Önceki yazımızda Platon’un siyaset düşüncesinde yaşanan önemli dönüşümü ele almış; filozof-kral idealinden yasaların egemenliğine doğru yönelen bu düşünsel değişimi incelemiştik. Bu yazıda ise Platon’un Yasalar adlı eserinde tasarladığı devlet düzenine daha yakından bakacağız. Filozof burada yalnızca bir yönetim biçimi önermekle kalmaz; eğitimden mülkiyet düzenine, ceza anlayışından devlet kurumlarına kadar uzanan ayrıntılı bir siyasal model ortaya koyar.
Bu yasaların ortaya koyduğu dikkat çekici ilkelerden biri, yasaların yalnızca emir ve yasaklardan oluşmaması gerektiğidir. Platon’a göre her yasa, yurttaşlara o kuralın neden konulduğunu açıklayan bir önsöz ile birlikte sunulmalıdır.
Bu girişler yurttaşları ikna etmek için yazılır. Böylece yasa yalnızca korkuyla itaat edilen bir buyruk olmaktan çıkar; yurttaşların aklına hitap eden bir rehbere dönüşür. Bu yaklaşım hukukun yalnızca düzen sağlayan bir mekanizma olmadığını; aynı zamanda toplumu eğiten bir kurum olması gerektiğini gösterir.
Platon’un tasarladığı devlette eğitim siyasal düzenin temelidir. Eğitim yalnızca ailelerin sorumluluğuna bırakılmaz; devlet tarafından düzenlenen kamusal bir sistem hâline getirilir.
Çocuklar küçük yaşlardan itibaren müzik, ritim ve şiir aracılığıyla karakter eğitimi alır; beden eğitimi ve jimnastik ile disiplin kazanırlar. Daha ileri yaşlarda ise matematik, geometri ve astronomi gibi bilimlerle düşünme yetileri geliştirilir. Platon ayrıca eğitimin kız ve erkek çocuklar için birlikte yürütülmesini savunarak dönemine göre oldukça ileri bir görüş ortaya koyar.
Bu eğitim anlayışının amacı yalnızca bilgi aktarmak değildir. Asıl hedef yurttaşlarda ölçülülük, cesaret ve bilgelik gibi erdemleri geliştirmektir. Çünkü Platon’a göre adalet, doğru eğitilmiş yurttaşların oluşturduğu bir toplumda ortaya çıkabilir.
Devletin kalıcı düzeni de bu erdemli yurttaşların varlığına dayanır.
Platon’un adalet anlayışı düşünce hayatı boyunca bir dönüşüm geçirir. Devlet adlı eserinde adalet, toplumdaki her sınıfın kendi görevini yerine getirmesi olarak tanımlanır. Ve liyakat esaslıdır. Ancak Yasalar’da adalet anlayışı daha çok yasaların egemenliği ve ölçülü toplumsal düzen ile ilişkilendirilir.
Adaletin telkinini topluma yerleştirmeyi amaçlayan ceza anlayışı da bu eğitimci devlet modelinin önemli bir parçasıdır. Platon’a göre cezanın amacı yalnızca suçluyu cezalandırmak değildir. Çünkü suç çoğu zaman kötülükten değil, iyiyi bilmemekten doğan bir yanılgıdan kaynaklanır. Bu yüzden ceza aynı zamanda eğitici bir işlev taşır; yurttaşı doğruya yöneltmeyi ve onu yeniden erdemli bir yaşamın parçası hâline getirmeyi amaçlar.
Siyasal düzeni yalnızca soyut bir model olarak anlatılmaz; belirli bir şehir devleti üzerinden somutlaştırır. Bu polis için Magnesia adını kullanır. Magnesia, Girit’te kurulacak yeni bir koloni olarak tasarlanmıştır. Platon burada yasaların nasıl uygulanacağını ve devlet kurumlarının nasıl işleyeceğini ayrıntılı biçimde anlatır.
Bu şehir devletinde yaşayacak yurttaş sayısı bile önceden belirlenmiştir: 5040. Bu sayı rastgele seçilmiş değildir; birçok sayıya bölünebildiği için siyasal ve ekonomik düzenin dengeli biçimde kurulmasına imkân veren matematiksel bir düzeni temsil eder. Böylece mülkiyetin paylaşımı, askerî ve idarî örgütlenme gibi pek çok alanda düzenli bir dağılım sağlanır.
