Hava Durumu

Bir gün hepimiz yaşlanacağız

Yazının Giriş Tarihi: 26.09.2026 00:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.09.2026 00:05

İnsan, dünyaya geldiği andan itibaren yaşlanmaya başlar. Çocukluk, gençlik ve yetişkinlik, aynı yaşam yolculuğunun birbirini izleyen duraklarıdır. Ne var ki çoğumuz yaşlanmayı kendimizden uzak bir ihtimal olarak görürüz.

Aynaya baktığımızda değişen yüzümüzü fark ederiz ama zamanın bizi nereye götürdüğünü düşünmek istemeyiz. Sanki yaşlılık yalnızca başkalarının başına gelen bir durummuş gibi davranırız.

Oysa yaşlanmak bir hastalık değildir. İnsan hayatının doğal bir evresidir. Fiziksel gücün azalması, hareketlerin yavaşlaması veya günlük işlerde yardıma ihtiyaç duyulması, insanın değerinden hiçbir şey eksiltmez. Buna rağmen toplumda yaşlılığı bir eksiklik, yaşlı bireyleri ise zamanla başkalarına bağımlı hâle gelen insanlar olarak değerlendiren anlayışlarla karşılaşabiliyoruz.

İşin en üzücü tarafı, bu yaklaşımın bazen yaşlı insanların en yakınlarından, kendi çocuklarından gelmesidir.

Bir zamanlar geceleri uykusuz kalarak çocuğunun başında bekleyen anne, yıllar sonra kendisine ayrılacak birkaç dakikalık zamanı bekleyebiliyor. Evladının geleceği için kendi ihtiyaçlarını erteleyen baba, yaşlandığında aynı evladının hayatında kendisine yer bulmakta zorlanabiliyor.

Oysa bir anne veya babanın yıllar içerisinde gösterdiği emeği yalnızca maddi imkânlarla ölçmek mümkün değildir. Onların fedakârlıkları, çoğu zaman çocuklarının hiçbir zaman tanık olmadığı zorlukların içinde saklıdır.

Benim babam da böyle bir insandı.

Henüz üniversite öğrencisiyken dünyaya gelmişim. Kendi eğitimini sürdürmeye çalışırken bir yandan da baba olmanın sorumluluğunu üstlenmiş. Üstelik ailesinden destek görmeden, geceli gündüzlü farklı işlerde çalışarak hayatımızı devam ettirmek için mücadele etmiş.

Bugün geriye dönüp baktığımda, onun yalnızca ailemizin geçimini sağlamak için çalışmadığını daha iyi anlıyorum. Kendi gençliğinden, zamanından ve belki de gerçekleştirmek istediği bazı hayallerinden fedakârlık ederek benim geleceğime katkıda bulunmuş.

Hayatımın en önemli dönemeçlerinde yanımdaydı. Varlığı bana güven verirdi. Bir konuda karar vermem gerektiğinde onun düşüncelerini önemserdim. Kendisine duyduğum saygı, yalnızca babam olmasından değil, yaşamı boyunca ortaya koyduğu emekten ve bana gösterdiği sevgiden kaynaklanıyordu.

Ne yazık ki onu kaybettik.

Ancak aradan geçen zaman, babamın hayatımdaki yerini değiştirmedi. Bugün hâlâ düşüncelerimde, hatıralarımda ve kalbimde bütün canlılığıyla yaşamaya devam ediyor.

Keşke hayatta olsaydı.

Keşke yeniden karşılıklı oturup konuşabilseydik. Birlikte geçirdiğimiz sıradan bir günün bile bugün ne kadar kıymetli olduğunu ona anlatabilseydim.

İnsan bazen kaybettiği bir yakınının ardından büyük olayları değil, birlikte geçirdiği küçük anları özlüyor. Bir ses, bir bakış, bir öğüt veya aynı sofrada yapılan kısa bir sohbet, yıllar sonra paha biçilemez bir hatıraya dönüşebiliyor.

İşte bu nedenle, anne ve babaları hayatta olan insanların onların varlığını sıradanlaştırmaması gerektiğini düşünüyorum.

Elbette her ailenin geçmişi ve ilişkileri aynı değildir. Her anne ve baba ile çocukları arasında sevgiye dayalı bir bağ kurulamayabilir. Ayrıca yaşlı bir insanın profesyonel bakım hizmeti alması, ailesi tarafından terk edildiği anlamına gelmez. Önemli olan, bireyin ihtiyaçlarının karşılanması kadar isteklerine, kararlarına ve insanlık onuruna da saygı gösterilmesidir.

Ancak hiçbir zorunluluk bulunmadığı hâlde yaşlanan anne ve babasını görmezden gelen, onların varlığını kendi yaşamına yük olarak değerlendiren insanların tutumları üzerinde düşünmek gerekiyor.

Bir zamanlar yürümeyi öğrenirken ellerinden tuttuğumuz insanların, yaşlandıklarında bizim kolumuza ihtiyaç duymaları neden sabırsızlıkla karşılanıyor?

Çocukluğumuzda aynı soruyu defalarca sormamıza anlayış gösteren anne ve babalarımızın, ilerleyen yaşlarında bir konuyu yeniden anlatmaları neden tahammülsüzlük yaratıyor?

Üstelik yaşlı bireylerin hepsi yardıma muhtaç değildir. Birçoğu bağımsız yaşamını sürdürmekte, çalışmakta, üretmekte ve toplumsal hayata katkıda bulunmaktadır.

Onlara gösterilecek saygıyı yalnızca geçmişteki emeklerine veya bugünkü üretkenliklerine bağlamak da doğru değildir. İnsan, herhangi bir başarı ortaya koymasa bile saygıyı hak eder.

Yaşlılara karşı sorumluluğumuz yalnızca aile ilişkileriyle sınırlı kalmamalıdır. Sokakta, hastanede, toplu taşıma araçlarında veya kamu kurumlarında karşılaştığımız yaşlı bireylerin yaşamını kolaylaştırmak, toplumsal dayanışmanın doğal bir parçası olmalıdır.

Çocuklarımızın bu anlayışı kazanmasını istiyorsak onlara yalnızca nasihat vermek yeterli olmayacaktır. Bizim yaşlı insanlara nasıl davrandığımızı görmeleri, çoğu zaman söylediklerimizden daha kalıcı izler bırakacaktır.

Bugün babamın hatırasını yaşatırken onun bana bıraktığı en önemli miraslardan birinin insanlara gösterilmesi gereken saygı ve vefa olduğunu düşünüyorum.

Artık kendisine sarılma imkânım yok. Sesini yeniden duyabilmeyi, onunla bir kez daha konuşabilmeyi isterdim.

Bu nedenle anne ve babaları hayatta olan insanlara söylemek istediğim bir şey var: Onlarla geçirebileceğiniz zamanı ertelemeyin. Söylemek istediğiniz güzel sözleri, göstermek istediğiniz sevgiyi ve paylaşabileceğiniz anları belirsiz bir geleceğe bırakmayın.

Çünkü bir gün hepimiz yaşlanacağız. Ancak hepimizin sevdiklerimizle yeniden bir araya gelme fırsatı olmayacak.

Bugün yanımızda olan insanların kıymetini bilelim. Yarın onları özlediğimizde, geçmişe dönüp kendilerine ayıramadığımız zamanı geri getiremeyebiliriz.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.