Hafta sonu 10’uncu İnegöl Kitap Günleri’ne katılmak için İnegöl’deydim. Hayat kıyaslar üzerine akıyor; İnegöl Kitap Günleri, geçen yıl oldukça sönük geçen ve bu yıl da sanırım yapılmayacak olan Bursa Kitap Fuarı’ndan çok daha iyiydi.
Katılımcı yazarlar, kitap fiyatları, organizasyonun kusursuza yakın olması ve halkın katılımı gibi birçok açıdan Bursa’nın önündeydi.
Dolu dolu bir program var ve sadece bir hafta sonuna sıkıştırılmamış. Genellikle böyle fuarlar cuma günü başlar, pazar günü sona erer; biz haberdar olup gidene, yazana kadar da fuar kapanırdı. Bu sefer durum böyle değil!
10’uncu İnegöl Kitap Günleri 30 Ekim’de başladı ve 8 Kasım’a kadar da devam edecek. "Dolu dolu" derken bu ifadeyi gereksiz yere kullanmadım.
Ülke çapında tanınan Ahmet Taşağıl, Ömer Demirbağ, Behçet Yalın Özkaya (Prof. Osman), Dilek Cesur gibi onlarca yazar ile Bursalı birçok yazar İnegöl’e gelecek. Katıldığım gün Ömer Demirbağ ve Behçet Yalın Özkaya’nın söyleşilerine denk geldim. Halkın katılımı her iki söyleşiye de yoğundu.
Baktığımda, toplumun tüm kesimleri düşünülerek bir kolaj yapılmıştı. Üzerinde titizlikle düşünüldüğü her hâlinden belli oluyordu.
İnegöl Belediyesi Basın Müdürü Ramazan Güleçyüz’e bu memnuniyetimizi aktardığımızda, adres olarak Kültür Müdürü Önder Kılıç’ı gösterdi. Önder Kılıç’la konuştuğumuzda, kitap günlerinden İnegöl’deki kültürel faaliyetlere kadar birçok konuda sessiz ama derinden bir çalışma içinde olduklarını gözlemledim. Hazırlıklarını anlatırken, yazar belirleme süreçlerine ne kadar kafa yorduklarını fark ettim.

AYRINTILARDAKİ TİTİZLİK…
Normalde kitap günleri organizasyonlarında kitap fiyatları genellikle yüksek olur!
Burada durum öyle değildi. Kılıç’ın aktardığına göre, katılımcı yayınevlerinden stant ücreti talep etmemişler. Halkın ilgisi hafta sonu itibariyle oldukça yoğundu.
Hafta içi de İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile beraber hareket edilerek öğrenciler kitap günlerine getiriliyormuş. Birçok organizasyona şahit olduğumuz için, bir etkinliğin başarılı ya da başarısız olduğuna dair kıyas yapma imkânına sahibiz. Hatta başarı kriterlerimiz de gitgide yükseliyor. Bu açıdan baktığımızda, İnegöl Belediyesi oldukça başarılı.
İmza günü düzenleyen yazarlara ulaşmak kolay. Söyleşi alanı fuar alanının dışında olduğu için konuşmacıyı dinlerken ve mekânda konsantrasyon sağlarken hiçbir sıkıntı yaşamadık. Sonrasında yapılan kitap imzalama aktivitesi de başka bir alana taşındığı için kaotik değil, oldukça düzenli bir şekilde işliyor.
Birçok farklı alanda yazan yazar bir araya geldiği için, farklı kitleler kendi yazarlarından önceki ya da sonraki söyleşilere de katılıyor. Böylece kültürel yayılım artıyor.
Fuar alanlarının en büyük sorunlarından biri olan pahalı yeme-içme ve çay-kahve konusu ise İnegöl Gastro gezici aracı ile çözülmüş.
İL OLMASI ZORUNLULUK OLMUŞ
Yazılarımda bir süredir ara ara değindiğim bir konu var: Kurumların ve STK’ların yıldan yıla tekrarladıkları etkinliklerde (panel, şenlik, zirve, ödül töreni vb.) giderek heyecanlarını kaybetmeleri ve çaptan düşmeleri!
Birçok kurum bu çıkmazın içine düşmüş durumda.
Ancak bu genel durum, İnegöl Belediyesi’nin 10’uncu İnegöl Kitap Günleri’nde geçerli değil.
Oldukça üst düzey katılımcılarla, yoğun bir kitleyi 10 gün boyunca eksiksize (kusursuz demek işi başka noktalara getireceği için bu kelimeyi kullanmak istemiyorum) yakın bir organizasyonla ağırlamak takdiri hak ediyor.
