Bir zamanlar bir evin en kıymetli eşyası vitrindeki kristal takımlar değil, salonun baş köşesinde duran fotoğraf albümleriydi.
Misafir geldi mi çaydan önce albüm açılırdı. Siyah sayfaların arasına itinayla yerleştirilmiş, kenarları üçgen kâğıtlarla tutturulmuş fotoğraflar tek tek çevrilir; her karede bir hikâye, her yüz ifadesinde bir hatıra saklı olurdu.
Ben de İsviçre’deki çalışma hayatımda hep fotoğrafla iç içeydim. Zürih’teki Procine Fotoğraf Stüdyoları’nda fotoğraf sanatının bütün incelikleriyle her gün büyük bir zevkle mesleğimi yapardım. Şimdi artık fotoğraflar da, onunla birlikte anılar da dijitalleşti.
Eskiden bayram sabahları takım elbiseyle çekilmiş bir fotoğraf, düğünde gelinle damadın ortasında çekilen aile pozu, askere uğurlama gününün o hafif buğulu karesi…
Hepsi banyodan yeni çıkmış fotoğrafın kendine has kokusuyla eve girerdi. Fotoğrafçıdan alınan zarf, adeta bir zaman kapsülü gibiydi. Eve gelinir, sabırsızlıkla açılır, “Bu güzel çıkmış”, “Burada gözüm kapalı” diye kahkahalar atılırdı. O an, fotoğraf sadece bir görüntü değil; birlikte yaşanan bir sevinçti.
Bugün ise binlerce kare cebimizde. Ama nerede? Bir USB belleğin içinde, bulut depolama klasörlerinde, şifresi unutulmuş hesaplarda… Dokunamadığımız, koklayamadığımız, çerçeveleyip duvara asmadığımız hayali görüntüler olarak varlar. Varlar ama yok gibiler.
Eskiden fotoğraf çektirmek bir ritüeldi. Şimdi ise bir refleks. Yemekten önce eller telefona uzanıyor, gün batımında gözler manzaradan çok ekrana bakıyor. Fotoğraf çekiyoruz ama bakmıyoruz. Kaydediyoruz ama hatırlamıyoruz. Paylaşıyoruz ama yaşamıyoruz.
Albüm yapma geleneği neredeyse tarihe karıştı. Oysa albüm, sadece fotoğrafların dizildiği bir belge değil, bir ailenin hafızasıydı. Çocuk büyüdüğünde bebeklik fotoğraflarına bakar, anne baba gençliğini o sayfalarda bulur, dede torununa “Bak bu senin annenin ilk karne günü” diye anlatırdı. Albüm, kuşaklar arasında bir köprüydü.
Şimdi ise fotoğraflar dijital ekranlarda suya yazılan yazılar gibi…
Bir bildirim geliyor, ekran kayıyor, görüntü bir an görünüp kayboluyor. Aradan birkaç yıl geçince on binlerce fotoğrafın içinde o özel anıyı bulmak neredeyse imkânsızlaşıyor.
Hafıza arttıkça maalesef hatıra azalıyor…