Herkes tedirgin olsun!
Makam sahipleri neler yaptıklarına tekrar baksın, alt kadroları nelerin peşinde bir daha dikkatle incelesin!
Geçmişte makamlarda olanlar geçmişleri temiz mi yine vicdan muhasebesi yapsın!
Zira durum kritik Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mesajı net: “Başkaları gibi hak yiyenleri savunma yoluna asla gitmeyiz! Her kim milletin hakkına hukukuna malına mülküne el uzatırsa. Karşısında bizi bulur devleti bulur. Kimse bizi başkalarıyla karıştırmasın. Kimse bizi milyarlarca liralık yolsuzlukları savunmak için meydan meydan şehir şehir dolaşanlarla mukayese etmesin. Biz onlara benzemeyiz. Bizim kırmızı çizgimiz aziz milletimizdir.
Milletimiz söz konusu olduğunda da tavrımız bellidir. Biz ne hak yeriz ne de vatandaşın hakkının yenilmesine göz yumarız. Hele başkaları gibi hak yiyenleri savunma yoluna asla gitmeyiz. Aramızdaki fark işte budur.”
Erdoğan’ın AK Parti teşkilatlarına ve ekibine yönelik sitemkâr sözleri bundan 10 yıl geriye gittiğimizde de vardı. “Yalnız olduğumun bilinciyle hareket ediyorum” demişti. O zamanın teşkilatları lafın kendilerine geldiğini anlamadı, anlamamazlığa geldi ve pişkinlik sınırlarını zorlayarak halkı kast ettiğini savunarak ‘yanındayız’ tiyatrosunu güle oynaya sahneledi.
Geldiğimiz noktada da en yakın çalışma arkadaşlarından bazı isimlerin son fon skandalında dolandıran tarafta olduğu bilgileri geliyor. Yine benzer bir şekilde teşkilatlardan garip bir şekilde kendisini konu dışına atma telaşı görülüyor.
Yapılan paylaşımlara bakıyorum da Sayan Kaya’yı eleştiren paylaşımların hemen yanına “AK Parti teşkilatları Fatma Betül Sayan Kaya’ya sahip çıkmadı” diye bir “aferin” bekleme hali var. Yani olması gerekeni yaptıkları için takdir bekleyen garip bir tavır içindeler. Her zaman söylenir ve sanırım haklı teşkilatların yükü olmasa Erdoğan çok daha iyi bir performans sergileyecek.
Zaten son kabinelerde Erdoğan yapıyı genellikle teknokrat diyeceğimiz isimlerden kuruyor. Çünkü siyaseten gelenler hayatın doğal akışının çok üstünde şekilde kayırmacılığa kayıyor. Tekrar etmek gerekirse şu son fon olayında Hazine Bakanı, Adalet Bakanı siyasetçiler içinde olsaydı dokunulamaz denilen kişilere dokunulmaz siyasi hesaplaşmalar adam kayırmacılık devreye girer ve bu sonuçlara ulaşamazdık.
Ben sürecin İtalya’daki Temiz Eller Operasyonu gibi köklü olmasını ve ülkenin bağırsaklarını temizlemesini ümit ediyorum.
DAYICILIK NEPOTİZM
Her seferinde olduğu gibi konunun işlendiği kavramı sözlük anlamı ile vermek çerçeve çizmek için çok önemli. “İşi ehline veriniz” hadis-i şerifi Peygamber efendimizin en önemli düsturlarından birisi. Buna batıda meritokrasi deniyor. Yani görevlerin liyakate göre dağıtılması.
Ne yazık ki son yıllarda meritokrasi zinciri koptu.
AK Parti çevrelerinde en çok dillendirilen hadis olan ‘işi ehline verin’ hadisi de en çok çiğnenen peygamber kelamı oldu. Bunun yerine koyu bir nepotizm geldi.
Nedir nepotizm dersek? “Bir kişinin yetenek, eğitim veya liyakatine bakılmaksızın akraba ya da yakın tanıdıkların işe alınması veya kayırılması durumudur. Halk arasında adam kayırma, torpil veya dayıcılık olarak bilinir. Kökeni: Latince "yeğen" anlamına gelen "nepos" sözcüğünden gelir.
Tarihte din adamlarının yakınlarını önemli makamlara getirmesiyle yaygınlaşmıştır. Liyakatsizlik: İş veya makam verilirken kişinin bilgi, beceri ve tecrübesi göz ardı edilir. Görüldüğü Alanlar: Kamu kurumları, özel sektör ve siyaset başta olmak üzere pek çok alanda karşımıza çıkar.
