Adalet denildiğinde çoğumuzun aklına öncelikle mahkemeler, kanunlar ve verilen hükümler gelir. Oysa adalet, yalnızca adliye binalarında aranan hukuki bir değer değildir.
Bir öğrencinin okul kantininde ne yiyebildiğinde, emeklinin ilacını alıp alamadığında, çalışanın kazancıyla ailesini geçindirip geçindiremediğinde ve kamu kaynaklarının kimler için kullanıldığında da kendisini gösterir.
Toplumun adalet duygusu, büyük sözlerden önce günlük hayatın küçük görünen ayrıntılarında şekillenir.
Yakın zamanda kamuoyuna yansıyan iki fiyat bu gerçeği yeniden düşünmemize neden oldu. Paylaşılan tarifelere göre Meclis lokantasında pilavlı dana sac kavurma, mantar çorbası, cacık, ayran, kuver ve tatlıdan oluşan kapsamlı bir öğün 126 liraya sunulurken bir okul kantininde tost ile ayranın toplam fiyatı 130 liraya ulaşmaktadır. Elbette tarifelerin uygulandığı yer, tarih ve kapsam gibi ayrıntılar doğrulanmalıdır. Ancak yayımlanan rakamların ortaya koyduğu karşıtlık, toplumun vicdanında oluşan rahatsızlığı anlamaya yeterlidir.
Burada mesele milletvekillerinin yemek yemesi veya kendilerine uygun bir çalışma ortamı sağlanması değildir. Milletvekilliği önemli sorumluluklar taşıyan kamusal bir görevdir. Buna karşılık sorulması gereken temel soru şudur: Devletin desteğine öncelikle yüksek gelir sahibi yöneticiler mi, yoksa okul çağındaki çocuklar mı ihtiyaç duymaktadır?
Temmuz 2026 itibarıyla basına yansıyan verilere göre aktif bir milletvekilinin aylık ödemesi yaklaşık 310 bin 332 liradır. Aynı dönemde net asgari ücret 28 bin 75 lira 50 kuruştur. Buna göre milletvekili geliri asgari ücretin yaklaşık 11 katına ulaşmaktadır. Başka bir ifadeyle asgari ücretli bir çalışanın, hiçbir harcama yapmadan milletvekilinin bir aylık gelirine ulaşabilmesi için yaklaşık 11 ay çalışması gerekmektedir.
Gelirler arasındaki bu büyük farkın yanında kamusal imkânlara erişimde de ters yönlü bir tablo oluşması, adalet duygusunu daha fazla zedelemektedir. Yüksek gelir sahibi kişi kapsamlı bir öğüne 126 lirayla ulaşabilirken dar gelirli ailenin çocuğu yalnızca tost ve ayran için 130 lira ödemektedir.
Eşitsizlik böylece iki defa ortaya çıkmaktadır: Vatandaş önce gelir dağılımında geride kalmakta, ardından temel ihtiyaçlarını karşılarken kazancının çok daha büyük bölümünü harcamaktadır.
Bir öğrencinin ayda 20 okul günü boyunca yalnızca tost ve ayran tükettiğini düşünelim. Ailenin aylık harcaması 2 bin 600 liraya ulaşır. Bu tutar tek çocuk için net asgari ücretin yaklaşık yüzde 9,3’üdür.
İki öğrencisi bulunan bir ailede gider 5 bin 200 liraya çıkar. Üstelik söz konusu öğün, çocuğun gelişimini destekleyecek dengeli ve sağlıklı bir yemek değil; oldukça sınırlı bir beslenme seçeneğidir.
İsveç örneği aradaki mesafeyi değerlendirmek bakımından dikkat çekicidir. Bu ülkede kanunla belirlenmiş ulusal bir asgari ücret bulunmadığından milletvekili ödeneği medyan çalışan ücretiyle karşılaştırılmaktadır. İsveç’te 2026 yılı milletvekili temel ödeneği 81 bin 400 kron, çalışanların medyan aylık ücreti ise 38 bin 300 kron düzeyindedir.
Milletvekili yaklaşık 2,1 kat daha fazla kazanmaktadır. Türkiye’de milletvekili ile asgari ücretli arasındaki yaklaşık 11 katlık fark, temsil edenle temsil edilenin yaşam şartlarının ne kadar uzaklaştığını düşündürmektedir.
İki ülkenin ücret sistemleri aynı olmadığı için bu karşılaştırma bire bir değildir; buna rağmen makasın büyüklüğü göz ardı edilemez.
Bu konu herhangi bir siyasi partiye yönelik değildir. Yönetimde hangi parti bulunursa bulunsun, kamu kaynaklarını adaletli kullanmak ve toplumun korunmaya en fazla ihtiyaç duyan kesimlerine öncelik vermek zorundadır.
Eleştirinin ölçüsü kişilere göre değişirse adalet savunusu inandırıcılığını kaybeder. Bugün bir siyasi görüş için kabul edilen ayrıcalık, yarın başka bir görüş iktidara geldiğinde de aynı şekilde sorgulanmalıdır.
Çözüm, temsil görevini değersizleştirmek veya milletvekillerini toplum karşısında hedef göstermek değildir.
Öğrencilere ücretsiz ya da ciddi ölçüde desteklenen sağlıklı öğünler sunulmalı, kamusal yemek yardımları ihtiyaç ölçüsüne göre düzenlenmeli ve yöneticilere sağlanan mali imkânlar açık biçimde yayımlanmalıdır.
Milletvekili gelirleri belirlenirken toplumdaki genel ücret seviyesiyle bağ kurulması da temsil sorumluluğunu güçlendirecektir.
Devletin sofrası elbette kurulabilir; fakat önce çocuğun sofrası güvence altına alınmalıdır. Çünkü adalet, güçlü olanın sahip olduğu imkânlarla değil, en savunmasız insanın nasıl korunduğuyla ölçülür. Öğrencinin sofrası temsilcisinin sofrasından daha az gözetiliyorsa karşımızdaki sorun birkaç liralık fiyat farkı değil, kamu vicdanının öncelik sırasıdır.