Tasarlanan devlette aşırı zenginlik ile aşırı yoksulluk arasındaki uçurum tehlikeli görülür. Bu nedenle mülkiyet tamamen ortadan kaldırılmaz; ancak sıkı kurallarla sınırlandırılır. Bir yurttaşın serveti, başlangıçta kendisine verilen mülkün dört katını aşamaz. Böylece toplumda aşırı servet birikimi engellenmeye çalışılır. Bu yaklaşım orta hâlli yurttaşlardan oluşan dengeli bir toplum yapısını hedefler. Aşırılıkların törpülendiği bu yapı Platon’a göre siyasal istikrarın en sağlam temelini oluşturur.
Magnesia polisinde toplumun temelini siyasal haklara sahip yurttaşlar oluşturur. Bu yurttaşlar belirli dönemlerde oy kullanır ve devletin savunması için askerlik görevini yerine getirirler. Bunun yanında zanaatkârlar, tüccarlar ve yabancılar ekonomik hayatın önemli bir parçasını oluşturur. Tarımsal üretimin büyük bölümü ise köle emeğine dayanır.
Peki bu devletin yönetim biçimi ne olacaktır?
Platon, Devlet adlı eserinde yönetim biçimlerini değerlendirirken monarşi ve aristokrasiyi iyi yönetim biçimleri arasında saymış; buna karşılık demokrasiyi yozlaşmaya açık bir düzen olarak eleştirmiştir. Ona göre bilge bir yöneticinin rehberliğinden yoksun kalan bir demokrasi zamanla ölçüsüz özgürlüğe sürüklenir ve sonunda tiranlığa dönüşme tehlikesi taşır.
Ancak Platon daha sonraki eseri Yasalar’da bu meseleye daha gerçekçi bir çözüm arar. Bilge bir kralın her zaman ortaya çıkmayabileceğini kabul eden filozof, bu nedenle yasalarla sınırlandırılmış karma bir siyasal düzen önerir.
Platon’un tasarladığı bu devlet yapısı modern anayasal devletlere şaşırtıcı ölçüde benzeyen özellikler taşır. Yasaların en üst otorite olduğu bu düzende yurttaş meclisi bugünkü parlamentoları andırır. Devlet yöneticileri yürütme işlevini yerine getirirken, düzenin dikkat çekici kurumu olan Gece Konseyi ise yasaların ruhunu koruyan ve devletin temel ilkelerini denetleyen yüksek bir bilgelik kurulu olarak tasarlanmıştır.
Böylece yönetim tek bir kişinin iradesine değil, yasaların ve kurumların oluşturduğu dengeli bir siyasal yapıya dayanır.
Platon için ister filozof-kralın yönetimi olsun ister yasaların egemen olduğu düzen, siyasal hayat yurttaşların tamamen sınırsız davranabildiği bir alan değildir. Her iki modelde de bireysel keyfilik belirli sınırlar içinde tutulur. Çünkü Platon’a göre siyasetin amacı toplumsal uyumu ve adaleti korumaktır.
Bu nedenle Platon’un devlet tasavvuru modern çağda bazı sert eleştirilerle de karşılaşmıştır. Özellikle Karl Popper, Platon’un ideal devlet modelini bireysel özgürlükleri sınırlayan “kapalı toplum” anlayışının felsefi temellerinden biri olarak yorumlamıştır.
Ancak Platon’un amacı bireyleri baskı altına almak değildir. Onun asıl kaygısı ölçüsüz özgürlüğün ve kontrolsüz güç mücadelesinin toplumu parçalayabileceği düşüncesidir. Bu yüzden Platon insanların tutkularının siyasal düzeni yıkıcı bir rekabete sürüklemesini engelleyecek ahlaki ve kurumsal bir denge kurmaya çalışır.
Ona göre iyi bir devlet; akıl, erdem ve yasa ile dengelenmiş bir düzeninin kurulduğu devlettir.
Böylece Platon ile başladığımız bu düşünce yolculuğu bize önemli bir hakikati hatırlatır:
Siyaset yalnızca ideal olanı aramak değildir; aynı zamanda mümkün olanın en iyisini kurma sanatıdır.
Bir sonraki yazıda bu yolculuk Platon’un öğrencisi Aristoteles ile devam edecektir. Aristoteles siyaset düşüncesini bir adım daha ileri götürerek iyi devletin toplumun dengeli yapısına da bağlı olduğunu gösterecektir.