde en fazla durmamız gereken konulardan biri Orta Koridor.
Çin'den başlayarak Kazakistan veya Türkmenistan üzerinden Hazar Denizi'ne, oradan Azerbaycan ve Gürcistan'a, Türkiye üzerinden Avrupa'ya uzanan bu güzergâh, Türk dünyasının ekonomik geleceği açısından stratejik öneme sahip.
Kazakistan'ın Aktau ve Kuryk limanları, Türkmenistan'ın Türkmenbaşı Limanı, Azerbaycan'ın Bakü/Alat Limanı ve Türkiye'nin demir yolu ile liman bağlantıları bu hattın önemli parçaları.
Bakü-Tiflis-Kars demir yolunun devreye girmesiyle koridorun önemli bir bölümü tamamlandı. Ancak gerçek potansiyelin ortaya çıkması için demir yolu kapasitesinin artırılması, limanların geliştirilmesi, gümrük işlemlerinin hızlandırılması ve ülkeler arasındaki lojistik sistemlerin uyumlaştırılması gerekiyor.
Orta Koridor'u yalnızca Çin'den Avrupa'ya mal taşıyan bir güzergâh olarak görmemeliyiz.
Bu hat aynı zamanda ortak sanayi yatırımları, lojistik merkezleri, depolama tesisleri, enerji projeleri ve yeni üretim alanları anlamına geliyor.
Türkiye'nin burada üstleneceği rol çok önemli. Çünkü Türkiye yalnızca bu hattın bir geçiş noktası değil, Avrupa pazarına ulaşmak isteyen Türk dünyası ülkeleri için önemli bir üretim ve lojistik merkezi olabilir.
Bursa'dan Türk dünyasına uzanan bir üretim ağı
Bu konuyu Bursa açısından da düşünmek gerekiyor.
Otomotiv, makine, tekstil, metal ve gıda sanayisinde önemli bir üretim tecrübesine sahibiz. Bursa'daki bir makine üreticisinin Özbekistan'da fabrika kurması, bir tekstil işletmesinin Kazakistan'da üretim ortağı bulması veya bir gıda şirketinin bölgesel pazarlara ortak yatırımlarla açılması neden mümkün olmasın?
Üstelik bu ilişkiler yalnızca büyük sermaye gruplarıyla sınırlı kalmamalı. KOBİ'lerimizin de bu pazarlara erişmesini sağlayacak finansman, ticaret ve yatırım mekanizmaları geliştirilmelidir.
Ticaret ve sanayi odalarına, iş dünyası kuruluşlarına ve finans kurumlarına burada önemli görevler düşüyor. Artık yalnızca iş forumları düzenlemek değil, bu toplantılardan gerçek yatırımlar ve uzun vadeli ticari ortaklıklar çıkarmak gerekiyor.
Aynı aile fotoğrafında olmak yetmez
Elbette her ülkenin kendi ekonomik gerçekleri, siyasi öncelikleri ve bağımsız kararları var. Birliktelik, farklılıkların ortadan kaldırılması anlamına gelmiyor. Önemli olan bu farklılıkları ortak güce dönüştürebilmek.
Bunun için karşılıklı güven, adil ortaklıklar, güçlü finansman mekanizmaları ve verilen sözlerin hayata geçirilmesi gerekiyor.
Bugün Türk dünyasının sahip olduğu ekonomik potansiyel, doğru iş birlikleriyle çok daha büyük bir güce dönüşebilir.
Ortalık karışık. Dünya yeniden kuruluyor. Böyle bir dönemde birbirimizi daha iyi tanımak, birbirimize daha fazla güvenmek ve birbirimize sahip çıkmak zorundayız.
Birbirimizin pazarında yer almalı, birbirimizin yatırımına ortak olmalı, birlikte üretmeli ve birlikte büyümeliyiz.
Çünkü aynı aile fotoğrafında yer almak kadar, o ailenin geleceğine birlikte katkı sunmak da önemli.
Birlikte olursak yalnızca geçmişimizin mirasını korumayız; geleceğimizi de birlikte inşa ederiz.