Hava Durumu

Martta bahar; Dünyada kış

Yazının Giriş Tarihi: 07.03.2026 00:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 07.03.2026 00:06

Tomurcukların içindeki renkleri sezebilseydi gözlerim…
Bahar gelecekti ve ben baharın kendisi olacaktım.

Karanlığın bağrında, pembe ile beyazın o ince sızısında;
ayazın soğuğuna inat gizliden gizliye yürütür baharı bademler.

Çiçek açar yüreğimin en kuytusunda.

Cemre düşer içime; derin bir titreme yayılır tenime.

Toprağın sıcaklığı, suyun berraklığı,
havanın o tanıdık kokusu…

İçimde zamansız bir doğum sancısı.

Ağaçlar bana dargın, ben tomurcuklara…
Haber vermeden, ansızın açarlar çiçeklerini.

Bu sabah pencereme arılar geldi,
kıyılarıma martılar fısıldadı baharın adını.

Yeşil bir bekleyiş durur dallarda…
Aylardan Mart.

Takvimler sessizce adımı hatırlatır.

Doğduğumu unuttuğum olur,
zamansızlığa daldığım zamanlar.

Bu yıl dargınlığıma uğrar bahar.

Doğduğumu Unuttuğum Mart

Mart baharı getirir; bu neredeyse evrensel bir sözleşme gibidir. Doğa yavaş yavaş uyanır, ağaçlar tomurcuklanır, toprak o kadim nefesini yeniden üfler. Arıların vızıltısı, kuşların cıvıltısı aynı haberi taşır: hayat galip gelecektir.

Fakat bu yıl baharın gelişi, tabiatın o coşkulu neşesinden biraz mahrum gibi. Doğa uyanırken insan dünyasında ruhları donduran bir kış hüküm sürüyor. Bir yanda Ramazan’ın bereketi, iftar sofralarının o huzurlu sükûneti ve insanın oruçla kendi içine yaptığı yolculuk; diğer yanda ise coğrafyamızı kana bulayan siyasal ihtiraslar…

Müslüman coğrafyanın birçok yerinde yükselen dumanlar, aslında devlet aklının etik değerlerden ne kadar uzaklaşabildiğini gösteriyor. İran’dan Körfez’e, Kafkasya’dan Orta Doğu’ya uzanan gerilimler çoğu zaman halkların iradesinden çok güç mücadelelerinin ve küresel hesapların gölgesinde şekilleniyor.

Dünya siyasetinde savaşlar çoğu zaman insan ihtiraslarının sonucudur. Bazen devletler kendi çıkarlarını korumak için insanları araç haline getirir; bazen de bireysel hırslar devletlerin yönünü belirler. Böyle anlarda siyaset ile etik arasındaki gerilim bütün açıklığıyla ortaya çıkar.

“Demokrasi” ve “özgürlük” söylemiyle dünyaya yön vermeye çalışan güçlerin dili çoğu zaman stratejik çıkarların üzerine örtülmüş parlak bir kumaşı andırır. Emperyalizm çoğu zaman etik sınırları dikkate almaz; gücünü müdahaleden ve krizlerden alır. Makyavelci siyaset anlayışı modern dünyada artık daha incelikli ve daha maskeli biçimlerde karşımıza çıkmaktadır.

Batı dünyasında özellikle Amerika ve İsrail merkezli güçlerin dünya kaynaklarını kontrol etme ve dünyayı kendi ideolojik tasavvurlarına göre şekillendirme arzusu, insanlığı giderek daha büyük gerilimlerin eşiğine sürüklüyor. Gücün ahlakın önüne geçtiği bir düzen er ya da geç kendi krizini üretecektir.

Doğa her yıl kendi yasalarına sadakatle itaat ederek kendini yeniler. İnsanlık ise ancak akıl, erdem ve adaletle yeniden doğabilir.

Baharın bu sessiz ve derinden uyanışı bizi yeniden o kadim sorunun eşiğine getiriyor:

Siyaset, birlikte yaşamı nasıl mümkün kılacaktır?

Bu sorunun cevabını aramak üzere yolculuğumuza devam edeceğiz. Baharın gelişi, savaşın sertliği ve doğanın yeniden doğuşu bize kısa bir düşünce molası vermeyi gerekli kıldı. Bu nedenle Platon’un filozof kral tasavvuru ile Yasalar’da şekillenen devlet anlayışı arasına bu yazıyı küçük bir durak olarak koyduk.

Önümüzdeki yazıda Platon’un devlet düşüncesinde yasaların rolünü konuşmaya devam edeceğiz.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.