Bir ülkede çiftçi ürettiği üründen para kazanamıyor, vatandaş ise aynı ürünü markette, pazarda, manavda yüksek fiyatlarla almak zorunda kalıyorsa burada üzerinde önemle durulması gereken bir sorun var demektir.
Bugün ülkemizin tarımında yaşanan tablo tam da budur.
Sebze ve meyve üreticisi, aylar süren emeğinin karşılığını alamıyor. Tohumunu, fidesini, gübresini, ilacını, mazotunu borçla karşılayan çiftçi; hasat zamanı geldiğinde ürününü maliyetinin altında fiyatlarla satmak zorunda kalabiliyor.
Tarlada para etmeyen ürün, tüketicinin sofrasına ulaşana kadar katlanarak pahalanıyor. Üretici kazanamıyor, vatandaş ucuz gıdaya erişemiyor. Aradaki bu büyük fiyat farkının nedenleri ise bütün yönleriyle ortaya konulmayı bekliyor.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin Eylül 2026 verileri, bu uçurumu çarpıcı biçimde gösteriyor.
Üreticide 7 liraya satılan limonun markette 51 lira 34 kuruşa, 11 liraya satılan havucun ise 48 lira 16 kuruşa ulaşması, meselenin boyutunu anlamak için yeterli.
Tabi ki tarladan rafa uzanan süreçte nakliye, depolama, işçilik ve fire gibi maliyetler bulunuyor.
Ancak bütün bunlar, üreticinin emeği ile tüketicinin ödediği bedel arasındaki farkın dikkatle incelenmesi gereğini ortadan kaldırmıyor. Asıl endişe verici olan, çiftçinin artık üretime devam edebilmekte zorlanmasıdır.
Borç yükü altında ezilen, gelecek sezonun tohumunu ve gübresini nasıl alacağını düşünen üretici, toprağını ekmekten vazgeçerse bunun bedelini yalnızca çiftçi değil, bütün toplum öder.
Çünkü bugün üretilemeyen ürün, yarın daha pahalıya tüketilir; boş kalan tarlalar ise ülkenin gıda güvencesini zayıflatır. Burada mesele yalnızca fiyatların yükselmesi değildir.
Mesele, üretimin sürdürülebilirliğidir. Tarım, bir ülkenin ekonomik bağımsızlığının, toplumsal refahının ve geleceğinin temel direklerinden biridir.
Kendi toprağında yeterli ve nitelikli üretim yapabilen bir ülke, geleceğe daha güvenle bakar.
Bu nedenle hükümetimizin tarım politikalarını üreticinin gerçek ihtiyaçları doğrultusunda güçlendirmesi büyük önem taşıyor.
Girdi maliyetlerini düşürecek tedbirler alınmalı, çiftçiye zamanında ve öngörülebilir destek sağlanmalı, üretici örgütleri güçlendirilmeli, tarladan sofraya uzanan fiyat zinciri şeffaf ve etkin biçimde denetlenmelidir.
Planlı üretimle hangi bölgede, hangi ürünün, ne kadar yetiştirileceği belirlenmeli; çiftçi ürününü hasat etmeden önce alıcısını ve makul gelirini öngörebilmelidir.
Unutmayalım, çiftçiyi korumak, yalnızca çiftçiye yardım etmek değildir; tüketiciyi, soframızı ve ülkemizin geleceğini korumaktır.
Toprağı işleyen kazanamıyorsa, o toprağın bereketini sürdüremeyiz.
Üreticinin emeğinin karşılığını aldığı, vatandaşın da gıdaya makul fiyatlarla ulaştığı bir tarım düzenini hep birlikte kurmak zorundayız.