Bir zamanlar okul çantası denildiğinde akla defter, kalem, beslenme çantası gelirdi. Bugün ise ‘kurşun geçirmez okul çantası’ konuşuyoruz. Bence asıl üzerinde durmamız gereken nokta tam olarak bu.
Ankara’da faaliyet gösteren bir şirketin, olası silahlı saldırılarda öğrenciyi koruması amacıyla geliştirdiği kurşun geçirmez okul çantası sosyal medyada gündem oldu.
Tanıtımda çantanın saldırı anında öğrencinin önünde tutularak bir çeşit koruyucu bariyer oluşturabileceği anlatılıyor. Teknik açıdan bakıldığında bir ürün geliştirilmiş olabilir. Bir ebeveyn için ‘Çocuğumu korur mu?’ sorusuna verilen her olumlu cevap da elbette kıymetli görünebilir.
Fakat mesele yalnızca bir çanta değil. Mesele, çocukların okula giderken neden bir balistik korumaya ihtiyaç duyabilecekleri fikrini konuşuyor olmamız. Çünkü son aylarda yaşananlara baktığımızda bu tartışmanın nereden çıktığını anlamak zor değil.

2 Mart’ta İstanbul Çekmeköy’de görev yapan 44 yaşındaki biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik, okulunda 17 yaşındaki bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu hayatını kaybetti. Aynı saldırıda bir öğretmen ve bir öğrenci de yaralandı. Olay sonrasında öğrenci tutuklanırken idari soruşturma kapsamında okul müdürü ile ilçe millî eğitim müdürü görevden uzaklaştırıldı.
Aradan çok geçmeden, 15 Nisan’da Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda Türkiye’nin hafızasına kazınan çok daha ağır bir saldırı yaşandı. Bir öğretmen ve dokuz öğrencinin yaşamını yitirdiği, 13 öğrencinin yaralandığı açıklandı. Öğrenciler günler sonra başka bir okul binasında eğitime dönebildi.
Eylül ayında ise bu kez Mersin’in Tarsus ilçesindeki Pakize Bayraktar İlkokulu’nda 7 yaşındaki bir öğrencinin çantasında tabanca bulunduğu haberi gündeme geldi. Edinilen bilgilere göre baba, ruhsatlı silahını çocuğun çantasına bıraktığını ve orada unuttuğunu söyledi.
Ve sayamadığım birkaç olay daha…
Şimdi bütün bu olayları yan yana koyup şu soruyu sormak gerekiyor: Biz gerçekten çözümü çocuğun sırtındaki çantada mı arayacağız?
Kurşun geçirmez çanta üretmek belki bir sonuçla mücadele etme girişimi olabilir. Ancak sonucu doğuran nedenler değişmediği sürece, hiçbir çanta bize gerçek anlamda güvenli bir okul ortamı sağlamaz.
Bir öğrencinin okula silahla girebilmesi, başka bir öğrencinin bıçakla öğretmeninin karşısına çıkabilmesi, yetişkinlere ait silahların çocukların erişebileceği yerlerde tutulması, okul girişlerinde güvenlik açıklarının bulunması…
Bunların hiçbiri öğrencinin taşıdığı çantanın sorumluluğu değil. Dolayısıyla çocuklara, ‘Saldırı olursa bunu önüne tut’ demeden önce yetişkinler olarak kendimize dönüp bakmamız gerekiyor.
Silaha erişim nasıl denetleniyor?
Riskli davranışlar gösteren öğrenciler ne kadar erken fark ediliyor?
Okullarda psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetleri yeterli mi?
Öğretmenler tehdit karşısında kime, hangi mekanizmayla ve ne kadar hızlı ulaşabiliyor?
Okul girişleri gerçekten kontrol ediliyor mu?
Aileler evlerindeki silahları çocukların ulaşamayacağı şekilde muhafaza ediyor mu?
Bunlar çözülmeden çantanın kumaşını kalınlaştırmak, bana göre meselenin özünü ıskalıyor.
Dahası, burada üzerinde düşünülmesi gereken başka bir boyut daha var: Korkunun pazarlanması.
Bir anneye ya da babaya, “Çocuğunuz okulda vurulabilir ama bu çanta onu koruyabilir” dediğiniz anda karşınızda sıradan bir tüketici kalmaz. Karşınızda en hassas yerinden, evladından yakalanmış bir insan olur. Bu nedenle çocuk güvenliği üzerinden geliştirilen ürünlerin pazarlanmasında çok daha fazla etik hassasiyet gerekir.
Elbette hiçbir koruyucu ürünü kategorik olarak değersiz görmek doğru olmaz. Gerçekten hayat kurtarabilecek bir teknoloji varsa bunun bilimsel testleri, hangi koşullarda ne kadar koruma sağladığı ve sınırları açık biçimde ortaya konulmalıdır.
Ama böyle ürünlerin varlığı bize asla şunu düşündürmemeli:
‘Artık saldırılar oluyor, çocuklara da zırhlı çanta alırız.’
İşte benim itirazım tam burada başlıyor.
Çünkü bu bakış açısı farkında olmadan olağanüstü bir durumu olağanlaştırabilir. Bir okulda saldırı yaşanması ‘normal’ değildir. Bir öğretmenin öğrencisi tarafından öldürülmesi ‘eğitimin yeni gerçeği’ değildir. Yedi yaşındaki bir çocuğun çantasında silah bulunması ‘talihsiz bir unutkanlık’ diye geçiştirilebilecek kadar basit değildir. Ve çocukların okula kurşun geçirmez ekipmanlarla gönderilmesini sıradanlaştırmak da kabul etmemiz gereken bir gelecek olmamalıdır. Bir zamanlar okul çantasına giren tek ‘kurşun’, kalemdi.
Ben çocukların çantasına yine kitap, kalem, boya kutusu ve beslenme koymasından yanayım. Korku değil, zırh hiç değil…
Çünkü çocuklarımızı korumak istiyorsak onları saldırılara karşı zırhlamak yerine, saldırıların yaşanmasını engelleyecek sistemi kurmak zorundayız. Bir çocuğun sırtına kurşun geçirmez çanta takmak kolay olabilir. Zor olan, onun buna hiç ihtiyaç duymayacağı bir okul inşa etmektir. Asıl yapmamız gereken de budur.
Dilerim bunları konuşmadığımız günlere en kısa sürede geliriz…