Her ülkenin kendisine has iç politik dengeleri ve popüler konuları vardır. Mesela Yunanistan’ın iç politikasında İstanbul ve Ayasofya konuları, eski bir generalin Türkiye’ye ye yönelik saldırgan söylemleri artık vaka-ı adiyeden hale geldi. Ha keza Ermenistan’da da buna benzer şekilde Ağrı Dağı için hak iddia etme konusu bir hayli revaçtaydı. Neyse ki son savaşla bu rüyadan Ermenistan’ı uyandırdık. Bu ikiliye son yıllarda İsrail de katıldı. Aramızdaki gerginlik arttıkça İsrailli aşırı sağcılardan ülkemize yönelik tehdit dolu sözler yükselir oldu. Ama son bir haftada olduğu kadar hiç sular bu denli ısınmamıştı.
Neden derseniz!
Bana kalırsa Türkiye’nin Pakistan ve Suudi Arabistan’la imzaladığı pakttan ötürü. Bir diğer neden de tabiî ki İsrail’de yaklaşan seçimler!
Dış politika böyle çaresizlik anlarında iç politika malzemesi olmaya son derece müsaittir. Çaresiz diyorum zira İsrail bugüne kadar hiç böylesine bir meydan okumaya çıkmamıştı. Kurulduğu günden bu yana Araplara karşı sürekli savaş ve toprak kazanan İsrail ilk defa köklü bir tarihi ve devlet yapısı olan bir ülke ile karşı karşıya geliyor.
İsrail’e Amerikan Orta Doğu uzmanları kılavuzluk ediyorsa: ‘Kılavuzu karga olanın…’ Amerikan çevreleri bazı konularda oldukça kör ve yetersiz oluyor. Bu konuların başında da Orta Doğu geliyor. Orta Doğu’ya dair ne öngördülerse hemen hemen tam tersi meydana geldi. En büyük yanılgıları da Türkiye’nin tipik bir Arap devleti gibi kolayca çözüleceği konusu olur.
KENAN ÜLKESİ ÜTOPYASI
İsrail’in rahatsızlığını temelinde Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak çok daha özgüvenli hareket etmesi de geliyor. Çünkü güçlü Türkiye İsrail’in aslında son derece ütopik olan hedeflerinin tarihe gömülmesi anlamına da geliyor. Son yüzyılda varlık yokluk mücadelesi veren Türkiye her geçen gün bölgesel güç olarak ağırlığını arttırıyor. Yani kısacası ‘Hoş geldin büyük Türkiye, Bye bye Kenan ülkesi’
SÜRECİN TARTIŞILMASI OLUMLU
İsrail ile ülkemizin arasındaki gerginliği sıcak bir çatışmaya dönmesi beklenmiyor. Ancak İsrail hırsız tarla komşusu gibi her an denemeye ve sınırları zorlamaya devam edecektir. Türkiye’nin her zaman hazırlıklı olması gerekiyor. Her zaman dile getirdiğimiz gibi dört bir yanımız ateş çemberindeyken içinde bulunduğumuz barış sürecinin değeri daha da artıyor. Tabii ki süreç işlerken şehit yakınlarımızın, gazilerimizin ve kamuoyunun vicdanının yaralanmaması gerekiyor. Adımlar düşünülerek ve temkinle atılmalı. Klişeler vardır, tekdüze gelir ve fakat geçerlidir.
Bu tip klişe sözlerden birisi de ‘İçinde bulunduğumuz günlerde birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var’ bu söz şu aralar son derece geçerli.
Sürecin lehinde ve aleyhinde olan tepkilerin hepsini değerli buluyorum. Sürecin lehinde olan insanlar ve aleyhinde olanlar argümanlarını ortaya koyuyor. Kendilerine göre destekleyici ya da eleştirel eylemlerini gerçekleştiriliyor. Sonuçta konu kamuoyunda enine boyuna konuşulmuş oluyor. Geçmişte hemen hiçbir konu kamuoyu tarafından yeterince konuşulamıyordu. Kişisel olarak sürecin bu yanını da değerli buluyorum. Umarım bu süreçten sonra başka konularda da insanlar enine boyuna konuşurlar.
Ünlü bir sözle bitirmek istiyorum ‘Türk olmak zordur dünya ile savaşırsın. Türk olmamak daha zordur Türklerle savaşırsın’ Bu topraklara inançla bağlı olan herkesle aynı gemideyiz ve bu anlamda hepimiz etnik kimliğimizi korumakla birlikte Türküz. Zira ülkemiz yıkılırsa bizleri öldürürken Türk, Kürt, Manav, Pomak, Laz, Tatar diye ayırmadan hepimizi yok edecekler.