Hava Durumu

Meta köleliği: Efsane Cuma

Yazının Giriş Tarihi: 27.11.2023 06:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.11.2023 15:07

Black Friday hepimizin bildiği gibi bir alışveriş çılgınlığı.

1961 yılında Amerika’nın Philadelphia eyaletinde, Şükran Günü’nden sonraki ilk cuma, mağazalarda müthiş bir indirim yapılıyor ve trafikte saatler süren konvoylar oluşuyor.

Bu nedenle bu güne halk arasında Black Friday yani Kara Cuma deniyor.

Türkiye’de de her kasım ayında alışverişe ilgi artıyor.

Günlerdir AVM’lerde, özellikle marka mağazalardaki indirimden faydalanmak isteyenler uzun kuyruklar oluşturuyor; kapılar açılır açılmaz içeriye adeta hücum ediliyor.

O kalabalıkta birbirini ezen mi ararsınız, ürünü paylaşamamaktan kaynaklı kavga edenler mi, birbirini tekmeleyip yumruk atanlar mı..!

Görüntüler tam bir utanç tablosuna dönüşmüş durumda.

İlginç ve vahim olansa, bu kavgaları gerçekten ihtiyaç sahibi olmayan insanların yapıyor olması. Çünkü bu kavgalar ve rezil görüntüler orta-üst orta sınıftakilerin alışveriş yaptığı marka mağazalarda görüntüleniyor.

Kavga edenlerin de bu profilde olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz.

Ve bu grubun özellikle kadınlardan oluştuğunun altını çizmek istiyorum.

Hal böyle olunca sorulması gereken çok önemli bir soru ortaya çıkıyor:

İhtiyaç sahibi olmayanlar neden o kadar uzun saatler kuyrukta bekleyip, o kalabalıkta savaşa gider gibi ürünlere hücum ediyor?

Cevabı da çok açık aslında:

Alışveriş çılgınlığı; metanın insana hükmediyor olması.

Anahtar kelime elbette ‘tüketim!’

Sistemin varlığını devam ettirebilmesi için arz-talep dengesini sürekli canlı tutması gerekiyor yani kesintisiz şekilde öyle veya böyle tükettirmesi…

İhtiyacımız olmayan ürünler, ihtiyacımızmış gibi gösterilip, bunları satın alıp tüketmediğimizde kendimizi kötü hissettirecek her türlü formül uygulanıyor.

Reklamlar, sistemin kendisini yeniden üretmesine yardımcı olan en yegâne alanlar.

Reklam metinlerinde uygulanan sloganların hedefi ise şu:

‘Satın al-eksik kalma-mutlu ol’

Yani satışlar bireylere ‘mutluluğu vaad ediyor!’

Mutluluğu satın almaya endekslenmiş bireyler de, gerekirse bütçesini zorlayarak, borca girerek sürekli satın alıyor.

Bize nasıl bir tuzak kurulduğunun farkında olmadan sürekli satın alarak, engel olamadığımız bir dürtü ile sonu gelmez bir şekilde tüketerek bu ağın içinde debelenip duruyoruz aslında.

Metanın kölesi olduğumuz bu sistemin içinde, mutluluğu da meta ile eşdeğer görüyoruz.

Tüketim kültürünün ana hedefi ise kadınlar.

Zekâsı ve üretkenliği arka plana atılan, ‘dişilik’, ‘güzellik’, ‘çekicilik’ üzerinden kodlanan kadınlar da haliyle bu tanımlamaya uymaya çalışarak sürekli satın alıyor, tüketiyor, tüketiyor…

Kadınlar olarak toplumda daha sağlam bir yer edinebilmemiz, fiziki özelliklerimiz ya da görünüşümüzle değil de zekâmızla, bu toplumun sorunlarına yaptığımız katkılarla ön plana çıkmamız gerekmiyor mu sizce de?

Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.