İş arayanların umutla tıklayıp başvurduğu, işsizliğin gölgesinde umut aradığı yüz binlerce ilan… Birçoğu LinkedIn’de, bazıları kariyer sitelerinde, kimileri şirketlerin kendi sayfalarında. Türkiye gibi ekonomik dalgalanmaların sık yaşandığı ülkelerde bu ilanlar bazen bir çıkış kapısı, bazen “belki bu sefer” diyerek hayata tutunmanın bir yolu hâline geliyor.
Ancak son yıllarda sessiz bir iddia giderek büyüyor: Bu ilanların bir kısmı aslında gerçek değil. Hatta daha ileri bir söylenti var: Bazı şirketler bu ilanları çalışanlarına baskı uygulamak için kullanıyor.
Bu iddia kulağa bir komplo teorisi gibi gelebilir. Fakat biraz yaklaştığınızda, tozun içinde kalmış bir gerçeğin siluetini seçiyorsunuz. Çünkü hem Türkiye’de hem dünyada birçok araştırma, şikâyet ve çalışan anlatısı, bu sessiz oyunun zaman zaman gerçekten sahnelenmiş olduğunu gösteriyor.
GELMEYEN SESSİZLİK
İş arayışı döneminde her insanın içinde “Belki bu sefer…” diyen o ses vardır. Bir kişi düşünün: Aylarca iş aramış, onlarca ilana başvurmuş, her mesaj kutusuna düşen “Teşekkür ederiz, sizinle ilerleyemiyoruz” mesajına biraz daha alışmış. Ama bir ilan göz kırpar; şirket büyük, pozisyon iyi, açıklama nefis, imkanlar umut verici.
Başvurur. CV’siyle umutlarını birlikte gönderir. Bekler. Ve o bekleyiş çoğu zaman sonsuz bir boşluğa düşer. Çünkü o pozisyon, gerçekte hiç var olmamıştır. Peki niçin?
Bir İlan Neden Sahte Olur?
Sahte ilan meselesi üç ana başlıkta toplanır.
“Büyüyoruz” algısı yaratmak
Bazı şirketler, gerçek bir pozisyon açmadan ilan yayımlayarak yatırımcıya, pazara, hatta rakiplere büyüyen bir yapıda olduklarını göstermek ister. Bu ilanlar, aslında şirket vitrinine asılan bir “imaj afişi” gibidir.
2.CV havuzu şişirmek
Gerçekte acil alım olmasa da şirketler, uygun adayları ileride kullanmak için veri toplar. Bu süreçte kimseyi işe almaz ama başvurular birikir.
3. Çalışanı baskılamak
En tartışmalı konu bu. Bazı çalışanlar şunu anlatıyor: “Şirket sürekli benim pozisyonum için ilan açıyordu. Her gördüğümde ‘Acaba beni gözden mi çıkarıyorlar?’ diye düşünüyordum.” Bu iddiaların hepsi kanıtlanabilir nitelikte değil; fakat iş hayatının rekabetçi ve çoğu zaman acımasız doğasında “olmaz” demek de pek mümkün değil.
ÇALIŞANI NASIL ETKİLER?
Dışarıdan bakınca “Basit bir ilan işte” diye düşünebilirsiniz. Ama içeriden bambaşkadır. Bir çalışan her sabah LinkedIn’e girdiğinde kendi pozisyonunun “aktif olarak arandığını” görüyorsa; maaş pazarlığı yapamaz, itiraz edemez, sesini çıkaramaz, haklı olduğu konuları bile dile getiremez hâle gelir. Çünkü korkar.
Yerine yüzlerce kişi başvurmuşken, o kendini hep “kolayca vazgeçilebilir” biri gibi görür. Bu durum psikolojik olarak mobbing kapsamına girer. İş Kanunu’na göre de çalışan isterse sözleşmesini haklı nedenle feshedip kıdemini alabilir. Yani hukuken karşılığı vardır. Ama ispatı zordur.
BU SAHTE İLANLAR NEDİR?
