Son günlerin popüler gündemi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tarikatlara karşı başlattığı operasyonlar ve tarikatların dudak uçuklatan mal varlıkları.
Tarihi bilmek istemeyenlere söz bulmaya gerek olmasa da ülkemizde tarih; kıyaslamalı ve bütüncül olarak öğretilmediği için şu an olanları anlamlandırmakta zorlananlar için küçük bir hatırlatma kaleme almakta fayda var diye düşünüyorum.
Hiç şüphesiz ki bu konuda genel çerçeve çizebilecek birçok ünlü ve mahir tarihçimiz mevcut zaten yazıda verilen ayrıntılar o kıymetli tarihçilerimizin akıl terleriyle oluşmuş çalışmalarından derlenecek.
Çok genel ve anlatması kolay olması açısından; Türk tarihinde devlet yapısı ve içtihatları hemen hemen aynıdır. Bu köklü gelenekler, içtihatlar, töreler baştaki kişi ve sülalenin de üzerinde yükümlülüğünü devam ettire geldi. Bazı cumhuriyetçiler Türk tarihini sadece Cumhuriyet ve Türkiye Cumhuriyeti’nden ibaret kabul etse de Türkiye Cumhuriyeti de temelde aynı devlet yapısının son örneğidir.
Bu çerçeveyi koyduktan sonra tarih üzerinde hâkimiyet kurulmasıyla devlet mekanizmasının nasıl işlediğini ve devlet adamlarının nasıl adımlar attığını kolaylıkla analiz edebiliriz. Ülkemizde slogan olmuş şekilde; ‘Amerikan politikaları 50-100 yıllıktır’ sözleri çok popülerdir. Öyledir ve fakat bizim genel politikalarımızda yansıtılmak istendiği gibi anlık-günlük değildir.
Bir konuyu ele almadan evvel ne yazık ki kavramları ve genel çerçeveyi bir kez daha bir kez daha ve yine çizmek gerekli oluyor.
Zira ülkedeki aşınmaların en büyüğü kavramlarda oldu…
AFYONCU’DAN KISA TARİF
Tarikatlar konusunda en güzel derlemelerden bir tanesini Prof Dr. Erhan Afyoncu; “Osmanlı İmparatorluğu’nda sosyal hayatın önemli bir unsuru olan tarikatlar, devlet tarafından himaye edilmişti. Ancak tarikat şeyhlerinin devlet idaresi ve idarecileri aleyhindeki söz ve fiilleri, mensuplarının artmasıyla potansiyel bir tehlikeye dönüşmeleri ve marjinal dini yorumlarla halkın inancına tesir etmeleri durumunda fiilleri yapanlar ağır şekilde cezalandırılmıştı. Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal hayatın önemli bir unsuru olan tarikatlar, devlet tarafından hem himaye edilmiş hem de yeri geldiğinde hizaya getirilmişti. Osmanlı'nın kuruluşundan 30 Kasım 1925'te tekke ve zaviyelerin kapatılmasına kadar devlet, tarikatlara çeşitli vesilelerle yardımlar yaptı. Esasen vakıflar şeklinde örgütlenmiş olan tarikatlar, doğrudan devletin parasıyla faaliyet yürütmüyorlardı. Fakat yüzlerce örnekten bildiğimiz üzere çoğu zaman devletin yardımlarına ihtiyaç duyuyorlardı. Söz konusu yardımlar, bir arazinin vakfa dönüştürülmesi veya temlik edilmesinden vergi muafiyeti, tekke ve müştemilatının tamiri, devlete ait bir gelirden para tahsisi, kurban bağışı, hediyeler gönderilmesi ve yiyecek yardımına kadar uzanan bir yelpazede her devirde yapıldı” sözleriyle yaptı.
DİN DE DEĞİL AMA DİYANETTE REFORM GEREKLİ
Bugün de yapılanlar bu duruşun tezahürüdür.
Devlet her daim bu duruşu göstermiştir.
