Bursa’da kurulan ancak faaliyet alanı tüm Türkiye’yi kapsayan bazı dernekler var. Etkinlik yoğunluğu, alnının genişliği ve kapsayıcılığı açısından ön plana çıkan derneklerin başında Tüm Mühendis Kadınlar Derneği (TÜMKAD) geliyor.
Oluşum, kuruluşunun ardından kısa sürede yaptığı yoğun çalışmalarla hem adından söz ettirdi hem de adeta kabına sığamayarak ülke geneline temsilciliklerle yayıldı.
Her yıl 23 Haziran Dünya Mühendis Kadınlar Günü’nde düzenledikleri harika bir etkinlikleri var.
Bu yıl 5’incisi ‘Mühendislik Zekâsının Yükselişi’ mottosuyla gerçekleştirilecek. Derneğin ve etkinliğin kısa tanıtımı aslında buzdağının sadece görünen yüzü diyebiliriz. Zira TÜMKAD Başkanları Ülfet Öztürk ve ekip olarak çok zor bir alanda çok zor bir birlikteliği başarabiliyorlar.
TÜMKAD’IN ZORLU YOLCULUĞU
Dernek Türkiye’de istihdamdaki payı çok az olan kadın çalışanlardan oluşuyor ve daha zor olarak oldukça cinsiyetleştirilmiş mühendislik alanında faaliyet içindeler.
Buna ek olarak teknoloji devrimi konusunda akıl kümelenmesi kurmak gibi bir misyonu üzerlerine almışlar.
İşleri çok zor!
TÜMKAD’ın etkinliklerinde geleceğin nasıl olacağına dair fikirlerin öngörülerin kapıları açılıyor. Alanında tek olan ve zorlu bir alanda faaliyet gösteren TÜMKAD 23 Haziran günü önemli bir meydan okumayla bizlerle buluşacak.
23 Haziran tarihinde gerçekleştirecekleri programda yazar Ufuk Tarhan, Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Özlem Kestioğlu, WSI Londra ve Türkiye Operasyonlarından Sorumlu Yönetici Ortağı Hande Ocak Başev gibi isimler katılacak.
Özellikle insansız hava aracını görmeyi ve Kestioğlu’ndan 5G ile ilgili Türkiye gerçeklerini dinlemeyi istiyorum.
Gerçi kendisi firma temsilcisi olduğu için söylemlerinde mutlaka tanıtıma yönelik bazı sözler olacaktır ama olabildiğince 5G’nin Türkiye’de nasıl işlediğini anlatacaktır.
Gün boyu sürecek etkinliklerde ‘İlham Veren Kadınlar Paneli’ baya ilgi çekici olacağa benziyor.
Bu oturumlara da TÜMKAD Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Köksal'ın moderatörlüğünde, SEDEFED Yönetim Kurulu Başkanı, TÜRKONFED Başkan Yardımcısı ve GEN Türkiye Başkan Yardımcısı Emine Erdem ve Hatay Kadın Girişimciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve KEBO A.Ş Başkan Vekili Çiğdem Kıral deneyimlerini, liderlik yolculuklarını ve ilham veren hikâyelerini paylaşacaklar.
SORUYLA İÇERİK DERİNLEŞTİ
Toplantı sonrası soru cevap kısmında gazetemiz başyazarı İrem Güner’in yönelttiği: “Bize gelen teknolojiler genellikle 25 yıl geriden geliyor. Geride kalan yılda dünyada ortaya çıkan ancak bize gelmeyen teknolojiler nedir? sorusu oldukça nokta atışıydı.
Gerek soru gerek başkanın cevabı toplantının içeriğini derinleştirdi ve çoğumuzu düşüncelere sevk etti.
Kabul edelim ki Sanayi Devrimi’ni ıskaladık ve moderniteyle aramızda 300 yıllık fark oluştu. Belki bu farkı teknolojiye ulaşabilme açısından biraz indirebilmişizdir.
Ancak teknoloji üretme konusunda hâlâ çok gerideyiz. Dünya buna benzer sıçrama evrelerini birkaç yüzyılda bir yaşıyor.
O zaman güç ekseni kayıp; para ve teknoloji el değiştiriyor.
Yani her yeni süreç aslında fırsatları da barındırıyor.
Yeni teknolojiler bize çeyrek asır rötarla mı gelecek?
Bizler Çin ve Japonya başta olmak üzere ülkelerin, insansı robotlarda yaptıklarını, yapay zekâ mucizelerini bilim kurgu filmi izler gibi uzaktan izleyip, satın almakla mutluluk mu duyacağız yoksa kalkmakta olan bu hızlı trene kendimizi atacak mıyız?
YAPAY ZEKÂYLA BELKİ İNSANLAŞIRIZ!
İnsanlık tarihi aslında engellemeler tarihinden de ibarettir.
"Quidquid Latine dictum sit, altum videtur" (Latince söylenen her söz kulağa daha derin/derinlikli gelir.) Onun için söylendiği andan itibaren en popüler ve geçerliliği süren Latince cümle kesinlikle Homo Homini Lupus (İnsan İnsanın Kurdudur) cümlesidir.
Artık teknoloji devriminin içerisindeyiz ve insanlık olarak ilk kez besin piramidinin üzerindeki sarsılmaz yerimizin değişimiyle karşı karşıyayız.
Kıskançlık, para, ticaret, enerji, inanç gibi sebeplerle binlerce yıldır birbirimizin gözünü oyarken artık başka bir aşamaya geçmenin eşiğindeyiz.
Aynı geçmiş hafızadan gelen ve geleceği de ister istemez öyle tanımlayanlar, yapay zekâ devriminin akıllı teknolojilerin günün birinde insanlıkla savaşa girebileceğini insanlığın yok olmakla karşı karşıya kalacağından dem vuruyorlar.
Ne denir ki; bir çekiç karşısındaki her cismi çivi zanneden bu insanları mazur görmeliyiz. Oysaki yapay zekâ tabanlı insansı robotların insanlığı yeni ve daha müreffeh bir noktaya getireceğini görmek çok daha akla yatkın.
Belki de binlerce yıldır mücadelelerden ve yaratılışımızdaki mayadan ötürü mücadele odaklı olan insanlık yapay zekânın sağlayacağı konforla ve atılımla ‘insan’ tanımına hiç olmadığı kadar yaklaşır.
Ülfet Başkan’ın da ifade ettiği gibi: “Teknolojiyi geliştiren teknoloji değil, insan!” Aslında temel paradigma asla değişmiyor.
Teknolojiyi ne amaçla kullanacağız?
İnsanlığın refahı için mi yoksa yok etmek için mi?
Gelecek “Mad Max” filmlerinden çıkmış gibi mi olacak yoksa teknoloji devrimi insanlığın altın çağının şafağı mı?