Hava Durumu

Şubatta siyaseti, Şebat’ta Platon’u görmek-2

Yazının Giriş Tarihi: 18.02.2026 00:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.02.2026 00:07

İyi’yi görebilme meselesini bir görme biçimi olarak ele almıştık. Nasıl ki göz, görünür olanın bilgisini — eksik de olsa — bize verirse; Platon’a göre düşünülür olanın bilgisini gösteren akıldır. Akıl, düşünülür dünya üzerinde bir bakış açısı açar; insanı görünenin ötesine yöneltir.

Platon’da İyi ideası bir anda oluşmuş değildir. Düşüncesi, yaşadığı tarihsel sarsıntılarla olgunlaşır. İtalya seyahatlerinde Pythagorasçı çevrelerle temas ettiği ve sayıların düzen–uyum fikrinin bu kavrayışta etkili olduğu kabul edilir. Sayının ölçü ve oran üzerinden kurduğu kozmik düzen anlayışı, Platon’da İyi’nin varlığı bilinir kılan ilke olarak düşünülmesine zemin hazırlamıştır.

Sokrates’in idamı Platon için yalnızca bir hocanın kaybı değil; Atina siyasetinin ahlaki çöküşünün açık göstergesidir. Suçsuz bir filozof öldürülüyorsa, onu yargılayan düzen sorgulanmalıdır.

Bu sarsıcı deneyim Platon’u devleti yeniden düşünmeye yöneltir. Devlet, onun için İyi’nin bilinebildiği ve yaşanabildiği temel zemindir; yönetimi hakikate yönelmiş, iyi eğitilmiş filozoflara vermesi bu yüzden tesadüf değildir.

Bu noktada Platon’da siyaset bir güç yarışı değil, bilgiye dayalı bir sorumluluktur. İyi devlet, iyi yetişmiş insanlarla kurulur; bu nedenle eğitim siyasetin kalbidir. Fakat bu eğitim diploma ya da kurumsal öğretim değildir. İnsan varlık düzeni içinde dönüşür; akıl hakikate yönelir. Siyaset ile eğitim arasındaki bağ hem ontolojik hem epistemolojiktir.

Platon’un siyaset düşüncesi Syracuse deneyimiyle sınanmıştır. Sicilya’ya gidişi, felsefeyi iktidarla buluşturma arzusunun sonucudur. Fakat burada düşüncenin siyasal gerçeklikle temas ettiğinde nasıl kırıldığını görür. İdeal ile iktidar arasındaki mesafe, Platon için artık soyut bir problem değil, yaşanmış bir hayal kırıklığıdır. Bu yüzden Platon’u iki dönemde okumak gerekir: Syracuse öncesi Devlet, göğe bakan idealin kitabıdır; Syracuse sonrası Yasalar ise yere basan düzenin.

Platon yalnızca siyaset filozofu değildir. Varlık, bilgi, ahlak ve eğitim gibi felsefenin hemen her alanında kurucu sorular ortaya koymuş; düşüncesi felsefe tarihinin yönünü belirlemiştir. Whitehead’ın ünlü sözü bu yüzden hâlâ yerini korur: “Bütün Batı felsefesi, Platon’a düşülmüş bir dipnottur.” Gerçekten de felsefe tarihi onunla konuşmayı hiç bırakmamıştır.

Platon’un düşüncesi çoğu zaman yüzeysel okunur. “Benim oyum çobanın oyu ile aynı mı?” sözü bunun tipik örneğidir. Oysa Platon’da belirleyici olan sınıf ya da statü değil, hakikate yakınlıktır. Bu yakınlık diplomaya indirgenemez; kendini yetiştirmiş bir çoban, bir üniversite mezunundan daha derin kavrayışa sahip olabilir.

Günümüzde bunun daha sert bir biçimiyle karşılaşıyoruz. “İslamcı şalvarlı kadının görevi ilçe yönetmek midir, yoksa ahırında inek sağmak mıdır?” sözü bilginin hâlâ görünüşle ölçüldüğünü gösterir. Asıl soru şudur: Bilgiyi neye göre tanıyoruz? Diploma, para, hitabet, görünüş? Görüntüye aşırı güven, çağımızın görünmez körlüğüdür.

Platon’un doxa dediği tam da budur: görüntüye dayalı yargı. Platon’un derdi değer hiyerarşisi kurmak değil, hakikate yönelişi göstermektir; fakat biz çoğu zaman görüntüyü ölçü alıyoruz.

Şubat bizi içe döndürür; Platon bizi yukarıya çağırır. Biri zamanı yavaşlatır, diğeri düşünceyi derinleştirir.

Tam bu noktada Âşık Veysel’in sözü bir ölçü gibi yükselir. İnsanın değerinin dışıyla değil, içsel oluş süreciyle ilgili olduğunu hatırlatır. Bu ses, Platon’un Fenike (metal) mitinin Anadolu’daki yankısı gibidir:

Beni hor görme kardeşim,
Sen altınsın ben tunç muyum?
Aynı vardan var olmuşuz;
Sen gümüşsün ben saç mıyım?

Önümüzdeki hafta Platon’un Devlet’i üzerinden ideal devlet anlayışını ve Fenike (metal) mitini tartışacağız. Veysel’in sorusu, Platon’un siyaset felsefesinin en yalın ifadesi olabilir.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.