Sinemanın gücünü besleyen unsurlardan biri de bilmediğimiz, görmezden geldiğimiz ya da yüzleşmekten kaçındığımız gerçeklerle bizi karşı karşıya getirmesidir.
Bazen bir çocuğun en büyük mücadelesi büyümek değil, yetişkinlerin dünyasında çocuk kalabilmesidir. Seyfettin Tokmak da, ‘Tavşan İmparatorluğu’ ile bir çocuğun dünyasına kamerasını çevirerek, bizi bazı gerçeklerle yüzleştirmeye çalışıyor.
Ben filmi, her zaman gitmekten büyük keyif aldığım Nilüfer Belediyesi’nin Konak Kültürevi’nde izleme fırsatı buldum. Gitmesiyseniz lütfen bir kez olsun deneyimleyin…
Elazığ’ın Keban ilçesinde çekilen filmin başrollerinde usta oyuncular, Alpay Kaya, Sermet Yeşil, Kubilay Tunçer yer alıyor. Müzikler Erkan Oğur’a ait.
Hikaye, 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nden, En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Sanat Yönetmeni, Film-Yön En İyi Yönetmen Ödülü, Sungu Çapan Sinema Yazarları En İyi Film Ödülü olmak üzere tam 7 ödülle döndü.

Yönetmen Tokmak, bu hikaye ile babası Beko ile mutsuz, iletişimsiz bir ev ortamında yaşayan 12 yaşındaki Musa'nın içsel dünyasının derinliklerine giriyor.
Beko (Sermet Yeşil), köyün güç sahiplerinden biri olan Muzaffer’in (Kubilay Tunçer) düzenlediği tazı yarışlarına tavşan sağlayarak geçimini sağlayan bir karakter.
Beko tavşanları yakalıyor, Muzaffer yarıştırıyor; Musa ise onları kapatıldıkları kafeslerden çıkarıp, kendi sığınağına götürüyor.
Musa kurtardığı bu tavşanlarla, kendi ‘imparatorluğunu’ kuruyor…
xxxxxxxxxxxxx
Beko öte yandan, devletten yardım alabilmek için Musa’yı zorla engelli taklidi yapmaya ve rehabilitasyon merkezine göndermeye çalışır.
Filmde Muzaffer’i ve Beko’yu (sırasıyla) erk sahibi olarak görüyoruz. 3. sırada Musa geliyor. Erkek dünyasının hakim olduğu olaylar örgüsünde, sadece üç kadın karakter görüyoruz. Bu, yönetmenin bilinçli yaptığı bir tercih gibi görünüyor.
Kadınlardan biri biz görmeden, hikayenin hemen başında ölüyor. Beko’nun ölen eşinin eşyalarını teslim alırken gösterdiği refleks, daha hikayenin başında onun karakteri hakkında önemli bilgiler veriyor.
xxxxxxx
Erk sahipleri, güçlerini sırasıyla birbiri üzerinde ezici bir unsur olarak kullanıyor. Muzaffer Beko’ya, Beko oğlu Musa’ya… Musa ise (yeri geliyor) rehabilitasyon merkezindeki Nergis üzerinde…
Musa bir direnişin temsili olarak hikayede kurgulanıyor.
İstemediği bu hayatı yaşamaya çalışırken bir yandan da yetişkin dünyasının, acımasız, zehirli, çıkarcı düzenine karşı bir direniş sergiler.
Saflığını korumaya çalışan bir çocuktur o… Bunun için de bedeller ödemek zorunda kalan bir çocuk…
Kendini, kendi gibi ezilen, araç olarak kullanılan tavşanlarla özdeşleştirir. Tavşanları ve (hikayenin sonuna doğru) Nergis’i kurtarma çabasını, bir nevi kendini kurtarma çabası olarak görüyoruz.
Musa da tavşanlar gibi zorbalanan, doğal yaşamından koparılmaya çalışılan tarafta.
(Bu film bana, Yurt ve Sivas filmleri ile Dostoyevski'nin Ezilenler eserindeki karakterleri hatırlattı. Ahmet ve Aslan ile Nelli, ataerkilliğin hakim olduğu bir dünyada, çocukluklarını korumaya çalışan, çocuk mağdurlardır.)

Filmde doğrudan politik bir eleştiri görmüyoruz; yönetmen bunu, metaforlar aracılığıyla daha da güçlü bir şekilde yapıyor. Filmin başarısı bence tam da buradan geliyor.
Tavşan ve tazılar üzerinden etkileyici bir sistem eleştirisi yapılıyor. Kovalayan ve kaçanlar/ezen ve ezilenler… Yalnız burada daha da çarpıcı bir detay var ki, o da ezenin de aslında bu sistemin yarattığı çaresizliğin bir mağduru olması.
Ezen, tahakkümün temsili olduğu gibi sistemin de kurbanıdır…
Tazılar, gücün temsilidir fakat aynı zamanda, araçsallaştırılan, sömürülen taraftadır.
Hiyerarşik güç sıralamasına göre Muzaffer, Beko ve Musa üzerinden harika bir sembolik anlatım gerçekleştirilmiş.
Muzaffer tarafından ezilen, hor görülen, kullanılan Beko, bu çıkmazın yarattığın öfkeyi Musa’ya yansıtıyor.
Öte yandan, kaçan tazılardan Mavi’nin özgürlük mücadelesi, Musa’nın savaşımıyla benzer taraftan okunabilir.
Sonuç itibariyle, çok güçlü kullanılan metaforlar aracılığıyla harika bir politik eleştiri var karşımızda.
Sanatın, sinemanın gücüne hayran olmamak mümkün değil…