Günlük düşünenler için dini hassasiyeti ön planda olan bir iktidarın, çizgiyi aşan tarikatlara yönelik olarak yaptığı operasyonları anlamlandıramaması normaldir.
Ancak tepede kim olursa olsun iktidar mevzu bahis olunca, yani tarikatlar iktidara göz koyunca yapılan açıktır.
FETÖ yapılanması ülkemizi büyük bir uçurumun eşiğine getirdi. Şu anda yapılan FETÖ’ye özenen oluşumların deport edilmesidir. Bundan bir ay evvel FETÖ’ye yapılan operasyonların devam etmesindeki isabeti ve yeri geldiğinde çizgiyi aşan oluşumların da tehlikeyi büyütmeden yok edilmesi gerektiğini savunan bir yazı yazmıştım.
Devletimizin hassasiyetlerini ve reflekslerini iyi analiz eden herkes için yapılanlar ‘olması gereken’ kategorisindeydi.
Ülkemiz yüce dinimiz İslamiyet’in en güzel yaşandığı coğrafyalardan birisi. Dini grupların İslamiyet’e fayda çizgisinden çıkıp işi ticarete siyasete ve iktidara dökmesi kabul edilemez. Esas itibariyle de zaten gerek oluşum prensipleri gerekse de fon bağlantıları hasebiyle bu tip tarikatlar masonik, semitik, calvinist, yerli ve milli olmayan oluşumlardır.
Vatandaşlarımız saf ve temiz duygularla ama çok sınırlı dini bilgilerle bu tip oluşumlara katılıyor.
Mareşal Fevzi Çakmak’ın
‘Cemaat ve tarikatlar Haçlıların, Anadolu’da kurdukları ileri karakollardır!’ sözü geçerliliğini hâlâ devam ettiriyor.
Bu grupların bu derece meydanı boş bulmasında en büyük sorumluluk sahibi kurum Diyanet İşleri Başkanlığı’dır.
Arkaik laikçiler gibi Diyanet İşleri Başkanlığı kurumunun lav edilmesini-kaldırılmasını savunmuyorum.
Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı yapısında ve görev tanımlarında köklü bir revizyona gidilmesini elzem görüyorum.
Çok sayıda bulunan ve işlevsizliklerinden ötürü aldıkları maaştan oturdukları cami lojmanına kadar toplumun gözüne batan din görevlilerinin hayata daha fazla karışıp mahalle halkına tavır ve davranışlarıyla örnek olmalarını istiyoruz.
Eksik dini bilgileri tamamlamak için mücadele etmelerini bekliyorum.
Diyanet işlerinin atıllığı, tarikatlara meydan bırakıyor.
Bu konudaki son sözü ‘Öyle puslu ki hava, şeytan bile Müslüman mintanı giyiyor’ diyen Kurtuluş Savaşı kahramanı Kazım Karabekir’ e bırakıyorum!
DEVLETİN İKİ DAVRANIŞ KALIBI
Tek tek baktığımızda hepimiz iyi insanlarız ve yine tek tek baktığımızda oldukça dini manipülasyonlara açık bi milletiz.
Hâl böyle olunca içimizdeki inanma ihtiyacımızdan ötürü, bize ilk yaklaşan ve genellikle ‘bir hoca var çok iyi parayla pulla işi yok’ diye tanıtılan bir sözde hocanın yanında alıyoruz.
Eğer birisi size bu ya da buna benzer bir cümleyle yaklaşırsa kibarca ya da anlamazsa kaba bir şekilde yanınızdan kovun.
Devletin tarikatlara olan davranış kalıpları asla değişmez:
“İnan inanabildiğin kadar, desteklerim ama iktidara aday olursan kafanı keserim.”
Konu dışı ama bunun bir benzeri de “Çal çala bildiğin kadar bir noktaya kadar susarım ama zamanı geldiğinde malına el koyar devletin olanı alırım.”
Son yapılan gübre kokan operasyonu duyunca aklıma geliverdi.
Politikacılar ve övündükleri mallar devletin yol vermesiyle oluşan sözde iş adamlarının kulağına küpe olsun…