Hava Durumu

Aynı toprak, aynı duygu

Yazının Giriş Tarihi: 21.02.2026 00:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.02.2026 00:05

Toplum dediğimiz şey; aynı şehirde yaşamak, aynı dili konuşmak ya da aynı bayrağın altında bulunmak değildir. Toplum, aynı acıya üzülmek, aynı sevinci paylaşmak ve birbirinin varlığını kabul edebilmektir.

Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar yan yana yaşıyor ama birlikte yaşamıyor. Aynı sokakta yürüyen, aynı otobüse binen, aynı hastanede sıra bekleyen insanlar; birbirinin hikayesine, derdine, emeğine yabancı kalabiliyor. Oysa bir toplumu güçlü yapan şey, sadece ekonomik gelişmişlik ya da teknolojik ilerleme değildir. Asıl güç, insanların birbirine karşı duyduğu sorumluluk duygusudur.

Çünkü birlik, kendiliğinden oluşan bir duygu değildir. İnşa edilir. Emek ister. Sabır ister. En önemlisi de farkındalık ister.

Bugün ayrımcılık dediğimiz olgu çoğu zaman büyük ve açık davranışlarla değil; küçük, fark edilmeyen tutumlarla başlar. Birini görmezden gelmekle, bir fikri ciddiye almamakla, bir insanı yalnız bırakmakla… Toplumları parçalayan şey çoğu zaman yüksek sesle söylenen sözler değil; sessizce sürdürülen mesafelerdir.

Bir insanın hangi şehirden geldiği, hangi okulda okuduğu, nasıl giyindiği ya da ne düşündüğü; onun değeri hakkında hüküm vermek için yeterli değildir. Ama modern hayat, insanları tanımaktan çok etiketlemeye yöneltiyor. Etiketlemek kolaydır. Anlamak zordur. Oysa anlamaya çalışmak, birlik ve beraberliğin ilk adımıdır.

Toplumun en büyük yanılgılarından biri de şudur: Birlik ve beraberliği sadece kriz zamanlarında hatırlamak. Depremler, felaketler, zor dönemler… Bu anlarda insanlar birbirine kenetlenir, yardımlaşır, paylaşır. Ama normal zamanlarda bu bağ zayıflar. Oysa gerçek dayanışma, kriz anlarında değil; gündelik hayatın içinde kurulan bağlarla güçlenir.

Bir öğretmenin öğrencisine gösterdiği ilgi, bir yöneticinin çalışanına verdiği değer, bir komşunun diğerinin kapısını çalması, bir gencin yaşlı birine yol vermesi…

Toplum dediğimiz yapı işte bu küçük davranışların toplamıdır. Büyük sloganlar, yüksek cümleler, sert tartışmalar… Bunların hiçbiri tek başına bir toplumu bir arada tutmaz. Toplumu ayakta tutan şey, görünmeyen ama hissedilen bağlardır. Güven, saygı ve empati.

Empati, bir toplumun en güçlü ama en az konuşulan değeridir. Çünkü empati, karşısındaki insanı kendine benzetmek değil; farklılığıyla kabul edebilmektir. Herkesin aynı düşünmesi gerekmez. Ama herkesin birbirinin varlığına saygı duyması gerekir.

Ayrımcılık çoğu zaman kötü niyetle değil; alışkanlıkla oluşur. “Bizden olanlar” ve “olmayanlar” ayrımı, fark edilmeden büyür. Oysa bir toplumun gelişmişliği, benzer insanları çoğaltmakla değil; farklı insanlarla birlikte yaşayabilme becerisiyle ölçülür. Gerçek birlik; aynılaşmak değil, birlikte var olabilmektir.

Bugün gençlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey sadece başarı hikâyeleri değil; birlikte başarma hikâyeleridir. Çünkü bireysel başarılar ilham verir ama kolektif başarılar toplum kurar. Bir öğrencinin başarısının arkasında ailesi, öğretmeni, arkadaşları vardır. Bir çalışanın yükselişinde ekip arkadaşlarının emeği vardır. Bir toplumun ilerlemesinde ise görünmeyen binlerce insanın katkısı bulunur.

Bu nedenle toplum adına en büyük motivasyon, insanlara şunu hatırlatmaktır: Hiç kimse tek başına yükselmez. Hiç kimse tek başına ayakta kalmaz. Hiç kimse tek başına bir toplum kuramaz. Birlik ve beraberlik romantik bir ideal değil; bir zorunluluktur. İnsan sosyal bir varlıktır. Ayrıştıkça zayıflar, bağ kurdukça güçlenir.

Bugün yapılması gereken en önemli şey; farklılıkları tehdit olarak görmekten vazgeçmektir. Çünkü her farklılık, doğru yönetildiğinde bir zenginliğe dönüşür. Farklı düşünceler gelişimi, farklı bakış açıları çözümü, farklı insanlar ise toplumsal dengeyi sağlar.

Toplumu ayakta tutan şey aynı olmak değil, birlikte kalabilmektir. Ve belki de en önemlisi şudur: Toplum büyük değişimlerle değil; küçük iyiliklerle dönüşür.

Bir insanın bir başka insana iyi davranması, bir gencin bir çocuğa umut olması, bir yöneticinin adil olması, bir akademisyenin öğrencisine yol göstermesi… Bunların her biri toplumun dokusunu güçlendirir.

Gürültülü söylemler değil; sessiz faydalar kalıcıdır. Bugün hepimizin kendimize sorması gereken soru şu olabilir: Ben bu toplumun yükünü artıranlardan mıyım, yoksa bu toplumun yükünü hafifletenlerden mi?

Çünkü birlik, bir düşünce değil; bir davranıştır. Ayrımcılığın panzehiri ise yasa değil; insanın insana gösterdiği değerdir.

Aynı toprağı paylaşmak yetmez. Aynı duyguda buluşmak gerekir.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.