Hava Durumu

Bir dava, bir devlet, bir hafıza (2)

Yazının Giriş Tarihi: 17.02.2026 00:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.02.2026 00:07

Bozkurt gemisi battı. Sekiz denizci hayatını kaybetti. Ama o gecenin ardından bir şey doğdu: Hukukta kendine güvenen bir devlet. Yıllar geçti. 1934’te Soyadı Kanunu çıktı. Atatürk, Mahmut Esat’a bir soyadı verdi: Bozkurt.

Bu yalnızca bir jest değildi. Bu bir semboldü. Bir hukuk zaferinin, bir devlet refleksinin ve bir egemenlik bilincinin adıydı. Bugün dönüp baktığımızda bu dava bize ne söylüyor? Bir devletin gücü ordusundan önce hukukudur. Bir milletin bağımsızlığı sınırlarından önce adaletidir.

Ve en önemlisi… Bir devlet vatandaşının hakkını savunmuyorsa, hiçbir uluslararası masada güçlü olamaz. Bugün dünya yine karmaşık. Uluslararası krizler artıyor. Hukuk tartışmaları sürüyor. Devletler yetki alanları için mücadele ediyor. Ama 1927’de verilen o karar hala kitaplarda duruyor.

Ve bize şunu hatırlatıyor: Devlet dediğimiz yapı, yalnızca toprak değildir. Devlet, refleks demektir. Bir vatandaş öldüğünde sessiz kalmamak demektir. Bir haksızlık olduğunda geri adım atmamak demektir. Bir mahkeme salonunda bile “ben buradayım” diyebilmek demektir.

Bozkurt–Lotus davası aslında bir hukuk hikâyesi değildir. Bu bir karakter hikâyesidir. Bir milletin kendine güvenmeye başladığı andır. Bugün genç nesiller bu davayı çoğu zaman yalnızca bir paragraf olarak okuyor.

Ama o paragrafın arkasında bir gerçek var: Devlet olmak kolay değildir. Devlet olmak; bazen yalnız kalmak, bazen baskı görmek, bazen dünyaya karşı durmak demektir. Ama geri adım atmamak demektir. Bugün sormamız gereken soru şudur: Biz o refleksi hala taşıyor muyuz?

Bir vatandaşın hakkı ihlal edildiğinde aynı kararlılığı gösterebiliyor muyuz? Uluslararası bir tartışmada aynı özgüveni hissedebiliyor muyuz? Hukuk söz konusu olduğunda aynı dikliği koruyabiliyor muyuz? Çünkü devlet dediğimiz yapı bir kere kurulmaz.

Her gün yeniden kurulur. Her karar, her refleks, her duruş… Onu yeniden var eder. 1926’da Ege’de bir gemi battı. Ama aslında o gece bir şey yükseldi: Bir devletin hukuk bilinci. Ve bazen… Bir milletin büyüklüğü savaş meydanlarında değil, mahkeme salonlarında belli olur. Lotus davası işte o anlardan biridir.

Sessiz ama derin… Tarihin sayfalarında küçük bir olay gibi görünür. Ama bir milletin hafızasında kocaman bir dönüm noktasıdır. Bugün o sekiz denizciyi hatırlamak gerekir. Çünkü devlet dediğimiz yapı, onların hatırasını koruyabildiği sürece devlettir.

Ve hukuk dediğimiz şey ancak insan hayatını savunabildiği sürece anlamlıdır. Bir gemi çarpıştı. Sekiz insan öldü. Bir dava açıldı. Ve genç bir Cumhuriyet dünyaya şunu söyledi: “Ben buradayım.”

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.