Sabah kahvenizden bir yudum alırken ya da akşam sofrasında önünüze konan o küçük tabağa bakarken durup hiç düşündünüz mü?
İnsanlık ne fırtınalar atlattı, ne imparatorluklar kurup yıktı fakat o hep oradaydı. Sessiz, vakur ve bilge...
Anadolu ve Akdeniz topraklarının insanlığa sunduğu en büyük genetik hazineden, zeytin ağacından bahsediyorum. Boşuna ‘ölmez ağaç’ denmemiştir ona. O, doğanın zamana karşı kazandığı en zarif zaferdir.
Hasat dönemine girdiğimiz bugünlerde, Bursamız ve çevresinin de en önemli gelir kaynağı olan zeytin, sadece barışın ve bereketin değil, aynı zamanda bir direncin ve yeniden doğuşun da öyküsüdür aslında.
Yangın küllerinin altındaki, o simsiyah zeytin ağacının kökünden yeniden süzülüp çıkarak hayata ısrarla tutunan bir mucizenin adıdır zeytin…
Zeytin bize her kuruyuştan sonra yeniden başlamanın, adeta küllerinden doğmanın mümkün olduğunu haykırır.
Büyük Tufan’ın bittiğini, yaşamın yeniden başladığını Hz. Nuh’un gemisine zeytin dalıyla dönen bir güvercinin gagasındaki mucizenin de adıdır zeytin.
Peki, bu gizemli hayat hafızasının en canlı şahitleri bugün nerede nöbet tutuyor biliyor musunuz? Dünyanın bilinen en yaşlı ve hâlâ meyve veren zeytin ağacı, Girit Adası’ndaki Ano Vouves köyünde yer alıyor.
Yaklaşık 4 bin yaşında olduğu tahmin edilen bu antik anıt ağaç, halen daha insanlığa yoldaşlık ediyor ve bugün bile zeytin vermeyi sürdürüyor.
Ülkemizin tescillenmiş en yaşlı ve halen daha zeytin veren anıt değerindeki zeytin ağacı ise Muğla’nın Milas ilçesinde ve tam 3.200 yaşında bulunuyor.
Yine Manisa Kırkağaç'ta bulunan bin 650 yaşındaki anıt ağacımız ise dünyada ‘tek gövdede 4 farklı zeytin türü’ vermesiyle ün salmış durumda.
Yeşiliyle ve tarihiyle meşhur Bursa'mızın da en yaşlı anıt zeytin ağacı, İznik ilçesinin Göllüce Mahallesi sahilinde yer alıyor.
Tam bin 500 yıldır İznik Gölü'nün esintisiyle büyüyen ve halkın ‘gül ağacı’ olarak da adlandırdığı, asırlara meydan okuyan bu bilge ağaç da her yıl 500 kilogram zeytin vermeye devam ediyor. Bu zeytinlerden elde edilen yağ, şifa niyetine kapışılıyor.
Yapraklarındaki gümüş parıltı geçmişin izlerini taşırken, meyvesinden süzülen altın damlalar geleceğe açılan sağlık kapısı oluyor.
Savaşların, ekonomik krizlerin ve insanoğlunun bitmek bilmeyen hırslarının gölgesinde hayata inatla tutunan zeytin ağacı, toprağın insana yazdığı en sabırlı, en lezzetli ve en bilge teşekkür mektubu olarak anılmayı gerçekten hak ediyor.
Peki insanlık, bu kadim mektubun satırlarını ve gölgesini korumayı gerçekten biliyor mu? İşte o tartışılır…