Kim ne bilsin neydi beni uyutan?
Uyanmadığım o sabah uykudan.
Henüz yaşıyordum yeniden yeni
Bir şubat gününün güzelliğini.
Türkü kalmasın diye söylenmedik,
Bendim o yağan kar, âsude şenlik. — Cahit Sıtkı Tarancı, Şubat Günü
Şubat takvimde kısa görünür; fakat içine koca bir mevsim saklar. Tarancı’nın dizelerinde Şubat, insanı içine çağıran bir zaman hâlidir. Karın sessizliği bakışı yavaşlatır, içimizi derinleştirir; insan bazen kendi adımlarını bile duyar. Bu yıl Şubat yumuşaktır; fakat tabiatı gereği sertliği içinde taşır. Bu ikili hâl, iç ile dış arasında kurulan bir diyalektik gibidir.
Bu yüzden “Şubat bitmeden Şebat’ı görmek gerekir”: Dış ile içi birlikte duymak; hem soğuğu hem soğuğun düşündürdüklerini anlamak; zamanın içinde uyanmak. Şubat, bahar öncesi bir eşik gibidir — filizin toprakta güç toplaması, karanlığın içinden renk cümbüşünün doğacak olması. İnsan bu eşikte yavaşlar, içine döner; kışın bahara kapı aralayışını dinler.
Bu ruh hâli, yazı dizimizde Platon’a denk düşer: Sessizlik, içe dönüş ve sorgu iklimine.
Platon’u anlatan bir yazıya şiirle başlamak ilk bakışta tuhaf görünebilir. Nitekim Platon, şiirin çoğu zaman gerçeği gölgelediğini düşünür; düşüncenin açık ve seçik olması gerektiğini savunur. İdeal devlette şaire sınırlı yer vermesi bundandır. Burada şiiri hakikatin yerine koymuyoruz; onu hakikate açılan bir eşik olarak görüyoruz — soğuk bir sabah penceresini aralayıp içeri temiz hava almak gibi.
Hakikate ulaşma arayışı, şiirin açtığı sezgi eşiğinden başlayıp Sokrates’in sorgulaması ve Platon’un düşünce yolculuğuyla derinleşen bir bilme serüvenidir.
Geçen yazımızda Sokrates’i konuşmuştuk: İnsan önce bildiğini sandığını sorgulamalıdır diye. En iyi bildiğimizi düşündüğümüz şeyleri aslında bilmediğimizi fark etmiştik. Eğitim de tam burada önem kazanır — insanın yaşadığını anlamayı öğrenmesinde; derslikten önce kendi içinde, evinde, sokağında, şehrinde.
Platon, hocasının izinde bu sorgulamayı bir yolculuk olarak düşünür. Diyaloglarında çoğu zaman konuşan Sokrates’tir; bu yüzden hangi düşüncenin kendisine, hangisinin hocasına ait olduğu kesin çizgilerle ayrılmaz. Fakat diyaloglarda aranan hep aynıdır: Bilmek.
Peki neyi bileceğiz? Ya da bilmemizi zorunlu kılan şey nedir? Platon’un felsefesinin merkezinde bu sorunun cevabı vardır. Ve cevap kısadır: İyi. Yani İyi ideası.
Fakat İyi nedir?
Bunu doğrudan tanımlamak zordur; bazı şeyler ancak benzetmeyle anlaşılır. Platon da İyi’yi böyle anlatır. Ona göre bilgi, ahlak ve siyaset İyi’ye yönelir; fakat İyi basit bir kavram değildir. Bu yüzden onu bir benzetmeyle açıklar:
Görünen dünyada nesneleri görünür kılan güneş ise düşünülür dünyada düşünceleri bilinir kılan da İyi’dir.
Burada önemli olan şudur: İyi, varlığın sebebi değil; varlığın ve bilginin aydınlığıdır. Nasıl güneş nesneleri görünür kılıyorsa, İyi de düşünülür olanı kavranır kılar. Adalet dâhil bütün erdemler ancak bu aydınlık içinde anlaşılır hâle gelir.
İnsan bilgisi, bu aydınlık içinde görünüşlerin gölgelerinden hakikatin özüne doğru aşamalı bir bilinç yolculuğudur.
İnsanın bilgisi yavaş yavaş dönüşür. Platon’un çizdiği yol, doxa’dan episteme’ye uzanan bir yükseliştir. Başlangıçta insan yalnızca görünenlerin gölgeleriyle yetinir; zanlar ve tahminler içinde yaşar — doxanın ilk düzeyi olan eikasia. Ardından görünen şeylerin kendisine yönelir; duyulur varlıklara güven duyar — doxanın ikinci düzeyi pistis. Bu eşikten sonra düşünülür alan açılmaya başlar: akıl bağıntılar kurar, düşünceyi işler, matematiksel düzenleri kavrar — epistemenin ilk düzeyi dianoia. Sonunda bakış doğrudan hakikatin kendisine yönelir; Platon’un noesis dediği kavrayışta artık gerçek bilgiye ulaşılır. İşte episteme alanı burada tamamlanır ve bu dorukta İyi ideası görünür hâle gelir.
Eğitim dediğimiz şey aslında bu iç yükselişin yoludur. Gözü değişmez kuşkusuz, bakış yönümüz yavaş yavaş yukarıya döner.
Platon’a göre en yüksek kavrayışa ulaşmak ancak eğitimle mümkündür. Fakat bu eğitim bireysel bir çabanın ötesinde, doğru kurulmuş bir siyasal düzen içinde anlamını bulur. Devlet, ruhu İyi ideasının aydınlığına yönelten eğitimin kurumsal zemini olmalıdır. Bu yüzden Platon’da siyasal düzen İyi ideasından bağımsız düşünülemez.
Buradan sonra sorumuz açıktır: İyi’nin aydınlığı ile devlet arasındaki ilişki nedir?
Bunu bir sonraki yazıda, Platon’un siyaset düşüncesi üzerinden ele alacağız.