Akşam işten dönerken telefonundan kiralık ev ilanlarına baktı. Beğendiği dairenin kirasını maaşıyla karşılaştırdı. Ardından depozitoyu, taşınmayı, buzdolabını, yatağı düşündü. Hesap uzadıkça ev küçüldü; sonunda ekranı kapattı. Ailesinin yanındaki odasına dönecekti. Kimseyle tartışmamış, işini kaybetmemişti. Yalnızca kendi hayatını kurmanın bedelini hesaplamıştı. O akşam ertelenen şey bir taşınmadan ibaret değildi.
Kendi düzenini kurma isteği, bir kez daha belirsiz bir tarihe bırakılmıştı. Gençlikten söz ederken cesaret, yenilik ve girişim bekliyoruz. Risk almalarını, üretmelerini, sorumluluk üstlenmelerini istiyoruz. Fakat ilk adımın maliyeti karşılanamaz hâle geldiğinde cesaretin önüne hesap makinesi geçiyor.
İnsan neyi başarabileceğini düşünmeden önce, başarısız olursa nerede barınacağını hesaplıyor. Böyle bir ortamda temkinli davranmayı kolayca isteksizlik diye yorumlayabilir miyiz? Ekonomik kaygılar, eğitim kararının içine daha tercih yapılırken giriyor.
Bir genç sevdiği alanı okumak isterken ailesinin başka şehirdeki barınma giderlerini karşılayıp karşılayamayacağını düşünüyor. Diğeri, yeteneklerine uygun meslek yerine daha hızlı gelir sağlayacağını umduğu bölüme yöneliyor.
Elbette meslek seçerken çalışma hayatını hesaba katmak gerekir. Ancak geçim endişesinin bütün seçenekleri daraltması, toplumun yetiştirebileceği insan kaynağını da sınırlar. Mezuniyet, bu hesabın bittiği yer olmuyor. İş bulmakla düzenli bir hayat kurmak arasında başka bir mesafe var. Ücretin miktarı kadar devamlılığı da önem taşıyor.
Önümüzdeki ay nerede çalışacağını bilmeyen birinin yıllara yayılan sorumluluklara gönül rahatlığıyla girmesi kolay değil. Aile yanında yaşamak kimi zaman istenen bir dayanışma biçimidir. Ayrılmak istediği hâlde ayrılamamak ise farklı bir durumdur.
Evlenme meselesini de bu çerçevede düşünmek gerekiyor. Birlikte yaşlanmayı isteyen iki insanın önüne kira, eşya, faturalar ve tören giderleri çıkıyor. Üstelik ekonomik güçlüklerin üzerine çevrenin beklentileri eklenebiliyor.
Düğünün gösterişi, evin eksiksiz döşenmesi, başkalarının beğenisi… Gençlere sade bir başlangıcı kabul etme alanı bırakmadan onlardan yuva kurmalarını beklemek çelişkili. Burada kamunun sorumluluğunun yanında ailelerin ve toplumun da kendine sorması gereken sorular bulunuyor.
Çocuk sahibi olma kararı, daha uzun bir geleceğin hesabını içeriyor. Bakım giderleri, çalışma saatleri, eğitim ve ebeveynlerden birinin gelir kaybı ihtimali birlikte düşünülüyor.
Her genç evlenmek veya çocuk sahibi olmak zorunda değildir.
Önemli olan, bunu isteyenlerin yalnızca ekonomik korkular yüzünden kararlarından uzaklaşmamasıdır. İnsanların hayat tercihlerini saygıyla karşılamak ile önlerindeki maddi engelleri azaltmak birbirini tamamlayan iki sorumluluktur.
Türkiye’de evlenecek gençlere yönelik faizsiz kredi, doğum yardımları ve öğrencilere sunulan burslar gibi destekler bulunuyor. Bunların varlığını görmezden gelmek adil olmaz. Bir başlangıç giderinin karşılanması bile bazı insanlar için önemli bir rahatlama sağlayabilir.
Bununla birlikte, desteğin etkisini değerlendirmek için açıklanan tutardan fazlasına bakmak gerekir: Kimlere ulaşıyor, hangi ihtiyacı karşılıyor, ne kadar sürüyor ve sonrasında nasıl bir yük doğuruyor? Avrupa ve Nordik ülkelerdeki örnekler de aynı sorularla incelenmeli. Kira katkısı, öğrenci yardımı, ebeveyn ödeneği ve çocuk destekleri farklı ihtiyaçlara karşılık veriyor. Ülkelerin koşulları ve yararlanma kuralları birbirinden farklı. Dolayısıyla yabancı para cinsinden bir rakamı liraya çevirerek sonuca ulaşamayız.
Desteğin yerel yaşam giderleri içindeki payı ve kişinin hayatına sağladığı devamlılık, karşılaştırmanın merkezinde olmalıdır. Tam burada başka bir vatandaşın itirazı duyulabilir: “Ben de vergi ödüyorum, kiramı güçlükle karşılıyorum. Evlenmediğim veya yaş sınırını geçtiğim için neden dışarıda kalıyorum?” Bu soruyu bencillik diye kenara itemeyiz.
Kamu bütçesinden yapılan her harcama, o bütçeye katkıda bulunanların adalet beklentisiyle birlikte değerlendirilmelidir. Yardım alanın ihtiyacı kadar, benzer güçlükler yaşadığı hâlde yardım alamayanın durumu da görünür olmalıdır. Öte yandan ortak bütçe, herkesin ödediğini aynı biçimde geri aldığı kişisel bir hesap değildir.
Çocuğu olmayanlar okullara, bugün sağlıklı olanlar sağlık hizmetlerine katkıda bulunur. Toplumsal dayanışma biraz da hayatın farklı dönemlerindeki ihtiyaçları birlikte karşılayabilmektir. Fakat bu gerekçe, her programı tartışılmaz kılmaz.
Koşulların açık olması, kaynakların özenle kullanılması ve sonuçların denetlenmesi gerekir. Örneğin ekonomik durumları birbirine çok yakın iki kişiden birinin yalnızca dar bir yaş sınırı nedeniyle kapsam dışında kalması açıklama gerektirir.
Desteklerin kolay anlaşılması ve başvurunun erişilebilir olması da adaletin parçasıdır. Yardıma en çok ihtiyaç duyan kişi, karmaşık işlemler yüzünden başvuramıyorsa kâğıt üzerindeki hak gündelik hayatta karşılık bulamaz.
Başarı, dağıtılan kaynak kadar giderilen güçlükle ölçülmelidir. Gençlerin gelecek kurabilmesi için başlangıç yardımlarının yanında erişilebilir konut, düzenli istihdam ve ulaşılabilir bakım hizmetleri üzerine de düşünmeliyiz.
Borçlanma imkânı bir kapı açabilir; o kapının arkasındaki hayatın sürdürülebilmesi ise gelirle gider arasında makul bir denge ister. Sürekli ailesinin desteğine ihtiyaç duyan çalışan bir gencin sorununu yalnızca tasarruf öğüdüyle çözemeyiz.
Bir ülke gençlerine gelecek vaat ederken bunun gündelik hayattaki karşılığını da sorgulamalıdır. Eğitim almak, kendi evine çıkmak veya aile kurmak ulaşılmaz hedeflere dönüştüğünde beklemek sıradanlaşır. Oysa ertelenen kararlarla birlikte zaman da geçer.
Geleceğin maliyetini konuşmak, tam olarak bu kaybı görmeyi gerektirir: Gençler para biriktirirken yaşayabilecekleri yıllardan ne kadar harcıyor?