Bursa’nın olduğu kadar Türkiye’nin de önde gelen SİAD’larından olan BUSİAD’ın yaza merhaba buluşmasında BUSİAD Evi’nde yerimizi aldık. Son birkaç yıldır ana gündemimiz ekonomi ve dolayısıyla dünya konjonktürü oluyor. Herkesin aklı fikri, her ne yapıyorsa ekonomide. BUSİAD’da da duru böyleydi. Şüphesiz ki iş insanları bu yükü en çok hisseden grupların başında geliyor. Hava bir hayli kaygılıyken göreve gelmesinden bu yana BUSİAD Başkanı Tuncer Hatunoğlu iyimserliği ile kamuoyunun dikkatini çekiyor. Kendisinin birkaç konuşmasına şahit oldum, iyimserliğinin altını dolduracak türden argümanlarını ayrıntılı şekilde dinledim.
Yaza merhaba etkinliğinde yaptığı konuşmasına da: “Geleceği değiştirenler, umut edenler, çalışanlar, iş birliği yapanlar ve vazgeçmeyenlerdir” diyerek başladı ve
“Son yıllarda; dünya, bölgemiz ve ülkemiz alıştığımızın da ötesinde zorlu bir dönemden geçiyor. Bazen farkında olmadan zihnimizi karamsarlığa teslim edebiliyoruz. Oysa insanlık tarihi bize şunu gösteriyor: En büyük sıçramalar, en zor dönemlerin ardından gerçekleşmiştir. Biz BUSİAD olarak ne Bursa için ne de ülkemiz için umutsuz olmayı tercih etmiyoruz. Çünkü biliyoruz ki gelişim, değişim ve dönüşüm; zorluklardan bağımsız değildir. Önemli olan, zorlukların içindeki fırsatı görebilmektir. Yapay zekâ bir tehdit olduğu kadar büyük bir fırsat. Yeşil dönüşüm bir maliyet olduğu kadar yeni bir rekabet avantajı. Dijital dönüşüm bir zorunluluk olduğu kadar yeni bir sıçrama alanı. Çözüm üretme iradesine odaklanırsak geleceği şekillendirebiliriz. BUSİAD olarak bizim duruşumuz da tam olarak budur.
Bize sık sık şu soru soruluyor: Bu kadar sorun arasında nasıl umutlu olabiliyorsunuz? Bizim cevabımız çok net: İnsanımıza güveniyoruz. Bursa'yı bir sanayi kenti yapan, Bursa'yı tarımın ve gıdanın önemli merkezlerinden biri haline getiren, tarihiyle, kültürüyle ve doğal güzellikleriyle büyük bir potansiyel taşıyan bu kenti bugüne getiren insanımıza güveniyoruz. Dünyanın en önemli şirketlerinde görev alan gençlerimizde görüyoruz. Ve bugün bu güç her zamankinden daha kıymetli. Çünkü ilk üç sanayi devriminde sermaye belirleyiciydi. Bugün ise bilgi, yaratıcılık ve insan kaynağı belirleyici. Dijital dönüşüm ve yapay zekâ çağında önümüzde yeni bir fırsat penceresi açılmış durumda. Gençlerimize kendilerini özgürce ifade edebilecekleri, üretmekten ve yaşamaktan mutlu olacakları bir ortam yaratabilirsek; bu dönüşümün kazananlarından biri olabiliriz.”
Köşe yazılarımda kişilerin sözlerine bu kadar uzun vermem. Ancak Hatunoğlu’nun göreve gelmesinden bu yana takındığı tavrı ve geleceğe bakışını kısaca ve net şekilde özetlediği için sizlerle paylaşmak istedim. Ortaya koyduğu konseptin realize edilip edilemeyeceği konusunda birçok şüphem olsa da konuları ele alışının farklılığı, amaca ulaşmada insanı ve gençleri odak noktasına koyması paradigmasının en dikkate değer noktalarını oluşturuyor.
***
ŞİMDİ YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM
Zaten insana olan vurgusunu da “Daha verimli olmak zorundayız, daha sürdürülebilir olmak zorundayız, daha yenilikçi olmak zorundayız. Ama bütün bunların merkezinde yine insan olacak. Teknoloji gelişecek. Yapay zekâ gelişecek. Makineler akıllanacak. Ama insanın merakı, yaratıcılığı, empatisi, iş birliği yapabilme becerisi her zamankinden daha değerli hale gelecek” sözleriyle gözlemliyoruz.
Söylem gücüne erişmiş yani mikrofon uzatılan ve söyledikleri kayda geçen birçok, politikacı, iş insanı, sanatçı, edebiyatçı, kendisine fütürist diyen kişiler ve birçok kompartımandan insanla muhatap oluyoruz. Ancak ne yazık ki fikirsel bazda yenilikçi, Hz Mevlana’nın ünlü sözünün hakkını veren (Dün de kaldı cancağızım şimdi bize yeni sözler lazım) kişiler yak denecek kadar az. Bunca ileti ve kişinin arasından hava da bu kadar kötümserken birisinin yeni paradigmalarla gelip umut aşılaması da cidden kayda değer.
Bunu da not düşmek istedim.