Ülkemizde her yaz mevsimi artık sadece sıcakla değil, korkuyla da anılıyor.
Ülkemizin dört bir yanında yükselen dumanlar yalnızca ormanları değil; maalesef umutlarımızı, alın terimizi ve geleceğimizi de yakıyor.
Her yangın haberinde yüreğimiz biraz daha ağırlaşıyor, her siyah duman bulutunda ortak vicdanımız biraz daha kararıyor.
29 Temmuz’da Muğla’nın Seydikemer ilçesinde çıkan yangın bunun en acı örneklerinden biri oldu.
Zeytinlikler, incir bahçeleri, seralar, yem stokları, ağıllar ve onlarca ev küle döndü. Nice üretici bir ömrün emeğini birkaç saat içinde kaybetti.
Yangından kurtarılamayan hayvanlar ise bu acının sessiz tanıkları olarak hafızalara kazındı.
Afetlerin önüne her zaman geçilemeyebilir. Ancak afetlere hazırlıksız yakalanmak ve sonrasında vatandaşın kaderine terk edildiği duygusunu yaşatmak kabul edilemez.
Asıl mesele, yangın söndükten sonra başlayan hayat mücadelesinde devletin ne kadar hızlı ve güçlü şekilde vatandaşının yanında durduğudur.
Üretici bugün sadece yanan ağacını değil, yıllarını kaybetmiştir.
Bir zeytin ağacı yeniden ürün vermek için yıllar ister.
Bir sera, bir ağılı, bir yem deposunu yeniden kurmak ise ağır maliyetler gerektirir.
Bu nedenle zarar tespitleri vakit kaybetmeden tamamlanmalı, üreticilere hibe ve faizsiz kredi destekleri sağlanmalı, bölge yeniden üretime kazandırılmalıdır.
Yangınlar sadece ağaçları değil, ihmalleri de ortaya çıkarır.
Daha güçlü önleyici tedbirler alınmadıkça, daha etkili koordinasyon kurulmadıkça ve kırsal üretici gerçek anlamda korunmadıkça ne yazık ki, aynı acıları yaşamaya devam edeceğiz.
Çünkü küle dönen sadece ormanlar değil; bu ülkenin emeği, bereketi ve geleceğidir.
Ne olur, geleceğimizin daha acımasızca yakılıp, vicdansızca yok edilmesine izin vermeyin…