Farkındayım, başlık biraz garip oldu!
Farklı alanlardaki birkaç örnekten artık kanıksadığımız gerçekliğe ulaşırken geçtiğimiz etapların isimlerini sıraladığımızda ortaya çıkan gariplik, kelimelerde kendine yer edindi.
Önceki gün (5 Kasım Perşembe) katıldığım birkaç etkinlikte, Bursa’nın içine girdiği içine kapanıklığı; süreçlerin alabildiğine küresel bir etiket taşımasına rağmen bir o kadar yerel kaldığını gördük.
SENCE HEM CEVAP HEM SORU
Bunlardan ilki, Bursa OSB’nin gerçekleştireceği ve çoğu haberde "Dünya Otomotiv Buluşmalarına Ev Sahipliği Yapacak" şeklinde başlıklarla duyurulan haber. Etkinlik bu yıl altıncı kez düzenlenecek. Etkinliğin içeriğiyle ilgili basın bilgilendirme toplantısı geçmiş yıllardaki gibi aynı mekânda ve yine geçmiş yıllardaki gibi Hüseyin Durmaz’ın ev sahipliğinde gerçekleşti. Yine önceki yıllardaki gibi basın metnini, yılların sanayicisi Hüseyin Durmaz okudu ve daha basına söz vermeden acele şekilde ayrılacağı bilgisini verdi. Tıpkı önceki yıllardaki gibi...
Daha önce cenaze ve yönetim kurulu toplantısı gerekçesiyle erken ayrılma durumu bu yıl da tekrarlandı. Basın mensupları için sürenin sınırlı olduğu toplantıda sorulara gelen cevaplar ise ne yazık ki tatminkarlıktan bir hayli uzaktı. Birkaç kişinin sorduğu sorulara karşılık Durmaz’ın "Sence" çıkışıyla karşılaştık.
Sözü çok uzatmadan istediğim noktaya geleyim. Bursa; Türkiye ve dünya çapında birçok potansiyeli barındıran, geçmişte bu evrensel potansiyelleri realize edebilmiş harika bir şehir. Ancak içinde yaşarken bizler ne Bursa’nın kıymetini biliyoruz ne de artık bu muazzam potansiyeli gerçekle buluşturabiliyoruz. Bursa OSB Başkanı Hüseyin Durmaz, geçmişte Bursa’nın güzel günlerindeki bayrak isimlerinden birisi. Bursa’nın ve bizlerin beklentisi, yine tekrar bu vizyonla hareket etmesi.
Gelen sorular zaten yapay zekâ, elektrikli araçlar gibi geleceğe dair sorulardı. Karşımızda Hüseyin Durmaz gibi bir duayen olunca geleceğe dair fikirlerini merak ettik. Ancak her derli toplu soruya Durmaz’ın cevabı "Sence" şeklinde oldu.
Aklımızda geleceğe dair birkaç soru vardı. Mesela Bursa’daki otomotiv ve yan sanayinin içten yanmalı teknolojiden elektrikli teknolojiye ne kadar çabuk entegre olabileceği... Bu entegrasyonun olmaması durumunda ABD’deki Detroit’in hayalet şehir olması gibi (Bursa’ya Detroit benzetmesi yapılıyor) Bursa’nın da hayalet bir şehir haline gelme riski nedir gibi sorular vardı. Ama soramadık hem süre dardı hem de cevap belliydi: "Sence..."
NEZAKET GEREĞİ YERİNE GELMİYOR
Bu konuyla ilgili son bir noktaya da değinmeden geçemeyeceğim. Kendisi nazik, babacan tavırları olan harika bir insan eski hasletleri bilen ve bu hasletlere göre yaşayan birisi. Böylesine bir ismin yemek daveti verip sonrasında davet verdiği insanları bırakıp apar topar ayrılması hiç nazik bir durum değil. Önceki yıllarda da yaptığı bu hareketi bir başkası kendisine tekraren yapsa acaba tavrı ne olurdu? Bunu da merak ediyorum ama sormadım çünkü cevabı biliyorum.
Birçok geceye, galaya, sözde zirveye, çalıştaya, buluşmaya ve benzeri etkinliklere katılıyorum. Son yıllarda bunların kahir ekseriyeti, giderek uluslararası ve ulusal çaptan yerel hatta kasaba mantığına; yani lafı gevelemeyeyim "sen, ben, bizim oğlan" kalibresine geriledi. Aynı etkinlik, çalıştay, gala aynı şekilde, aynı lansman mantığıyla ve belki aynı cümlelerle, aynı ritüellerle gerçekleşiyor; aradan yıllar geçiyor ve kapımızda yeni bir teknoloji beliriyor.
BÜYÜK ÖDÜL, EN BÜYÜK ÖDÜL MEGA BÜYÜK ÖDÜL
Günün ikinci ve artık ritüelleşen, ilk çağ çok tanrılı pagan dinlerindeki gibi bir ayinler silsilesine dönüşen etkinliğine geçtik. KalDer Bursa şubesinin "Sürdürülebilirlik Ödülleri". Her sene olduğu gibi (kullanılan müzik dahil aynı) tüm bağışta bulunarak aday olan kurum ve kuruluşlara ödül verildi ve olmazsa olmaz "büyük aile" fotoğrafı çekilerek nihayete erdi. Ödül törenine dair olumsuz anlamda göze çarpan detaylardan birisi de törenin sunucusuydu.
Gerek diksiyonu gerek kullandığı kelimeler ve gerekse sakil hareketleriyle ödül töreninin sorumluluğunu taşıyamayan birisiydi. Tüm katılımcıların ödül alacağı salonda ben dahil herkesin malumuyken ortaya attığı "Kimse ne olduğunu bilmiyor" mizanseni de oldukça iticiydi. KalDer Başkanı ve yönetiminden umarım gelecek seneki ayinde –pardon ödül töreninde– bu sunucu arkadaşla devam etmemesini tavsiye ediyorum.
Ve ötesinde de her yarışmacıya büyük ödül verilen bir yarışma yapmamasını bekliyorum. Madem her bağış yapana bir taltif olacak, bari hepsine "büyük ödül" demeyin. Mesela büyük ödül, en büyük ödül, mega büyük ödül diyerek sınıflandırın.
DÜNYA BEYAZ TAVŞANIN PEŞİNDEN KOŞUYOR
Uzun lafın kısası; dünya müthiş bir değişimin ve sıçramanın içindeyken Bursa’da her şey on yılların alışkanlığı ile "aynı, aynı ve de aynı"! Metaforları çok seven birisi olarak Kupa Kraliçesi metaforunu örnek vermek istiyorum. Alice ve Kupa Kraliçesi sonsuz bir koşuya başlamışlar. Alice bu çılgın koşuda Kupa Kraliçesi’ne seslenmiş: "Majesteleri, biz son sürat koşarak nereye gidiyoruz?" Kupa Kraliçesi sert bir kahkaha patlatmış: "Bizim dünyamızda Alice, son sürat koşarak ancak bulunduğun yeri koruyabilirsin!"
Dünya, beyaz tavşanın (teknoloji devriminin) peşinden Alice Harikalar Diyar’ına açılan deliğe girmişken biz Türkiye'de ve özelinde Bursa’da hâlâ ve hâlâ anam babam usulüyle hafif tempo koşmanın yeterli olacağını sanıyoruz. Beyaz tavşanın peşinden insanlık koşusuna katılanlara selam olsun.