NEPOTİZMİN BAŞKENTİ: AKADEMİ
Konu buraya gelmişken nepotizmin başkenti olan iki kurumu es geçmek kabil değil. Bunlardan birisi akademi diğeri de futbol dünyası ve özellikle hakemler. Ülkemiz çok büyük bir tehlikeyi atlattı. 15 Temmuz Hain Darbe girişiminde vatan evlatları ülkeyi uçurumun kenarından aldı. Ancak 15 Temmuz’da yaşanan mücadele akuttu. Hala ve hala FETÖ ve FETÖ’cülerle mücadele devam ediyor.
FETÖ’nün cirit attığı bir şekilde etkinliğini koruduğu camialardan ilki hiç şüphesiz ki akademi camiası. FETÖ’nün güçlü olduğu dönemlerde akademik unvanları cebe koyan sözde profesörler hala FETÖ’nün değirmenine su taşıyorlar. Onun ötesinde akrabalık ilişkileriyle de hint kast sistemini devam ettiriyorlar.
Sonuç ortada akademik başarımız üniversitelerimizin bilime katkısı Afrika standartlarında. Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz göreve geldiğinden bu yana Uludağ Üniversitesi’nin akademik başarısını yukarıya çekmek için yoğun bir çaba içerisinde.
Birçok kere bir araya geldik. Kendisi büyük bir heyecan ve adanmışlıkla konu ne olursa olsun sözü akademik başarıya getiriyor. Sözlerinin satır aralarında akademik personellerden birtakım direnmeler olduğunu da anladık. Eminim ki hemen her okulda akademik kadro atılım yerine ataleti, başarı kriteri yerine nepotizmi ve evlilik bağlarını gözetiyordur. Ne yazık ki akademimiz bu kötü durumda. Kendisine verdiği mücadeleden ötürü son derece saygı duyuyorum.
FETÖ HAKEMLİK CAMİASININ İÇİNDE
Hali içler acısı olan diğer bir camia da futbol paydaşları. TFF Başkanı izinleri hayal olan bir yere inşaat yapabilmek için futbolculara hediye edeceğim maskesini kullanır. Başarısız olduğunu söyleyenleri vatan haini olarak yaftalar. Bir takım mafyatik hareketleri sergilemekten çekinmez.
Öte yandan kulüpler devlete olan sigorta ve vergi borçlarını ödemek istemez. Denetim dışı birçok fahiş hata yapar. Ama en kötüsü de hakemlerdir.
Hakem camiası FETÖ’nün iliklerine kadar işlediği camialardan birisi. Zaten son 10 yıldır yaptıklarıyla halkı birbirine düşürmek için çok uğraştılar. Sahada verdikleri aşırı kötü kararlar her takıma yapıldı.
Amaç taraftarları birbirine düşürüp ülkeyi bir şekilde kaosa sürüklemekti. Bunun bilinçli olduğunu yıllardır dillendirdim. Zira yapılan hatalar herkese ve alenen isyan ettirilecek şekilde yapılıyordu. Ülkeyi Alevi-Sünni, Türk- Kürt diye bölemediler. Galatasaray Fener diye bölmeyi denediler. Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun gözaltına alınmasını bu şartlar altında değerlendiriyorum.
Bu kadar kişiyi gönülden bağlayan bir konuda hakemlerin bu kadar kötü olmasını başka bir şeye bağlamak saflık olacaktır. Bu camiada da baba oğul hakemler oldukça revaçta. Akademi de ve hakemler içinde akrabalık bağlarının sınırlandırılması gerekli. Bu kişiler kendi çarkları devam etsin diye “Anayasa da herkes eşit bir kimseyi bir hakkından mahrum edemezsiniz” diyorlar.
Ancak yine eşitlik ilkesine göre bir kurumda kast sistemi oluşuyorsa fırsat eşitliğini sağlamak iç tüzükler ve yönetmelikler inşa edilebilir. Ana yasadaki fırsat eşitliği eşitliklerin temeli olduğu için bir hakkın sınırlanması genel fırsat eşitliğini sağlıyorsa bu uygulama yapılabilir.
En kısa zamanda akademide ve hakemlik kurumunda köklü bir reform yapılmalı.
Ülkedeki sorunlar o kadar köklü ve görevdekiler inisiyatif olmaktan o kadar uzak ki Cumhurbaşkanı Erdoğan her duruma müdahale etsin istiyoruz. Erdoğan’ın ‘Yalnız yürüdüğümün bilinciyle hareket ediyorum” sözleri de geçerliliğini hala taptaze koruyor.