Türkiye’de doğrudan “sahte iş ilanı suçtur” diyen bir madde yok. Ama dolaylı biçimde işaret eden birkaç güçlü alan var: 4904 sayılı İŞKUR Kanunu: Gerçeğe aykırı ilan vermek idari yaptırıma tabidir. Şirket para cezası alabilir. Türk Ticaret Kanunu (Haksız Rekabet): Bir ilan aracılığıyla şirket kendini olduğundan farklı gösteriyorsa bu haksız rekabet sayılabilir. İş Kanunu (Mobbing): Çalışan üzerinde baskı yaratmak amacıyla ilan açılıyorsa bu ahlaka aykırı davranıştır.
Teorik olarak bu maddeler güçlüdür. Pratikte ise çoğu zaman uygulanamaz. Çünkü bir şirket her zaman şu savunmayı yapabilir: “Pozisyonu değerlendiriyorduk.” “Bütçe onayını bekliyorduk.” “Uygun aday bulamadık.” “CV havuzu için açtık.” Bu yüzden, sahte ilanı ispat etmek çoğu zaman gölgeleri yakalamaya benzer.
İŞ ARAYANLARIN PSİKOLOJİSİ
Sahte ilanların yarattığı en derin yara, iş arayanların yaşadığı sessiz çöküştür.
Bir ilan sahte olduğunda aslında: İnsanların umudu çalınır, emekleri yok sayılır, kendilerine duydukları güven zedelenir, “Bende bir eksik var” duygusu kök salar, işsizlik sadece ekonomik değil, duygusal bir yıkıma dönüşür. Çünkü her başvuru bir emektir.
Her CV bir hayat hikâyesidir. Her beklenti, bir insanın geleceğe uzattığı eli temsil eder. Ve sahte bir ilanın geride bıraktığı hayal kırıklığı, çoğu zaman bir reddedilmeden daha ağırdır.
TOPLUM NEDEN SESSİZ KALIYOR?
Aslında sessiz değiliz; sadece yorgunuz. İşsizlik, ekonomik belirsizlik, düşük ücretler, geçim sıkıntısı… Tüm bunlar bir araya gelince insanlar çoğu zaman ses çıkartacak enerjiyi bulamıyor. Bir de sistem şöyle işliyor: Başvuru çok, pozisyon az, aday fazla, rekabet yüksek.
İnsanlar şikâyet etmekten çekiniyor çünkü “Acaba ileride beni etkiler mi?” diye düşünüyorlar. Bu sessizlik, sahte ilanların varlık alanını genişletiyor. Çözüm Var mı? Elbette var. Ama çözüm bireysel değil, yapısal olmak zorunda.
Şeffaf ilan zorunluluğu getirilebilir. Pozisyon kapatıldığında ilanların kaldırılması şart koşulabilir. ATS filtrelemeleri şeffaf hâle getirilebilir. İlan açan şirketler denetlenebilir. Mobbing kapsamına giren “baskı ilanları” için özel bir yaptırım oluşturulabilir.
LinkedIn gibi platformlara Türkiye için uyumlu bir doğrulama sistemi getirilebilir. Ancak en önemlisi: Toplum bu meseleyi konuşmaya başlamalı. Çünkü konuşulmayan sorun, çözülmez. Görmezden gelinen yara, kapanmaz.
BİR İLAN, BİR İNSAN
İş ilanları artık sadece iş arayanın değil, toplumun aynası. Orada gördüğümüz; şirketlerin değerlerini, piyasanın psikolojisini, çalışanların konumunu, güven duygusunun eriyip erimediğini, geleceğe olan umudun ne kadar kaldığını gösteriyor.
Ve biz bu aynaya bakarken şunu unutmamalıyız: Her ilan gerçekte bir insanın gözünde bir ihtimaldir, bir ihtimal ise bazen bir insanın tüm yaşamını değiştirir. Sahte ilanlar, sadece etik bir sorun değil; aynı zamanda toplumsal bir yara, ekonomik bir çarpıklık ve insanın en değerli duygusu olan umutla oynanan bir oyundur.
Ve biz umutla oynayan hiçbir sisteme “normal” diyemeyiz.