Hava Durumu

Gerçek yaşantıdan uyarlama: Sarı sıcak

Yazının Giriş Tarihi: 18.03.2026 00:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.03.2026 00:07

Fikret Reyhan’ın 2017 yılında çektiği ilk uzun metrajlı filmi Sarı Sıcak’ı, Çatlak ve Cam Perde izliyor. Kısa filmlerle kariyerine başlayan yönetmen, özellikle Sarı Sıcak ve Çatlak’la hem döneminde hem günümüzde hala iz bırakanlar arasında yer alıyor.

Bu iki filmine nazaran Cam Perde kanımca biraz geri planda kalıyor. Film, toplumsal bir sorunu, özelikle kadın sorununu odağına alsa da anlatımın basitliği nedeniyle diğer iki filmin gölgesinde kalmış.

Gelelim Sarı Sıcak’a…

Filmin senaryonu ve yönetmenliğini üstlenen Fikret Reyhan, hikayeyi, çocukluğunun geçtiği Mersin’de çekiyor. Filmin ana karakterlerini, çiftçilik yapan Necip Ağa (Mehmet Özgür), oğlu İbrahim (Aytaç Uşun) ve komisyoncular oluşturuyor. Reyhan, babasının ve amcasının da çiftçilikle uğraştığı ve aynı sorunlarla karşı karşıya kaldığı üretim ilişkilerini, yani birebir deneyimlediği bir durumu merkezine alıyor.

Sanayileşen bir şehirde, geleneksel yöntemlerle sebze üretimi yapmakta direten aile, tekelleşmenin karşısında zayıf düşer. Üretim araçları değişmiş, ürünü korumak da oldukça külfetli bir hale gelmiştir. Küçük çiftçi, modern tarıma yenik düşmüştür.

Necip Ağa, aile içinde otoriter ve sert olsa da, ailesini korumak için verdiği çabayı net olarak görebiliyoruz. Özellikle yemek sahnesinde… Bunu, metoforik olarak söktüğü bir sebzenin köklerini detaylı olarak incelemesinde de okuyabiliriz. Aile içinde sert bir karakter olmasına rağmen, tarlasında çalışan işçilere karşı oldukça naiftir. Ürünlerini sattığı komisyoncudan aldığı borçlar nedeniyle gittikçe karı düşen ve bir çıkmaza doğru sürüklenen Necip, işçilerin bile parasını dahi ödeyemez duruma gelir. Fakat yaşadığı bu büyük ekonomik buhrana rağmen, ilkelerinden ve doğrularından taviz vermez; onurlu duruşunu korur. Bunu en net, oğlunun, “Ürünleri başkasına satalım” teklifine, “Bize yakışmaz” şeklinde verdiği cevapta görürüz.

Filmin merkezindeki bir diğer isim ise İbrahim’dir. Babasının zoruyla toprakta çalışmakta fakat, o topraklara ‘sığamayan’ bir karakterdir. Diğer erkek kardeşinin koşullara ve babasına boyun eğmesinin, kabullenişinin aksine İbrahim, asi bir karakterdir. ‘Yol arayan’dır…

Yönetmen, İbrahim’in sisteme ve koşullarına karşı (küçük ölçekte babasının otoritesine) öfkesini film boyunca izleyiciye hisettirir. Filmin en başında, bir kaplumbağaya yaptığı eziyetten, sonrasında dikenlere sopayla vurmasından ve patlıcan fidelerini sökmesinden somut olarak görürüz bunu.

Aynı sahneyi Mehmet Özgür’den Emin Alper’in Tepenin Ardında’da izleriz. O da ağabeyine karşı öfkesini, kavaklara zarar vererek yansıtır. Yine Yılmaz Güney’in Arkadaş filminde de benzer bir sahneye tanık oluruz.

Gerçek hayatta da böyle değil midir? Kişi, koşullarıyla uyuşamıyor, öfkesini ‘otorite’ye karşı yansıtamıyor, buna rıza gösteremiyorsa ve en önemlisi bunu bilinçli bir yerden yaşıyorsa öfkesi büyür… Bu öfkeyi en yakınında ne-kim varsa ona yansıtır. İbrahim de bir çatışma halindedir. Ailesiyle, toplumla, sistemle… Fakat filme değer katan nokta, İbrahim’in tüm zorluklara rağmen koşullarını değiştirme çabasıdır. “Bu böyle” deyip, kabbullenmeyi seçmiyor; zincirlerini zorluyor adeta… Bu gerçeklik ona ait değildir çünkü…

Elbette bu muhafakar ailede, ekonomik koşullarda, kendi gerçekliğini bulması, bir birey olabilmesi ve o coğrafyada kendine yeni bir yol çizmesi kolay olmayacaktır. Ama İbrahim koşullarını zorlar. Ek işler yaparak, babasına rağmen ürünleri başka birine satma riskini göze alarak yapar bunu…

İbrahim tüm bu tanımların aksine, çok da saf bir karakter değildir.

Gerek babasının otoritesi altında, gerekse komisyoncular tarafından sürekli zorbalanan, ezilenen bir karakterdir. Bunun yansımasını, kadın işçilerle yaşadığı diyalogda görürüz. Hiçbir neden yokken kadınlardan birini traktörden indirmeye çalışır. Kendi gördüğü zorbalığı, kendinden daha zayıf ve güçsüz gördüğü işçisine yansıtır (!).

Zaafları vardır İbrahim’in, cinsel açlığı… İlişki kuramadığı kadınları gizli gizli gözetlemesinden anlarız bunu. Ki kapalı, geleneksel toplumlarda çok sık görülen bir durumdur.

Karakter tahlili olarak Necip’e de İbrahim’e de ne tam iyi, ne tam kötü diyebiliyoruz. İkisinin de, koşullar, öğrenilmişlik ve aile yapısı sarmalında, olumlu-olumsuz davranış şekillerine tanık olabiliyoruz.

Peki Fikret Reyhan bu filmde kadınları nasıl gösteriyor?

Anne karakteri hemen hiç konuşmayan, daha çok dinleyen ama gerektiğinde sessizce de olsa müdahalelerde bulunarak ailede dengeleyici bir yer teşkil ettiğini görüyoruz. Evin diğer kadını da aynı şekilde sessizdir. Ataerkil toplumun bir panoramasıdır bu aile. Diğer kadın figürlerini ise tarlada görüyoruz. Fakat (sadece işçibaşı da olsa) kadının sesi burada yüksektir. Ve dikkat çekici bir nokta varki o da sınıflar arası dayanışmadır. Kadın işçiler, çok uzun süreden beri ücretlerini alamamalarına rağmen, Necip’i bırakıp gitmezler…

İbrahim komisyonculardan yediği dayak sonrası artık bir karar aşamasında olduğunu hisseder. Odasının kapısından çıkar gider… Biz nereye gittiğini bilemeyiz ama hissederiz…

NOT: Sarı Sıcak, 36. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde, En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu (Aytaç Uşun), En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Kurgu dallarında Altın Lale ödülünü kazandı. Moskova Film Festivali’nden de “En İyi Yönetmen” ödülüyle döndü.

Bir sonraki yazımda Çatlak’la görüşmek üzere…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.