Biz basın çalışanlarının haber/köşe yazımında en çok zorlandığı konulardan biri, başlık üretmektir. Konuya uygun ve çarpıcı olmalı ki, okuyucunun ilgisini çeksin. Çünkü haberde başlık, tıpkı bir mağazanın vitrinindeki görsel gibidir…
Kelimelerin boğazımda düğümlendiği bir andı… Ne yazmalıydım, ne demeliydim?
‘SÖZÜN BİTTİĞİ YER…’

Bu durumu başka türlü anlatamayacağımı anladığım bir andı…
Biz hala kadınlarımızı, çocuklarımızı, işçilerimizi koruyamıyorsak, sözün bittiği yerdeyizdir artık..
5 maden işçimiz daha göçük altında can verdi.
Tam 12 sene önce 301 madencinin hayatını kaybettiği aynı yerde…
MANİSA SOMA’DA…
Ve artık şunu da biliyoruz: Bu 5 ölüm son olmayacak… Sadece asgari geçimini sağlayabilmek, tabiri caizse hayatta kalabilecek kadar kazanabilmek için her gün, yerin metrelerce altındaki o karanlığa inen işçilerden birilerinin daha cansız bedeni çıkarılacak yine bir gün…
Şunu da söylemeliyim ki, kimse artık, günü kurtarmak ve sorumluluktan kaçmak adına üretilen “mukadderat” “kader” söylemlerini yutmuyor.
Doğal afetlerde, iş kazalarında (!) ölen kimsenin yazgısı ölüm değildi/olmayabilirdi, şayet gereken önlemler alınsaydı.
Kazanın tanımını TDK şöyle yapıyor:
‘İstem dışı veya ihmal, tedbirsizlik ve dikkatsizlik dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin veya bir aracın zarara uğraması.’
İş yerlerinde ya da şirketlerde “kaza” olarak lanse edilen bu tür olaylar, gerekli önlemler zamanında alınmış olsaydı belki de hiç yaşanmayacaktı.
Ancak elbette bu önlemlerin alınması, işverenin bunun için ek bütçe ayırmasını ve gerekli birimler tarafından iş yerlerinin hakkaniyetli ve sıkı bir şekilde denetlenmesini gerektiriyor.
Fakat maalesef kasasını her gün şişirme derdinde olan sermayedarlar için bir insan canının, her şeyden önce emeğin iğne kadar değeri yok; böyle giderse olmayacak da…

İş güvenliği için harcanmayan her kuruşun, bir gün bir insanın hayatına mal olabileceğini fazlasıyla gördük… Örnekleri o kadar fazla ki, halk olarak rakam telaffuz ederken bile utanır hale geldik.
1983: Zonguldak: 103
1992: Kozlu: 116
2004: Kastamonu Küre: 19
2011: Elbistan: 10
2014: Soma: 301
2016: Ermenek: 9
Ve…
2026: 5…
Rakamdan ibaret gibi görünen bu tablo, utanç tablosu olarak tarihimize geçecek; UNUTMAYALIM..!
İşveren için işçi, ekmeğini verdiği, karnını doyurduğu kişi değil; emeği sayesinde işverenin ayakta kaldığı, şirketin varlığını sürdürebildiği insandır.
Maalesef sermayedarların kar hırsı, piramidin en altında yer alan yoksul kesimi hayattan koparıyor.
Bu ölümlerin ardından açılan davalarda da sorumlular ya hiç ceza almıyor ya da birkaç seneyle yakayı kurtarıyor.
Daha da kötüsü bu olaylar topluma artık o kadar kanıksatıldı ki, her yeni işçi ölümü, bir öncekinden daha az sarsıyor bizi.
Hissizleştirildik, duyarsızlaştırıldık, içinde yaşadığımız topluma ve kendimize dahi yabancılaştırıldık.
Öte yandan ağustos ayında, aylardır ücretleri ödenmediği için bayrak açan Doruk Madencilik işçileri, umudu arttırdı.
Çıplak kaldılar, aç kaldılar, gözaltına alındılar…
Ama yılmadılar…
Sadece kendileri için değil, herkes için savaştılar…
Hala bir yerlerden hak ve adalet adına seslerin yükselmesi toplumun da cesaretini artırıyor.
Sanat da bunun en önemli ayaklarından biri…

33’üncü Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülünü kazanan Hazar Ergüçlü’nün sözleri, sanatın gücünü ve toplumsal itirazını bir kez daha görünür kıldı:
“Çok uzun zamandır o kadar çok acıya maruz kaldık ki uyuştuk gibi hissediyorum. Madenci çocuklarını ağlarken gördüğümde ben yaşamaktan, aldığım nefesten utanıyorum. Bunu vicdanımı rahatlatmak veya bir şeyin sözcüsü olmak niyetiyle de yapmıyorum şu an. Bu adaletsizlikler bana fazla geliyor…
Biz böyle nasıl devam edeceğiz? Hep beraber, beraberce, insanca yaşayamayacaksak nasıl bir toplum olacağız? Yaşar’ın çektiği acı biraz da bizim sorumluluğumuz değil mi? O yüzden bunları söylerken Yaşar’dan özür diliyorum. Sadece burada onu anmaktan başka bir şey yapamadığım için. Yine de elimizde bir tek umudumuz kaldı. Onu da vermeyeceğiz demek istiyorum…”
Evet, uyuştuk, uyuşturulduk…
Ama umutsuzluğa teslim olmak, bize dayatılan bu sessizliğin son halkası olur.
Şimdi, madencilerin karanlığında, o ışığı yeniden yakma zamanı…