Geçen haftadan bu yana dünya; Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yapacağı olası saldırıya kilitlenmiş durumda. Bu ihtimalin gerçekleşmesi olasılığını değerlendirirken bazı parametrelere bakmalıyız.
Öncelikle İsrail İran’da bir rejim değişikliğini kendi güvenliği için istiyor. Ancak bu diğer Orta Doğu ülkelerinde olduğu kadar kolay olmayacak. İran’ın işgal edilemeyecek bir ülke olduğunu Türkiye’de sokaktaki çocuk bile bilse de Amerikan (sözde) Orta Doğu uzmanları bu bariz gerçeği göremiyor!
İRAN YENİ YÜZYILIN VİETNAM’I OLUR
Bu iki faktör saldırı olasılığını arttırsa da İran’daki rejim muhalifliğinin Amerikan işgalini hoş görecek bir dereceye yükselmeyeceğini anlamalılar yoksa bunu Vietnam’dan çok daha kötü bir şekilde öğrenirler.
Hava saldırıları olasılığı olsa da İran kanadından gelen ‘Tel-Aviv’i vururuz’ açıklamaları peşi sıra geliyor. Kısa süre içerisinde bir hava saldırısı olacaktır ancak kara harekâtı tarihinin en güçlü devresinde olsa da Amerika için dahi bir hayal.
Gerçekleşirse de bataklığa dalmak olur! Roma İmparatorluğu’nun Britanya işgali gibi anlamsız ve yıpratıcı olur.
GRÖNLAND EMLAK PİYASASI
Trump’ın ilgilendiği ve dünyanın da odaklandığı diğer bir konuda Grönland konusu. Masa da Grönland’ın satın alınması da var. Geçmişte Amerika bu yöntemi uygulamıştı.
Donald Trump, Grönland'ı Amerika Birleşik Devletleri'ne katmak istiyor ve hatta Grönland'ın sahibi olan Danimarka Krallığı'ndan satın alma olasılığını da gündeme getirdi.
Başkan, göreve başlama konuşmasında "ABD'nin kendisini yeniden büyüyen, zenginliğini artıran, topraklarını genişleten bir ülke olarak göreceğini" ve "bayrağı güzel yeni ufuklara taşıyacağını" vaat etti.
Trump'ın dünyanın en büyük adasını ülkesine katma hayali, ABD tarihinin diğer dönemlerini anımsatıyor. Trump'ın politikaları, 1823'ten itibaren ABD'nin Batı Yarımküre'deki Avrupa faaliyetlerine karşı müdahaleci politikasını meşrulaştırmak için kullanılan Monroe Doktrinini anımsatıyor.
Tarihte Amerika'nın topraklarını genişlettiği olayları gözden geçirirsek Washington'un, topraklarını devreden yabancı güçlere tazminat ödemeyi kabul ettiği başka vakalar da vardı. Fakat bunlar tam anlamıyla alım satım işlemleri değildi.
Örneğin 1819'da İspanya Florida'yı ABD'ye bıraktığında tazminat ödenmişti.
LOUİSİANA TÜRKİYE’NİN 2 KATI
Dönemin Başkanı Thomas Jefferson'un Napolyon Fransa'sından Louisiana Bölgesini satın alma kararı, yeni ulusun ilk büyük genişlemesiydi.
Napolyon, bugünkü Haiti'deki köle isyanından sonra Fransa için denizaşırı bir imparatorluk kurma hayalinden vazgeçmiş ve kendisi için stratejik önemini yitirmiş, geniş ve az nüfuslu bir bölgeyi genç Amerikan cumhuriyetine satmayı kabul etmişti.
Böylece Korsikalı general, satıştan elde ettiği parayı Avrupa'da imparatorluğunu genişletmek için yaptığı savaşlara ayırabilirdi. Amerikan ve Fransız hükümetleri bir anlaşmaya vardı; Kasım 1803'te Louisiana, o dönemde 15 milyon dolarlık bir bedel karşılığında ABD'nin bir parçası oldu.
FLORİDA
1840'lara gelindiğinde, Amerikan halkının büyük bir kısmı, "kaderlerinin" batıya, Büyük Okyanus kıyılarına doğru genişlemekte yattığına ikna olmuştu.
Bunu Meksika'nın aleyhine gerçekleştirecekti. ABD, o dönemde Meksika'ya ait ve kıtanın ekonomik açıdan en canlı bölgelerinden biri olan California'ya ilgi göstermişti. Burası, o dönemde Asya ile ticaret yapmak için çok cazip derin su limanlarına sahipti.
Savaş, Amerika'nın zaferi ve Şubat 1848'de Guadalupe-Hidalgo Anlaşması'nın imzalanmasıyla sona erdi.
Bu anlaşma ile ABD, Teksas, California, New Mexico, Arizona, Nevada, Utah ve Colorado, Wyoming, Kansas ve Oklahoma'nın bazı bölgelerini elinde tuttu. ABD 15 milyon dolar ödedi, ancak Sexton'ın dediği gibi, Meksikalılar savaşı kaybetmemiş olsalardı bu toprakları asla devretmeyi kabul etmezlerdi.
Bu, silah zoruyla yapılan bir satıştı. Meksika, savaş öncesi topraklarının yarısından fazlasını kaybetti. Yenilgi ve toprak kaybı, ülkede kalıcı bir travmaya neden oldu.
ALASKA
Birçok kişi, 1867'de dönemin ABD Dışişleri Bakanı William Seward'ın, Rus Çarı 2. Alexander'dan Kuzey Kutup Bölgesi'ndeki (Arktik) Alaska'yı satın alma kararını anlayamamıştı.
Seward, bu bölgenin Kuzey Amerika'ya İngiliz müdahalesi tehlikesini önleyeceği ve ABD'nin Büyük Okyanus'taki zengin balıkçılık kaynaklarına erişimini sağlayacağı için büyük stratejik değeri olduğuna inanıyordu.
Bu nedenle Alaska'yı 7,2 milyon dolar karşılığında Rusya'dan satın almak için bir anlaşma yaptı.
Satın alma işlemi büyük tartışmalara yol açtı ve dönemin gazeteleri bunu "Seward'ın aptallığı" olarak nitelendirdi.
Çarlık Rusyası, yönetimi çok pahalı olan ve o dönemki başlıca rakibi Büyük Britanya'nın olası saldırılarına karşı savunmasız görülen, değeri düşük bir bölgeyi elinden çıkardığına inanıyordu.
Eleştirilere rağmen, Kongre satın alma anlaşmasını onayladı ve Alaska ABD'nin bir parçası oldu. On yıllar sonra, altın ve büyük petrol yataklarının keşfi ve Soğuk Savaş sırasında kazandığı askeri önemi, Seward'ı ve Alaska'yı satın alma kararını haklı çıkarmış oldu.
DANİMARKA’NIN İLK SATIŞI
ABD'nin en son satın aldığı bölge, şu anda Grönland'ı satmak istemeyen Danimarka'dan oldu.
O zamanlar Danimarka Batı Hint Adaları olarak bilinen adalar, 19. yüzyılın ortalarından beri ABD'li stratejistlerin gözdesi olan Karayipler'deki bir ada grubuydu. Her iki ülke de adaların ABD'ye 25 milyon dolar karşılığında satılması konusunda anlaştı. Anlaşmanın bir parçası olarak, ABD Danimarka'nın "tüm Grönland üzerinde siyasi ve ekonomik çıkarlarını genişletmesine" karşı çıkmayacağını taahhüt etti!