Hava Durumu

Gazeteciliğin heykeli ayakta, peki ya gazeteci?

Yazının Giriş Tarihi: 07.11.2026 00:09
Yazının Güncellenme Tarihi: 07.11.2026 00:09

Ayakları parçalanmış, kıyafetleri dökülmüş, bedeni yıpranmış… Ama fotoğraf makinesi hâlâ elinde…

Peki bu yalnızca zamanın yıprattığı bir heykel mi, yoksa gazeteciliğin bugün içinde bulunduğu durumun sessiz bir özeti mi?

Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin önünde duran gazeteci figürlerine dikkatlice bakınca zihnimde pek çok soru belirdi. Birinin elinde fotoğraf makinesi, diğerinin omzunda kamera…

Üzerlerinde yılların izleri var. Ama mesleklerini temsil eden araçları bırakmamışlar. Ne kadar tanıdık bir görüntü!

Bugün gazetecilik de böyle değil mi?

Şartlar ağırlaşıyor, geçim kaygısı büyüyor, mesleğin itibarı tartışılıyor. Buna rağmen haber yetişiyor, kameralar çalışıyor, mikrofonlar uzatılıyor.

Herkes haberin ne söylediğiyle ilgileniyor. Peki, o haberi hazırlayan insanın ne yaşadığını kaç kişi merak ediyor? Gazeteciliğin önemini anlatmayı öğrendik. Peki, gazetecinin emeğine aynı önem verildi mi?

Kocaman bir HAYIR!

Gazetecilik, artık dışarıdan göründüğü kadar kolay ve zannedildiği gibi süslü bir meslek değil. Meslek büyüklerim anlatıyor mesleğin o şaşalı, gazetecinin gazeteci olduğu günlerini.

Hayretle dinliyorum…

Meğer ne çok saygı duyuluyormuş, ne çok hakları varmış basın mensuplarının…

Teknoloji ilerliyor, haberin hızı artıyor. Ancak gazetecinin sırtındaki yük hafiflemiyor. Bir haberin arkasında saatlerce beklemek, defalarca telefon açmak, kapı kapı dolaşmak, gerektiğinde herkesin sustuğu yerde soru sormak var.

Dönelim tekrar heykele…

Gazetecilerin ayakları yıpranmış, ellerindeki makineler ise yerli yerinde. Belki de bugünün gazeteciliğini anlatan en çarpıcı ayrıntı tam olarak bu: Araçlar ayakta, insan yorulmuş.

Heykelin üzerinde Mustafa Kemal Atatürk’ün basına ilişkin şu sözleri yer alıyor:

“Basın, milletin müşterek sesidir. Bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir.”

Bu sözleri okumak kolay. Asıl mesele, gereğini yerine getirebilmek.

Basın gerçekten milletin ortak sesi mi?

Gazeteci gerektiğinde güçlüye soru sorabiliyor mu?

Yanlış gördüğünü yazabiliyor mu?

Toplumun duyması gerekenleri, kimlerin rahatsız olacağını hesaplamadan gündeme taşıyabiliyor mu?

Çünkü gazetecilik yalnızca açıklama yayımlamak, toplantı takip etmek, verilen bilgileri aktarmak değildir. Gazetecilik, gerektiğinde o açıklamanın eksik bıraktığını sormak, denetlemektir.

Bir mahallede yaşanan mağduriyeti, hakkını arayan işçiyi, derdini anlatamayan vatandaşı görünür kılmaktır.

Herkesin konuştuğu yerde konuşmak kolaydır. Önemli olan, herkesin sustuğu yerde doğru soruyu sorabilmektir.

Gazeteci yalnızca mikrofon taşıyan kişi değildir. Toplum adına soru sorma sorumluluğunu taşıyan kişidir.

Elbette gazeteciliğin sorunlarını yalnızca ekonomik koşullara ya da dışarıdan gelen baskılara bağlayamayız.

Mesleğin kendi içinde de ciddi bir muhasebeye ihtiyacı var. Doğrulanmadan yayımlanan haberler, dikkat çekmek için kullanılan yanıltıcı başlıklar, kişisel hesaplaşmalar, habercilikle reklam arasındaki çizginin bulanıklaşması…

Bunların her biri basına duyulan güveni zedeliyor.

Ve güven kaybolduğunda, onu yeniden kazanmak bir heykeli onarmaktan çok daha zor.

Gazetecilik eleştiri yaparken eleştirilmeye de açık olmalı. Çünkü mesleğin itibarını korumak, yanlışlarını görmezden gelmekle değil, onlarla yüzleşmekle mümkündür. Bir gazetecinin en güçlü ekipmanı kamerası değil, güvenilirliğidir.

Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin önündeki bu eser, gazeteciliğin kent hafızasındaki yerini hatırlatması bakımından da anlamlı.

Fotoğraf makinesini gözünden ayırmayan muhabir, kamerasını taşıyan basın emekçisi…

Her ikisi de geçmişten bugüne uzanan bir mesleki kültürün temsilcisi.

Bu heykelin üzerindeki fiziksel yıpranma ise bana başka bir gerçeği düşündürdü. Zaman yalnızca heykelleri değil, meslekleri de değiştiriyor.

Gazeteciliğin araçları değişti. Çalışma biçimleri değişti. Haber üretme ve tüketme alışkanlıkları değişti.

Fakat değişmemesi gereken bir ilke var: Gerçeğe sadakat.

Bir gazeteci için en önemli mesele, kimin ne duymak istediği değil, gerçekte ne olduğudur. İşte bu nedenle söz konusu heykeli yalnızca bulunduğu yerde duran bir sanat eseri olarak görmüyorum.

Bana göre o, gazeteciliğin geçmişini hatırlatırken bugününü sorgulatan sessiz bir tanık.

Fotoğraflara yeniden bakıyorum.

Bir gazeteci objektifini kaldırmış. Diğeri kamerasıyla görev başında. İkisi de yıpranmış ama işlerini bırakmamış. Gazeteciliğin yıllardır süren mücadelesini anlatan bir görüntü gibi…

Yine de burada önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekiyor. Gazetecinin her zorluğa rağmen çalışması, o zorlukların normal olduğu anlamına gelmez. Fedakârlık mesleğin bir parçası olabilir. Ama emeğin karşılıksız kalmasının gerekçesi olamaz. Gazeteciliğe verilen değer; yalnızca güzel sözlerle, törenlerle, ödüllerle ya da heykellerle değil, gazetecinin çalışma koşullarıyla, özgürlüğüyle, haklarıyla ve toplumun ona duyduğu güvenle ölçülür.

Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin önündeki bu heykel, işte bu yüzden beni yalnızca geçmişe değil, bugüne de bakmaya yöneltti. Çünkü ortada yalnızca yıpranmış bir heykel yok. Düşünmemiz gereken bir meslek, korumamız gereken bir emek ve kaybetmememiz gereken bir toplumsal sorumluluk var. Bir heykelin dökülen parçalarını onarırsınız. Peki, gazeteciliğin aşınan güvenini, değersizleşen emeğini ve zedelenen itibarını nasıl onaracaksınız?

Belki de bütün mesele bu sorunun cevabında saklı. Gazeteciliğin heykelini dikmek, mesleğe saygının bir ifadesidir. Asıl mesele, o saygıyı gazetecinin hayatında da yaşatabilmektir.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.