Türkiye’de ve Bursa’da yoğun gündem hızını hiç kaybetmiyor. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) seçimleri ve sonrasındaki yoğunluktan ötürü birçok önemli programa ya iştirak edemedik ya da yazılarımızda yer veremedik. Bunlardan birisi de Bursa Genç Sanayiciler ve İş İnsanları Derneği’nin (GESİAD) gerçekleştirmiş olduğu etkinlik oldu.
GESİAD’ın ‘Sinerji Toplantıları’ olarak markalaştırdığı ve uzun soluklu şekilde devam ettirdiği toplantılarının bu ayki konuğu ise Uludağ İçecek’in kaptan koltuğuna oturan Ömer Kızıl oldu.
Kuruluş yıllarından bu yana 3’üncü kuşak yöneticilere emanet edilen Uludağ İçecek’in geçmişten bugüne hikayesini anlatan Kızıl, iş hayatına erken atılmasından ötürü kazandığı tecrübeleri ‘tüyo’ şeklinde GESİAD üyelerine aktardı. Geçmişte Uludağ İçecek’in hikayesini, giriştiği yenilikleri ve ihracat serüvenini birkaç kez Mehmet Erbak’ın ağzından dinleme fırsatı bulmuştum. Ancak genç kuşağın ‘olanlar olurken’ bu hikâyede üstlendikleri rolleri dinleyememiştim.
Ömer Kızıl kendi bakış açısından yaşadıklarını oldukça samimi, sansürsüz ve canlı bir anlatımla bizlere sundu. Samimi diyorum, zira markasının içerisine girdiği dar boğazları, yaşadıkları büyük tehlikeleri de anlatmaktan geri kalmadı. Mesela geçmişte Doğuş Grubu ile girdikleri ortaklık süreciyle ilgili süreçlerin içinde bir Uludağ üst yöneticisinden açıklama gelmemişti.
ŞİRKETLER İKİNCİ KUŞAĞI GÖREMİYOR
Ömer Kızıl’ın sunumuyla ilgili bazı anekdotları paylaşmadan önce bilinen ama ne yazık ki firmaların önünde büyük bir karabasan gibi çöken aile şirketlerinde kuşak değişimleri konusunda birkaç istatiksel bilgiyi iliştirmek istiyorum.
Türkiye’de aile şirketlerinin ikinci kuşağa devredilmesi ve faaliyetlerini sürdürmesinin oranı yüzde 30’lar civarında. Yani kurulan her 10 şirketten 7’si ikinci kuşağın ardından yok oluyor. Oran 3’üncü kuşağa geçince yüzde 5’lere kadar düşmekte.
Sorunun yaygınlığı ve büyüklüğünü de Türkiye’deki şirketlerin yüzde 95’inin aile şirketi olduğu bilgisini vererek ortaya koyabiliriz.
ÖMER KIZIL: KÖTÜ ŞEYLERİ DUYUN
Uludağ İçecek de ikinci kuşak yöneticilerin iş başına geldiği ve bu bayrak değişimini görünen o ki başarılı şekilde gerçekleştirmiş bir firma. Uludağ’ın giriştiği yenilikçilik hamlesinin 2 binli yılların başından beri hız kaybetmeden devam ettiğine işaret eden Kızıl, “Öncelikle yaptığımız işlerde bir ayıklama ve ürün çeşitliliği konusuna odaklandık. Ürünlerimiz arasında olan coladan çıkıp iyi olduğumuz alanlara yoğunluk verdik. Gazozun yanı sıra devam edegelen maden suyu işine odaklandık. Daha sonra meyveli soda ve nihayetinde meyveli soda ürünleriyle yüksek satış rakamlarına ulaştık” dedi.
Uludağ İçecek geçmişten bugüne yenilikçi yapısını sürdüren bir firma. Mehmet Erbak’tan Uludağ’ın ürün kapları ile yakaladığı ivmeleri BUSİAD’ın bir toplantısında yıllar önce dinlemiştim. O günden beri firma yenilikçiliği şirket kodlarına işlemiş belli ki.
Ömer Kızıl’ın, “49 farklı ürün denedik ve 47’sinde başarılı olduk” ifadesini önemsiyorum. Zira iş dünyası piyasaya sunulan ve fakat tam bir fiyaskoyla sonuçlanan başarısızlıklarla dolu. Türk piyasasının kendine has yapısı içerisinde yer edinebilmenin oldukça zor olduğu herkesin malumu.
İçecek piyasasında da colanın 2 milyar litrelik bir satış yaptığı ve kendilerinin 300 milyon litrelik bir pazarda olduğu bilgisini veren Ömer Kızıl, “Colalı ürünlerin piyasaya bu kadar hakim olduğu bir ülke yok. Biz çok ufak bir piyasayı genişletme ve küresel rekabet içerisinde var olmaya çalışıyoruz. Şükür ülkemizde bilinir bir markayız amacımız önce Avrupa sonra dünyada bilinen bir marka haline gelebilmek. Almanya’da üretime geçiyoruz” diyerek geleceğe dair hedeflerini de anlattı.
Kendisi de ikinci kuşak olan Ömer Kızıl, aile içerisindeki bireylerden mutlaka işin içinde olmak gibi bir dayatma içinde bulunmadıklarını ancak iyi bir eğitim alarak ellerindeki markanın kıymetini maddi ve manevi açıdan bilmelerini beklediklerini kaydetti.
Ömer Kızıl’ın, “Kötü bir şey duymak istemezsiniz. Lütfen duyun, o dert gelip sizi bulur” sözleriyle başlayan yönetim tüyolarını da dinleme fırsatı bulduk.
GESİAD’DAN YERİNDE SAPTAMALAR
Son söz olarak GESİAD düzenledikleri Sinerji Toplantısı ile harika bir organizasyona imza attı. Başkanları Tolga Papatya ve ekibi güzel bir geceye ev sahipliğini kusursuz üstlendiler. Gecenin ev sahibi olan GESİAD Başkanı Papatya, maliyetlerin yükseldiği, finansmana erişimin önem kazandığı, rekabet koşullarının her geçen gün daha zorlaştığı bir dönemden geçildiğine işaret ederek, “Sanayici ve iş insanı açısından baktığımızda artık yalnızca üretmek yeterli değil. Verimlilik, finansal sürdürülebilirlik, teknoloji, nitelikli insan kaynağı, ihracat kapasitesi ve katma değerli üretim her zamankinden daha fazla önem taşıyor. İş dünyası olarak bizim beklentimiz; öngörülebilirliğin güçlenmesi, finansmana erişimin kolaylaşması, üretim ve yatırım isteğinin desteklenmesi ve reel sektörün rekabet gücünü koruyacak adımların sürdürülebilir biçimde hayata geçirilmesi. Bizler sorunları konuşmaktan çekinmemeliyiz. Ancak sorunların yanında çözüm önerilerini de ortaya koymalıyız” diyerek mevcut durumu net bir şekilde özetlemiş oldu.