Hayat dediğimiz şey, aslında elimizde tuttuğumuzu sandığımız ama avuçlarımızın arasından sessizce akıp giden bir zaman.
Yıllar çok çabuk geçiyor…
Çocukluğumuz, gençliğimiz, iş hayatımız, dostluklarımız, sevdiklerimiz derken bir bakıyoruz ki ömrün büyük bir bölümü geride kalmış.
İşte o zaman insan şunu daha iyi anlıyor:
Önemli olan kaç yıl yaşadığımız değil, o yılların içine neler sığdırdığımız… Kaç yıl yaşadın diye sormak kolay.
Asıl soru şu: Kaç güzel anın var?
Kaç insanın hayatına dokundun?
Kaç kişinin yüzünü güldürdün?
Kaç kez “İyi ki yapmışım” dedin?
Çünkü hayat, takvim yapraklarından ibaret değil.
Hayat; hatırladığımız güzel günler, dostlarla edilen sohbetler, aileyle geçirilen akşamlar, bir çocuğun gülüşü, bir annenin duası, bir babanın nasihati ve yıllar geçse de unutulmayan güzel anılardır.
Huzurlu bir hayat istiyorsak önce kendimizi değiştirmeliyiz.
Örneğin dinleten değil, iyi bir dinleyen olmalıyız.
Yargılayan değil, anlamaya çalışan olmalıyız.
Sürekli eleştiren değil, hoşgören olmalıyız.
Kavga eden değil, gerektiğinde affeden olmalıyız.
Çünkü herkesin görünmeyen bir derdi, kimsenin bilmediği bir mücadelesi var.
Bir insanı dışarıdan gördüğümüz haliyle yargılamak kolay.
Ama onun içinden neler geçtiğini bilmeden hüküm vermek haksızlık olur.
Bir de kaybettiklerimiz var…
Bazen kaybettiğimizi sandığımız şeyler, aslında hayatın bize yaptığı bir iyiliktir belki!
Bir insanı kaybedersin ama bazen huzurunu kazanırsın.
Bir fırsatı kaçırırsın ama daha güzel bir kapıyı açarsın.
Bir yoldan dönersin ama belki daha doğru yolu bulursun.
O nedenle, her kayıp, gerçekten kayıp değildir.
Aslında mutluluk da öyle büyük servetlerde, gösterişli hayatlarda veya çok uzaklarda aranacak bir şey değil.
Mutluluk, çoğu zaman elimizdekini fark edebilmektir.
Bir fincan çayla yapılan güzel bir sohbeti…
Sağlıklı bir sabaha uyanmak…
Sevdiğimiz insanların yanımızda oluşu…
Bir dostun telefonu…
Bir evladın “Nasılsın?” demesi içimizi ısıtmaz mı çoğu kez?
Bunlar küçük şeyler gibi görünür.
Ama hayat bize o bazı şeyleri kaybettiğimizde, onların aslında ne büyük nimetler olduğunu öğretmez mi?
İşte o nedenledir ki hayat; kaç yıl yaşadığın değil, aslında o yılları nasıl yaşadığınıdır…