Sanırım bugünlerde hepimiz çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakacağımızı düşünüyoruz.
Onları ellerinden tutup gezdireceğimiz bir bahçe bulabilecek miyiz, yoksa her köşesinde savaş naraları atılan bu acımasız dünyada büyümeye çalışırken, üzerlerine her an bir enkaz parçası düşeceğinden endişe mi duyacağız?
Savaşı çıkaranların, masaların başında haritalar üzerinde kırmızı çizgiler çizenlerin, çoğunun evinde mutlaka fotoğraf çerçeveleri veya tabloları vardır.
O çerçevelerde o tablolarda, mutlaka çocuklarının, torunlarının gülümsediği kareler de asılıdır. Peki, akşam eve gittiklerinde o torunların gözlerinin içine bakabiliyorlar mıdır sizce?
“Hey baba, hey dede, sen bugün kaç çocuğu öldürttün ya da onlarla birlikte kaç annenin babanın da üzerine bombalar yağdırdın” diye sorsalar, cevap verebilecekler mi dersiniz?
Sahi ne yaşıyoruz biz?
Her bomba, bir çocuğun uykusunu bölmez mi?
Her savaş, bir beşiği sallayan annenin ellerini titretmez mi?
Her savaş kararı, aslında bütün bir insanlığın kaderini çizmez mi?
Savaş dediğimiz illet, sadece haritaları mı değiştirir sanıyoruz?
Oysa o haritalarla birlikte, insani değerleri de, iyiliği de, merhameti de, vicdanları da yerle bir etmez mi? Farkında mısınız? Biz büyükler, çocuklarımıza anlatacak masal bulmakta zorlanıyoruz artık.
Eskiden “bir varmış, bir yokmuş” diye başlardı masallar.
Maalesef şimdi, “Dünyada hep savaş varmış” diye başlıyor, “Ama asla bir barış yokmuş!” diye bitiyor.
İşte o nedenle çocuklarımız büyüdüklerinde bize, “Peki o sırada siz ne yapıyordunuz?” diye! O an yüzümüzün kızarmasını istemiyorsak, bugün mutlaka ama mutlaka bir şey yapmalıyız.
Yapmamız gereken en basit şey, her şeye rağmen çocuklarımıza önce barışın asaletini öğretmek. Onlara, farklı dillerde ağlayan bebeklerin aynı acıyı hissettiğini anlatmak.
Sınırların, bayrakların, haritaların tabi ki değerli olduğunu, ama aslında en önemli gerçeğin “insan olmak” olduğunu öğretmek…
Bunu yapmazsak eğer, çocuklarımızın, “Hani bu dünya bizim cennetimiz olacaktı?” sorusuna ne cevap vereceğimizi kara kara düşünür dururuz!
Dünyayı savaş çığlıklarıyla yaşanmaz hale getiren “insansı canlılara” ithaf olunur…