“Korkuyorsun biliyorum… Senden önce gideceğim diye… Ama ölmeyeceğim… Seninle daha uzun uzun yaşayacağız. Tapınak var ya, orada… Binlerce yıllık direkler… Onlar gibi duracağız dimdik, yıllarca… Bahçemize bakacağız. Önce ağaçlar çiçek verecekler, sonra o çiçekler çağla olacak, sonra badem… Kuruyacak ağaçlar, kuruyacaklar da sonra yine yeşerecekler… Sonra mevsimler değişecek… Bulutlar geçecek üstümüzden. Yıldızların yeri değişecek. Ama biz değişmeyeceğiz. Biz hep seninle burda el ele oturacağız. Senden tek bir şey istiyorum, güven bana…”
Her şeyin yozlaştığı, tüketildiği bu modern çağ da gerçek aşklar kalmadı mı sanıyorsunuz? Öyleyse Evcilik’i izleme listenize alın…
Tükenmişlik, bocalamalar, durağanlık, heyecan ve belki de sevgi yitimi, uzun yıllar evli kalan çiftlerin çok sık yaşadığı durumlar. ‘Maddi’ ya da ‘statü’ bazlı yapılan eş seçimlerinde bu sorunların yaşanması elbette olağan. ‘Hayatı paylaşma’, ‘ortaklaşma’ temelli kurulan birliktelikler ise daha uzun ve sağlam yolculuklar…
Bu filmde de farklı seçimlerle yapılan evlilikleri temsil eden iki çiftin hikâyesine tanık oluyoruz.
Evliliklerinde duraklama yaşayan ve heyecanlarını yeniden diriltmeye çalışan Fırat ve Filiz, Çanakkale Assos yakınlarındaki küçük bir butik otele tatile giderler. Tesadüf bu ki, gittikleri otelde başka müşteri yoktur. Görevli Özkan-Aysun çifti dışında…
Özkan ve Aysun’un hala saflığını ve masumiyetini koruduğu ilişkileri, Fırat ve Filiz için bir ‘aynalama’ olacaktır. Bu küçük ve ıssız otelde yaşananlar, üst sınıf temsili tatilci çiftin, belki yıllardır fark etmedikleri-edemedikleri, yüzleşemedikleri gerçeklikleri ile karşı karşıya kalmalarına neden olacaktır. ‘Neden birbirlerini seçtikleri’ sorusuna da maruz kalacak, iç muhasebelerini yapacak ve hangi değerleri kaybettikleri gerçeğiyle yüzleşeceklerdir.
Alt sınıfın yoksul ama yıllar geçmesine rağmen birbirlerini hala tek bir vücut gibi görebilen Özkan ve Aysun, izleyiciye de umut vaat ediyor: “Hala böyle aşklar var…”

KENTLİ KÖYLÜ ÇATIŞMASI
Aşk temasıyla oldukça duygulu bir hikâyeyi önümüze koyan Yönetmen Ümit Ünal, elbette bununla sınırlı kalmamış. Kırsal yerlerdeki yaşam sıkıntısı, çiftçinin artık kendine geçim alanı bulamaması teması da, hikâyeye çok güzel harmanlanmış.
Kentlinin sorunu ayrı, kırsalın ki ise çok başka… Dededen, babadan kalma küçük bir bahçeden başka geçim kaynağı olmayan Özkan’ın tutunacağı tek dalı kendi alın teri iken, babasının şirketlerinden birinin başına geçen Fırat’ın hayatı, izleyiciye, sermayenin yarattığı adaletsizliği yeniden sorgulatmayı başarabiliyor.
Ağır geçim sıkıntısına rağmen, değerlerini, birbirlerine olan sevgilerini korumayı başarabilmiş olan bu çift aracılığıyla modernizm sorgulaması da yaptırıyor yönetmen. Ama izleyicinin gözüne gözüne sokmadan, sakince, çok bilinçli bir yerden yapıyor bunu…
Yönetmen, hayatın çok bilindik bir temasını işlerken, çok içsel, çok derinden, yer yer iç acıtan yerlere dokunarak yapıyor bunu…
Bir hikâyeci için konu elbette önemlidir ama bu sadece bir malzemedir. Nasıl yoğuracağınız, nasıl işleyeceğiniz, nasıl biçimlendireceğiniz çok çok daha önemlidir.
Kendi içimize bir yolculuk bence ‘Evcilik’…
Özellikle finaliyle…