İnegöl Belediyesi’nin Gastro Festivali de gayet iyiydi. Diğer belediyelerle kıyaslamak gerekirse oldukça üstündeler. Ramazan Güleçyüz, eksiklerini kendisi aktarırken fuar alanına dem vuruyor. İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban’ın planları arasında daha geniş ve daha modern bir fuar alanını hayata geçirmek olduğunu söyledi.
İnegöl’ün geldiği noktada sadece mobilya fuarıyla sınırlı kalamayacağı zaten aşikâr. İnegöl’ün yıllardır süren il olma beklentisi, boş bir popülaritenin ötesinde bir vakıa ve zorunluluk hâlinde!
Sanırım İnegöl Belediyesi’nin bu denli istim üstünde olmasında bu beklentinin tetikleyici gücü de önemli bir etmen. Gün içinde il olması konusunu çok konuştuk. Tam yazımı kaleme alırken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son dakika açıklaması bültenlere düştü: "Bahçeli'den 100 il, 1000 ilçe açıklaması! Türkiye'de 19 yeni il, 78 yeni ilçe önerisi."
Ne diyelim, İnegöl için hadi inşallah.
İNSAN BİREYE İNDİRGENEMEZ
Dediğim gibi, birçok farklı ekolden yazar İnegöl’e adeta çıkarma yapmış durumda. Bu isimlerden birisi de Ömer Demirbağ. Bilenler, Demirbağ’ın özellikle Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (S.A.V.) hayatına dair sunumlarıyla ön plana çıktığını bilir.
Söyleşisinde peygamber sevgisinin temellerini anlatan Demirbağ, Peygamberimizin hayatından anekdotları kendisini izlemeye gelen yoğun kitleyle paylaştı.
Ömer Demirbağ’ın, bireyselliğin ve dolayısıyla bencilliğin zirve yaptığı günümüzde ‘birey’ kelimesine yönelik yaptığı, “Birey kelimesini kabul etmiyorum, her insan bir evrendir” çıkışını ve bu tezini temellendirişini oldukça beğendim.
PROF. OSMAN’LA SAMİMİ SOHBET
Günün bir sonraki söyleşisi ise Behçet Yalın Özkaya, nam-ı diğer Prof. Osman oldu. Söyleşiden önce kendisiyle bir araya gelme fırsatı bulduk.
Başarılı olma durumunun gittikçe bir dayatma ve zorunluluğa dönüştüğünden dem vuran Özkaya:
“Hayatta başarıya dair algımız muhtemelen tamamıyla yanlış. Bize bir şey anlatılıyor; başarının dışarıda nasıl gerçekleşeceğine dair elimizde istatistikler var ama zihnimizde oluşan başarıyla gerçek hayatta oluşan başarı arasında büyük bir fark var. Şimdi hayatlarımızı şöyle anlatıyorlar: Çok çalışacaksın, çok isteyeceksin ve başarılı olacaksın. Ancak her zaman çok çalışmak yeterli olmuyor. 'İstersen her şeyi yapabilirsin' cümlesi her zaman doğru değil” sözlerini günümüz zenginlerinin hayatlarından örnekler vererek temellendirdi.
Özkaya, yaptığımız işlerde her zaman en güzelini hayal ettiğimizi ancak en kötü anlarda bile seçtiğimiz işi yapmayı istemeye devam edip etmeyeceğimizi düşünmemiz gerektiğine işaret etti. Gerçekten de bir işi her koşulda yapmaya hazır olmak, işin püf noktalarından biri. Yaptığımız özel sohbette akademiden ayrılma süreci ve seçtiği yeni yolla ilgili de konuştuk.
Kendisinin naif üslubundan oldukça etkilendim. Karşılaştığı durumlar karşısında nezaketini kaybetmeden hareket edebilmek büyük bir meziyet.

AKADEMİ NEPOTİZM’İN PENÇESİNDE
Yeri gelmişken tekrar etmeliyim ki her alanda olduğu gibi akademide de köklü bir reform yapılmalı; bu reformla birlikte akrabaların (baba-oğul, eşler vb.) akademide aynı kurumda çalışmasının önüne geçilmelidir.
Akademide kadro açıldığında kişiye özel kriterler ve yoğun nepotizm (akraba kayırma), zaten oldukça gerileyen üniversitelerimizi vasatın altına daha da çekiyor.
Özkaya, gelen bir soru karşısında: “Yapay zekâ karşısında üniversiteler cevabını bilmedikleri sorularla karşı karşıya. Dünya genelinde bu süreçten, majör üniversiteler haricindeki kurumların kayıpsız geçeceğini sanmıyorum. Ben karamsar biriyim, umarım haklı çıkmam” dedi.
Son olarak; İnegöl Kitap Günleri 8 Kasım’a kadar açık, bir uğrayın derim…